Arttırılmış Kızgınlık

Kaldırımdaki insan sayısı ve yollarda seyir halindeki araç sayısı azaldıkça, daha da yoğunlaşan bir trafik var. Bütünden özele doğru düşünürsek, sırasıyla teknoloji, internet ve sanal alem ya da buna dirsek temasındaki başka bir isimle, sosyal medya sebebiyle gerçekleştiğini söyleyebiliriz bunun. Sürülen soyut ve sanal araçların başı bozuk ve çılgınca kullanımı yüzünden yaşanan trafik kazaları, kargaşaları ve gürültü kirlilikleri ise, bilmem yalnızca beni mi rahatsız ediyor? Yoksa siz de farkında mısınız bu hengamenin?

Daha önce de elbette ayırdındaydım bunun ama malum pandemi sürecinde daha da su yüzüne çıkıp belirginleşen bir şey bu. E normal. Hayatın neredeyse tamamını evin içine sığdırmak zorunda kalınca, canı çok ama çok sıkılmış kişilere dönüştük hepimiz. Bu can sıkkınlığı da ne yazık ki sinir krizlerine, öfke patlamalarına, hoşgörüsüzlüğe ve tahammülsüzlüğe yol açtı her birimizde. Ne bileyim, insanları aşağılayıp rencide eden zorbaca bir dilin kullanımı son zamanlarda iyice yaygınlaştı ‘sanal alemde’ sanki. Daha önce bu kadar var mıydı sahi?

‘Gerçek alemde’ artan boşanma oranlarının bizlere söylediği şey, sosyal medyada da birçok yorum ve fikir paylaşımı kısmında görülebiliyor demeye getiriyorum yani. Bu ne kızgınlık!?

Saygısızlığa ve kötü niyete karşı hiçbir zaman hoşgörü göstermeme gereği şöyle dursun, bir yandan da acımayla karışık bir merhamet besliyorum bunu yapanlara aslında. (Kim daha kızgınsa, onun daha çok derdi varmış gibi geliyor bana çünkü…) Tam gaz kızamıyorum. Çünkü söz konusu özne, ulviyetten ve kemalattan yoksun, aciz bir beşer en nihayetinde. Nasıl bir olgunluk ve ne kadar tekamül etmiş bir ahlak beklenebilir ki ondan? Ve 1 seneyi aşkın bir süredir devam eden hastalık, salgın, sağlık ve can korkusu, alınan zorunlu önlemler ve bunların getirdiği ekonomik ve sosyal alandaki daralma ve buhran mevcut, içimizi ve dışımızı kuşatan şartların içinde. 

Fakat işin açıkça saygısızlığa, eleştiri adı altındaki zehirli iğnelemelere, ‘vurun kahpeye’ şekline dönüştüğü haller de var bir yandan. İçinden sağ çıkılamayan o soyut arabaların, sanal trafikte yol açtığı ölümcül kazalar… Bilişim suçları ya da siber suçlar adlarıyla anılan bu gibi bilinçli kazaların karşısına, ifade özgürlüğü kavramı gelip dikiliyor gerçi. İşin hukuki yanından habersizim fakat bu anlam kargaşalarından, at iziyle it izinin birbiriyle tamamen girift bir hale geçmesinden, bu başı bozukluktan, kötü niyetten, ama bir yandan da farazi şekillerde yapılan niyet okuyuculuğundan ve özgürlüğün önüne vurulan ketlerden de bir o kadar muzdaribim. 

Başını alıp giden bu trafiğe neredeyse hepimiz maruz kalıyoruz yani artık tek bir dokunuşla. Tabi bu yoğun trafiğin müsebbipleri de bizatihi yine bizleriz bir yandan. İşin hem sorumlusu hem de maruziyet yaşayanları olarak, hem etken hem de edilgeniz bu konuda. Bilmiyorum…

Bu pandemi, gün gelir biter elbet. O kutlu ve hasretle beklenen zamanın tam olarak hangi tarihte yaşanacağını bilemesek de, o günlerin yakın olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Şu günlerde 3. Dalganın yıldırıcı mağlubiyetini yaşıyor olsak da, sular durulunca en azından dördüncüyü görmeyeceğimizi sanıyorum. Tabi aşıların verdiği güvenle söylüyorum bunu da. Başka bir şey değil. Fakat asıl diyeceğim şu ki, bu sürecin ardından olumlu ya da olumsuz hangi değişimin hayatlarımızda ne kadar kalıcı olacağını gerçekten çok merak ediyorum. Bu kızgınlığın, daha doğrusu bu ‘arttırılmış kızgınlığın’ yol açtığı gerçek ve sanal ilişki zedelenmeleri, saldırıları ve krizleri ise ne yazık ki kalıcı değişimlerden olacakmış gibi geliyor bana. Öfke baldan tatlıdır ya hani… O tadın bir süre sonra acılaşacağını nasıl bilsin ki, az önce bahsettiğim o zavallı beşer, yani biz hepimiz, nasıl kestirebiliriz ki bunu önceden? Kızamıyorum yani işte bir yandan da…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum