Corona’ya Mektup Yazan D/Veli

Merhaba Corona,

Ben insanoğlu, mektubunu aldım. Cevap beklemediğini yazmışsın mektubun sonunda. Fakat yazdıkların karşısında suskun kalamazdım. Mektubu bir günde bitirebildim. Yo yo, okuma yazmamda sıkıntı yok; aklına öyle bir şey gelmesin. Bilâkis yazdıkların yüreğimi öyle  acıttı ki ağlamaktan çoğu cümle boğazıma dizildi. Söylediklerini hazmetmeyi bırak, yutkunamadım bile. En kötüsü de yerden göğe, arzdan arşa, baştan sona haklı olman! Başımı ellerimin arasına aldım, derin derin düşündüm. Tefekkür ettim, utandım, pişman oldum, tevbe ettim. Pek çok şeyi hatırladım, en başta da “insan” olduğumu. Sonra, “ölüm”ü... Şimdi seninle, mektubunu aldıktan sonra düşündüğüm, hatırladığım şeyleri paylaşacağım. 

Ben kendimi bedenden ibaret sanıyormuşum meğer! Hz. Mevlana’nın, “ Bedenin bindiğin eşek. Dizgin sendeyken âhire gidersin ama işi eşeğe bırakırsan ahıra gidersin.” sözünü hiç irdelememişim. İnfakın,  imkan değil iman meselesi olduğunu da unutmuşum. Elimi bir türlü vermeye alıştıramamışım, can vereceğim gerçeğini unutarak. “Can değil ki mülkü verek” demiş ya bir Kayserili. O hesap benimki de işte. Oysa beden almakla, ruh vermekle doyar imiş. Bedenimi beslemişim de zavallı ruhumu aç bırakmışım. Sen kıssa anlatmıştın mektubunda bana, ben senden geri mi kalayım. Dinle şimdi! Zamanında çok zengin biri varmış. Sormuşlar nasıl bu kadar zengin oldun diye. Cevap şu : “Allah bana verdi, ben garibana verdim; Allah verdi, ben verdim; Allah verdi, ben verdim. Eee, O’nunla yarış mı olur? O kazandı elbet!” Ne kadar manidar değil mi? 

“Dünyaya geldiğimiz günden daha anlamlıdır, neden dünyaya geldiğimizi anladığımız gün” diyor yazar. Şu günlerde dünyaya geliş sebebimi sorgular oldum sevgili Corona. (Sana “sevgili” diye  seslenmek de bir tuhaf ama yazmış bulundum. Ayrıca mektubunda acı da olsa gerçekleri yüzüme vurduğuna göre dost sayılırız.) Şunları düşünüyorum bu aralar, hadi bu sefer de sen eşlik et bana! Musibetler, yapmamız gerekenlerden kaçmamız, yasak olan şeyleri yapmamız, verilmesi gerekeni vermememiz, alınması gereken ibreti almamamızdan kaynaklanıyor olabilir mi? “Haram ama...” ile “Ama haram!” arasındaki fark görünüşteki  kadar küçük müdür? İnsanın hoşuna giden her şey nimet, hoşuna gitmeyen şeyler ise acaba gerçekten azap mıdır? Hazineler musibetlerde saklı olabilir mi? İmtihanlar, “alâ-yı iliyyîn” (üstün makam) ile “esfel-i sâfilîn” (en aşağı makam) arasındaki konumumuzu göstermesi bakımından bir vesile olabilir mi? Asıl sorun baştaki dertlerin büyüklüğü müdür yoksa sabrın azlığı mıdır? Duadan başka silahı olmayan birinden daha güçlü  bir ordu var mıdır? Allah’ı bulan neyi kaybetmiş, Allah’ı kaybeden neyi bulmuştur? Musibetin en güzel getirisi Allah’ a yakınlık olabilir mi? Yani bu sefer, aklımda deli değil akıllı sorular var sevgili Corona. 

Mektubumda bazı yazarlardan bahsettim, onların mesajlarını ilettim de ; asıl mesajları yazmadan, Allah’ın konu ile ilgili dediklerini iletmeden geçemeyeceğim. “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, "Doğrusu biz Allah’a aitiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz" derler. İşte Rab’lerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır.” (Bakara 155-157) “İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan, ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner (dini kötüleyerek ondan vazgeçer). O, dünyayı da, Ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur.” (Hac 11) “Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki, bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.” (Furkan 20) “Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.” (Araf 168) “Andolsun biz sizi deneyeceğiz ki içinizden cihat edenleri (güçlüklere) sabredenleri bilelim ve söylediğiniz sözlerin (doğru olup olmadığını) sınayalım.” (Muhammet 31)

Allah sözü üstüne söz olmaz gayrı. Mektubu burada zorunlu sonlandırıyorum. Bizden uzak ol lütfen Corona. Sen uzak ol ki biz sevdiklerimizle yakın olalım. Hoşça kal ve n’olur sen de evde kal. 

Nam-ı diğer Seyyahedibe

Not: Metinde bahsedilen Corona'dan gelen mektuba,  yazarın bir önceki yazısında ulaşabilirsiniz. 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum