BASAMAKLAR

Bir yükseğe tırmanırken veya çok katlı bir apartmanın bir dairesine ulaşmaya çalışırken bir kolaylığı, doğal veya bir insan yapısı merdiven basamaklarını kullanırız. Her basamak bizi biraz daha yukarılara, biraz daha farklı bir hava ortamına çıkarır. İnsanların düşünsel dünyaları da bu şekilde aşamalı gelişir her basamakta farklı bir düşünsel duruş ve tavır değişimi meydana gelebilir.

Aynı kaderi ve ortamı paylaştığımız, sürekli birlikte olduğumuz insanlarla birinci basamakta aynı düşünceyi benimseyip paylaşabiliriz. Bu basmaktaki konu hepimizin ortak olduğu bir konu olabilir. Bundan sonra ikinci basamağa (ikinci kata) çıkınca ufak-tefek farklılık gözükse de tamamen ayrı yollara gidilecek bir durum yine olmayabilir. Ancak şöyle bir sekiz-on basamak (sekiz-on kat) yukarı çıkarsak orada havalar farklı esebilir. Hiçbir olumsuz veya farklı durum da olmayabilir.

Konumuzu biraz güncellersek sanırım kastımızı daha net ifade etmiş olacağız.Birlik beraberlik çağrıları, hepimizin iyilik temennilerimizdir ve bunu merdivenin birinci basamağı olarak kabul edebiliriz. İkinci basamakta “Kavga ortamının bitirilmesi” ve “Kamplaşmanın, ötekileştirmenin, gerilimin hiç kimseye bir yarar getirmeyeceği” çağrısı var. Bu basamakta da çok az bir farklılık olsa da beraber hareket etme durumu söz konusudur. Yani kavga ortamının bitmesini hepimiz isteriz. Ama bir üst katta havalar başka türlü eser ki; kırılma noktası mı diyelim, yoksa ayrılma noktası mı diyelim bilemiyorum burada “kimin etrafında veya neyin etrafında birleşeceğiz.” düşüncesi bize buranın zor bir basamak olduğunu gösteriyor.

Ondan sonraki basamakta “Esasında biz doğru yapıyoruz, ama hep siz bozuyorsunuz” basamağı ise yine zor bir basamaktır.

Birinin birisine ziyarete gelip ülkede barış, huzur ortamını sağlama adına görüntü vermesi çok olumlu bir davranıştır. Kimsenin bu basamakta kimseye bir şey söylemeye hakkı yoktur. Ama bundan sonraki adımda içeride konuşulan konular ve alınan karalar deklere edildiği zaman içeriğinde hoşumuza gitmeyen bariz yanlış bir şeyler olursa kabul etmek ve uymak zorunda değiliz. Hz. Ömer’e meselenin hesabının sorulduğu gibi sorulur ve tatmin edici bir cevap alınır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Herkes emin olsun. 1400 yıldır İslam’ı kendisine gaye edinmiş topluluklarda da günümüzde de bu iddiayı sürdüren parti, vakıf, dernek, cemaat vs hepsinde de durumun böyle olması gerekmektedir. Kaldı ki böyle değilse iddiaları ile İslam’ın esasları arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkmış olur.

Biz konumuza geri dönersek; yani her adımı her basamağı mutlaka kabul etmek zorunda değiliz.

Bir gün bir tanıdığımla tartışırken o tanıdığım bana dedi ki:

_Benim bin tane oyum olsa binini de kendi partime atarım, dedi.

Ben de ona dedim ki:

_Benim bin tane oyum olsa binini de kendi partime atmam. Adam garip garip ve hayretle yüzüme bakınca ona dedimki:

_Eğer benim bin oyum olsa, bir tanesini atarım ,HAK’ta devam ederse ikincisini devam ederse ben de devam ederim, dedim. Sonra ona:

_İşte seninle benim aramdaki fark bu dedim.(pek te anladığını zannetmiyorum….)

Onun için biz her adımda ,her basamakta aynı hak çizgiyi koruyan, haklıya hakkını teslim eden bir zihniyet ve durum olduğu zaman ahdimize bağlı kalıp sadıklardan olmaya çalışırız.

Örneğin, evlilik te böyledir. Evliliğe (nikaha) halel getirecek bir durum söz konusu olursa o evliliği sürdürmenin bir anlamı yoktur. Ancak nikaha halel getirecek bir durum yoksa o evliliğe sadık kalmaya gayret gösteririz.

Olumsuz bir davranış veya konu üzerinde kızıp öfkelenip eleştirenler tümden her şeyi eleştiremeyeceği gibi eleştirilenler de hangi aşamadan sonra eleştirilip iplerin koptuğu noktayı bilmeleri gerekir. Çünkü tümden retler iman-küfür ve şirk gibi konularda olur.

Sırat-ı müstakim veya istikameti koruma konusunu işlerken bu noktaya dikkat çekeriz. Yani son noktaya, hedefe ulaşana kadar (cennete ulaşana kadar) istikameti korumak gerekir. Adam altmış sene iyi bir hayat yaşar da altmış birinci sene sapıtma ihtimali vardır. Kendimiz de dahil olmak üzere hiç bir kimsenin her şeyine, her haline ve her demine kefil değiliz.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar