Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Bilirkişilik bir meslek olmamalıdır

Hukukumuzda “ehlivukuf” terimiyle bilinen bilirkişilik mahkemelerde hâkim ve savcıların hukuki bilgileri dışında kalan teknik ve özel konularda görüşlerine yazılı veya sözlü olarak başvurulan üçüncü kişi veya kişiler kastedilir.

Osmanlı hukuk sisteminde yer alan bir terim olan ehlivukuf”  İslâm hukukuna dair klasik kaynaklarda ise "ehlü'l-ilm, ehlü'l-basar ve'l-ma'rife, ehlü'l-basîre, ehlü'l-hibre" gibi aynı anlama gelen tabirlerle ifade edilir ve bu günkü hukukta bilirkişi kelimesiyle birlikte eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Tariften anlaşılacağı üzere bilirkişilik günlük hayatta karşılaşılan bütün olaylar için gerekli gibi görülse de hukuk konuları dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde başvurulması gerekirken maalesef bu gün uygulamada bu durum ortadan kalkmıştır.

Mesela inşaat yapım ihalelerinden elektronik kayıt incelenmesine, iş kazalarından işçilerin alacaklarının ve tazminatlarının hesaplanmasına, iş kazalarından trafik kazalarındaki kusurların ve hasarların tespitine,  gayrimenkul değer tespitinden sanat eserinin değerinin tespitine ve üretilen herhangi bir malın üretiminde kusur olup olmamasına kadar hayatın hemen her alanında bilirkişi incelemesi yapılmaktadır.

Bilirkişiye başvurma genelde hâkimin takdirine bağlı bir husus gibi görünürse de uyuşmazlık veya ispat konusunun ancak bilirkişi vasıtasıyla bilinmesinin mümkün olduğu meselelerde belli bir zorunluluktan bahsedilebilirse de son yıllardaki uygulamalardan avukatların bile şikâyetçi olmaları bu kurumun beklenildiği ölçüde faydalı olmayabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Özellikle kanun metninin okunması ile anlaşılabilecek konularda ehl-i vukuf tayininin hâkim için zorunluluk teşkil etmediği konusunda genel bir zorunluluk varken ve hâkimin, görülen davanın hukukî yönünü normal olarak bileceği veya bilmek zorunda olduğu için bu konularda bilirkişi tayini yerine hâkime geniş bir takdir yetkisi tanımanın ağır bastığı Hukuk Muhakemeleri Kanununa rağmen ve sadece özel ve teknik bilgiyi icap ettiren bir konuda bilirkişiye başvurulması gerekirken uygulamada bunu dışına çıkıldığı konularında şikâyetler her geçen gün artmaktadır.

Diğer taraftan hâkimin hukuk konuları dışındaki şahsî bilgisinin sınırlı sayıldığı düşünülerek bu gibi hallerde bilirkişiye başvurulması mecburiyetinin kendiliğinden ortaya çıktığı iddia edilse de uygulamada hukuki değerlendirmeyi yapacak kişinin hâkim olması gerekirken düzenlenen raporlarda kanuna aykırı olarak bilirkişilerin hukuki değerlendirmeler yaptığı görülmesi üzerine zaman zaman bilirkişiler de kurullara şikâyet edilmektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 2011 yılında yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile çözmeyi amaçlamış, mahkemelerce hukukun özel alanları adı altında hukuki bilirkişiliğe izin verilme eğiliminin önüme geçilmesi için “hukuk bilimi dışında” bilirkişiye başvurulabileceğini ve bilirkişiler tarafından hukuki konularda görüş bildirilemeyeceğini düzenlemiştir.

 Kanun koyucunun tartışmaya yer vermeyecek kadar açık bir şekilde hukuki konularda bilirkişilik kurumunu yasaklamış olmasına rağmen mahkemelerce geçmiş uygulamalar devam etmekte olup hukuki bilirkişiden vazgeçilmesi bir türlü mümkün mümkün olmamış ve kanuna rağmen Adalet Bakanlığının bilirkişilere ilişkin düzenlediği yönetmelik ile hukukun her alanında bilirkişiden görüş alınması mümkün hale gelmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu hukuki konularda bilirkişiden görüş alınmasını mahkemelere yasaklamış üstelik bu yasak sadece mahkemelerle de sınırlı tutulmamış, bilirkişilere de hukuki konularda görüş bildirmeleri yasaklanmıştır.

Bütün bu gelişmelere rağmen bu günkü uygulandığı şekliyle hukuki bilirkişilik kurumunun başından sonuna hukuksuz ve keyfi bir uygulama olduğu adliye binalarının dışına taşacak şekilde ve basın yayın organlarında yayınlanan olaylarda görüldüğü üzere kişi ve kuruluşlar arasındaki haklı veya haksız ) çıkarlar nedeniyle kanuna rağmen Adalet Bakanlığınca izin verilen bu kurumunun tümüyle ortadan kaldırılmasının gerekli olduğu akademik ve hukuk çevrelerinde sıkça dile getirilmektedir.

Kanun koyucu sadece gerektiğinde başvurulması gereken bir kurum olarak düzenlediği ve hukuk devletinin gerektirdiği şekilde hukuki bilirkişiliği kanunla yasaklamasına rağmen Adalet Bakanlığı ve mahkemeler uygulamaları bu kurumun devamında ısrar etmektedir.

Bir hukuk devletinde kabul görmesi mümkün olmayan ve ülkemiz dışında bir örneği de bulunmayan hukuki bilirkişilik kurumunun yanlışlığına Devlet ihale kanunu ile ilgili bir hususta yargılama yapan ceza mahkemesinin yargılama sırasında bir birinden farklı 3 ayrı kişi ve kuruluştan alınan ve birbiri ile tamamen çelişen 3 ayrı bilirkişi raporu istemesi karşısında olayın nasıl içinden çıkılmaz biri duruma sürüklendiğine bizzat şahit olmuş birisi olarak biz de bu kurumun tamamen ortadan kaldırılmasa bile yeniden düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz.

Son günlerde, “bilirkişilik uygulamaları” üzerinde oldukça fazla sayıda eleştiriler ve suçlamalar yapılıyor olmasına rağmen kanundan sapmalar sonucunda uygulamada bir takım kirliliklerin oluştuğu ifade edilse de bu şikâyet edilen sapma ve kirlenmelere kimin ya da neyin yol açtığı hususu pek tartışılmamaktadır.

Bu ortamın oluşmasının temel nedeninin bir sistem sorunu ise ve hukuktaki kurallar geçerli ise bilirkişilik kurumunun sağlıklı çalışması için şikâyet edilen sorunların ortadan kaldırılması için yürürlükteki kanunların bire bir uygulanması yeterli olacaktır.

Çünkü inancımız bize adaletin gerçekleşmesi yolunda her türlü titizliğin gösterilmesini ve bilgisizlikle, zanla, şüpheli bilgiyle hareket edilmemesi gerektiğini Kuran ayeti ile zorunlu tutmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum