Çanakkkale zaferi ve topal milliyetçilik

Çanakkale Zaferi’nin 106. Yılını kutluyoruz. Yüz altı yıl önce atalarımız dünyada eşi benzeri görülmemiş bir savunma savaşı ve zaferi kazanmışlar. Bununla gurur duyuyor, bununla övünüyor ve her zaman bunu anıp kutluyoruz. Böyle bir savaşı yapmış ve kazanmış olan her milletin torunlarının dedeleriyle övünmek haklarıdır. Çanakkale Savaşı’nın içeriğini, destansı hikâyelerini defalarca dinledik ve de dinlemeye devam edeceğiz.

Bu tip sevgi gösterileri ve sahiplenmelerde belli bir süre sonra sapmalar meydana geliyor. Bir çok peygamberin ümmetinde de böyle sonradan sapmaları görüyoruz. En belirgin biçimde de İsa Peygamber’in ümmeti veya onun dinine mensup olduklarını iddia eden Hıristiyanlarda görmekteyiz. Yok efendim İsa Allah’ın oğludur, yok üçün üçüncüsüdür veya Allah’tan bir parçadır gibi- kutsama yerine –küfre, sapıklığa gitmişlerdir. Bence bu sevgiden değil, şeytanın tuzağına düşmedir. Şeytan önünden takoz koyarak engelleyemediği bir kişiyi veya inancı, hareketi arkasına geçip aşırı şekilde iteleyerek yoldan çıkıp bir yere toslamasına sebep olabiliyor.

Çanakkale Zaferi’nin kutlamalarında da böyle garip bir sapmalar meydana gelmeye başladı. Eğer şöyle kısaca sayacak olursak:

1-Çanakale ruhuna uygun davranmamak bir eğlence, festival havası estirmek. Yakında güzellik defilesi düzenlenirse hiç şaşmam.

2-Hamaset edebiyatı, naralar, nutuklar, garip tavırlar, garip giyim kuşamlar,

3-Bid’at ve hurafelere doğru kayma; bilmem kaç binli hatim ve salavat paketleri,

4-Ekonomik sektör haline dönüşmesi,

5-Bürokratların kendilerini sergileme alanı haline gelmesi.

6-Garip ve çarpık bir milliyetçilik damarının körüklenmesi.

Bu son madde üzerinde biraz durmak istiyorum. Cenabı Allah her türlü ırkçılığı yasaklamış, Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Kim ki, asabiyet (ırkçılık) iddiasında bulunursa bizden değildir, ırkçılık uğrunda savaşan bizden değildir ve ırkçılık uğrunda ölen bizden değildir.” Hadisi şerifleriyle ırkçılığı telin etmiştir. Irkçılığın biraz sulandırılmış, yumuşatılmış ve şekerlenmiş hali ise milliyetçiliktir. Bugün bizim ülkemizdeki milliyetçilik algısı buram-buram ırkçılık kokmaktadır. Hem de Allah’ın yasakladığı, Peygamberimizin telin ettiği biçimiyle. En yetkili ağızdan çıkan cümle Allah muhafaza insanı kötü noktalara sürükleyebilir. Ne demek yani: “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.” Söz konusu vatan olunca her türlü körle-topalla birlik olup vatanımı kurtaracağız? Kimi kimden kurtaracağız? PKK’nın kamplarında boy-boy fotoğraf çektirenlerle birlik olup “söz konusu vatansa…” naraları atıp topal bir milliyetçilik akımı oluşturmak akla ziyan bir iştir. Hem de bunu bazı kutsal değerlerimiz üzerinden yapmak en kötüsüdür.

Ben pozitivizme karşı değilim, pozitivist de değilim. Pozitivizmin etkisinde kalarak ve de ellerine bir-iki malzeme bularak manevi güçleri tümden reddeden bazı hoca geçinen tiplerden de pek hoşlanmam. Allah aşkı ile ve Allah’ın yardımıyla nice başarılamayacak, ulaşılamayacak işlerin aşılabildiğini okuyoruz ve duyuyoruz. Zaten Kur’an bize bunu “Görünmeyen ordularla size yardım edildi”(Ahzap ve Enfal Sureleri) şeklinde haber veriyor. Ancak böyle olayların bir şekilde delillendirilmesi çok önemlidir. Mesela, Seyit Onbaşı olayında; birincisi, top namluya sürülmüş ve atılmıştır, olay gerçektir ve olmuştur. İkincisi; yanında kimsenin olmadığı ve ona kimsenin yardım etmediği de kesin. Üçüncüsü; topun ağırlığının yaklaşık 250 kg. olduğu da belli, dördüncüsü ise; gemiyi vurup batırdığı da kesindir. Deliller fazlasıyla mevcuttur. Zaten meselemiz bu da değil, meselemiz o günkü askerimizdeki Allah aşkını terennüm edebilmektir. Yoksa dünyanın en yakışıklı, en özel milleti olduğumuz için Allah’ın yardımı bize gelmiyor. Her canlıyı ve milleti Allah yaratmıştır. Allah için herkes aynıdır. Ancak: “….Haberiniz olsun ki Allah katında en üstün olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.”(Hücurat:13)

Ben çoğu insanımızın bu konularda iyi niyetli olduğuna inanıyorum. Ama bütün iyi niyetlere rağmen yapılan işlerin bir takım yanlışlıklar içerdiğini görüyor ve hep esas olan ruhtan-özden uzaklaştırıldığını gözlemliyorum.

Biz çok güçlüyüz, biz üstün bir milletiz. Bizim kurduğumuz şehirler medeniyetler asla yok olmaz, yıkılmaz diyen, Ad Kavmi, Semud Kavmi, Medyen halkı, Eyke ve Tübba halkı hepsi helak oldular. Bu gün onların yerlerinde yeller esiyor, saraylarında baykuşlar tünüyor.

Ancak biz bu gün hala Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer’e, tüm Sahabeler’e ve ecdadımız Seyit Onbaşı’ya rahmet okuyor onları anıyoruz. Çünkü onlar Allah’ın yolundan gittikleri için ölümsüzleşmişlerdir. Ama asla milliyetçilik yaparak değil; hele- hele sapkın topal milliyetçilik hiç değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar