Geçim sıkıntısı, can sıkıntısı

Ayakkabıcı şunu da dener misin? diye ayakkabılardan farklı bir modeli müşterinin önüne bırakırken konuşma sırası müşterideydi.

-Ayakkabı sıkınca arka taraf vuruyor. Bu durum beni rahatsız ediyor! Ayakkabıcı:

-Sen ne kadar aynı numara giyersen giy, ayakkabı vuruyorsa seni rahatsız ve huzursuz etmeye devam edecektir kardeşim. Müşteri:

-İnsanoğlu, bırak ayakkabıyı, terlikle bile gitmeye razı oluyor, ayakkabı vurunca! Ayakkabıcı:

-Bu yüzden ayakkabı alırken ayaktaki son durumu güncelleyerek rahat edebileceğin bir ayakkabı ve numarayı tercih etmelisin, hep aynı numaraya ve markaya takılıp kalmamalısın. Bu durum hükümetlerde, siyasette bile böyle. İnsanlar biraz ekonomik daralma yaşasın hemen yeni yüzler görmeyi dillerine dolarlar. Ayakkabı dururken terliğe bile razı olurlar, Eee bu ekonomi, iyi kötü dinlemez, diyordu.

Konuşma, süregiden, rutin, basmakalıp bazı durumlardan artık insanın sıkılabileceğini anımsattı bana. Artık dar gelen bir kalıp ayağa vurmaya başlıyorsa, bu durum bir değişikliğe zorluyor. Hatta en yakında ne varsa, ‘bayağı’ da olsa, sıradan da olsa ona yönelmeye insanoğlunu mecbur bırakıyor. Bu ayakkabıcı-müşteri diyaloğuna ‘geçim derdini’, ‘seçim derdi’ gibi düşünmek istemedim. Siyaset tarafından değil de psiko-sosyal tarafından bakmaya çalıştım.

Aslında iki tür sıkıntı var diyebiliriz; birisi dışsal, diğeri içsel. Geçim sıkıntısı daha sosyo-ekonomik. Can sıkıntısı daha psikolojik! Aslında dışardaki yangın! İçeriye dalmışsa o çok daha vahim. Bir dergide 1 okumuştum “Teknoloji ve bilim gelişse de insanın içsel sıkıntısı, geçim derdi, gelecek kaygısı vb. hep aynıdır, değişmez” diyordu. Evet doğru, birçok aile geçim sıkıntısı çekiyor. Hayat pahalılığı günden günde artıyor. Alım gücü düşüyor. Ancak yaşantımız devam ediyor. Umudumuzu yitirmeden, kanaatten ayrılmadan yolumuza devam edeceğiz. Her insanın bir imtihanı var ve olmaya devam edecek.

Karamsar olup dünyamızı karartmaya değil; ‘karanlığa karşı bir mum yakmaya’ azmetmek gerekir. ‘Tebdili mekânda ferahlık vardır’ atasözündeki anlayışla sadece kendimize değil düşüncelerimize de mekânlar, kanallar açalım. Sıkıntılarımıza takılıp kalmadan yeni açılımlar, pozitif değişimler geliştirelim. Yaptığımızda ferahlık ve rahatlık hissedeceğimiz alanlarla, şartlarla sıkıntılarından kurtulmanın uğraşı içinde olalım. Geçim derdinin kişiliğimizde, ailemizde geçimsizliğe götürecek sorunlara, psikolojik takıntılara davet çıkarmasına izin vermeyelim.

Tarihin birçok döneminde hayat şartları insanoğlunu ekonomik, siyasal ve sosyal olarak etkiler. Ancak bu şartların sürekli olumsuz ve kalıcı olacağını düşünmek, bu sorunun çözülmez ve geçmez olduğunu çaresizce kabullenmek iç sıkıntılarımızı körükler. İşin siyasi yönünden ziyade ben bu yaşanan daralmalarının, bunalım ve buhran dönemlerinin yaşatacağı değişim kırılmalarından nasıl etkilenmeliyiz diye kafa yoruyorum. Ya ah vah edip kızgınlıkla kestirip atmakla ya da geniş ve sabırla davranmak! Doğrusu teennice hareket etmek/ acele davranmadan sorunlara yaklaşmak, düşünceli davranmaktır. Ya serçe telaşıyla veya fevri davranıp sinirlerimize hakim olmadan. Ya da sabır boyutuyla olaylara feraset / anlayış, sezgi gözünden bakarak…

 

Bu güzel dünyanın içinde mümince davranışları bırakıp, ‘orta yoldan’ saparsak işimiz zorlaşır. Mütedeyyin olmak güzeldir. Feveran edercesine, yarışırcasına, dünyanın ortasına koşarsak ahireti unuturuz. Ahiretten nasiplenmek istiyorsak ‘Herkes bir gün geçim sıkıntısı ile imtihan olabilir’ düşüncesini kabul etmeliyiz. Bilakis insan başıboş ve yalnız değil; mutlak bir sahibi var. Çünkü herkes zengin olacak, herkes fakir kalacak diye bir durum yok.

İslam ne güzel bir din! Her yönüyle somut ve insana özgü bir din. Bireyi rahatlatan, insana huzur veren, mutmain olmasını sağlayan bir yaşam biçimi. İslam’da zekat, sadaka ve karzı hasen / güzel borç kanalları uygulandığında nasıl bir toplum içinde olabileceğinizi bir düşünün. "Komşusu açken tok olarak yatan kimse bizden değildir." (Hakim, Müstedrek) hadisi şerifi, toplumsal yönüyle bu geçim sıkıntısını tedavi etmenin işaretidir. Sosyal refahın, ‘şükür’ün olduğu bir toplum müslümanca bir yaşantı ile mümkün. Rabbimiz taşıyamayacağımız ‘yük’ vermesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.