Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Alıştık ve Sevdik

İnsanların zaman zaman birbirlerine hatırlattıkları bazı sözler vardır.

“Söylemediğiniz her söz sizin esirinizdir, söylediğiniz an siz söylediklerinizin esiri olursunuz” gibi.

Ya da zihninizde oluşturduğunuz her düşünce sizin geleceğinizi oluşturur ve hayatınız hakkındaki tüm inançlarınız sizin söyledikleriniz ile ifade edilmiş olur.

Veya Gandhi'den aktarılanlar gibi;

“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.” gibi.

Son günlerin en çok konuşulan konularından birisi iktidarın faiz konusunda yaptıklarının “Nass” larla ilişkilendirilmesi olunca ister istemez bu sözler akla geliyor.

Müslümanlar “NASS” olarak ifade edilen dini emirleri uyulması mutlak gereklilik olan kurallar olarak kabul ederler. Bunda bir şüphe yok.

Ancak dinin emirlerini demokrasi ile çatıştırır sonra da ne yapalım demokratik düzende bunlar bir gerekliliktir diyerek kabul ederseniz, kısa bir süre sonra demokratik emirlerin dinin emirlerini aşacak şekilde kabul etmek zorunda kalabilirsiniz.

Yani yukarıda ifade edildiği gibi davranışlarınız değerlerinize dönüşür.

Veya yine insanların birbirlerine zaman zaman uyarı olarak söyledikleri sözlerde olduğu gibi “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız.” 

Ve sonuçta da muhafazakârlaştığınız kadar liberalleşirsiniz. 

Bu düşüncede olanlar son yüzyıllık süreçte camilerin yapımından, Kuran Kurslarının yapıma kadar, Ezanın Türkçe okunmasından vergilendirilmiş kazancın kutsal sayılmasına kadar, Hacca karayolu ile gitmenin yasaklanmasından başörtüsünün yasaklanmasının demokratik bir hak olarak görülmesine kadar pek çok örnek yaşadılar.

Aslında liberalleşme yani sekülerleşme denilen olgu muhafazakârlıkla başladı demek daha doğru olur.

Muhafazakârlıkla elde ettiğimiz mevkileri ve kazanımlarla dün İslam’ı ve Müslümanları muhafaza edeceğiz derken bir bakmışız bu gün lgbtyi demokratik bir hak olarak muhafaza etmeye kabule mecbur kalmışız ve üstelik birbiri ardına gelen bu kabulleri de kabul etmeye alışmışız veya alıştırılmışız.

Siyaset konusu daha da can alıcı bir şekilde sonuçlandı.

Hakkında "nas" olan inançlarını hayata hâkim kılmak için yola çıkan Müslümanlar hedeflerine ulaşabilmek için araç olarak gördükleri demokrasi arabasının yolcusu olmaktan sıkılıp önce muavin sonra da şoför koltuğuna oturabilmek için araçları amaçlaştırmış olarak geri döndüler.

Araç amaç olunca da kurmak istedikleri nizamdan uzaklaşarak sadece kâfirlere karşı değil birbirlerine karşı da savaşırken İslami kural ve yasakları yeterli görmeyerek İslam'ın men ettiği şekilde neoliberal muhafazakârlık kurallarını devreye sokmakta sakınca görmediler.

Kurallar değişmeye başlayınca elbette alışkanlıklar da değişecek ve alışkanlıkların kazanılması kaçınılmaz olacaktı.

Böylece hakkında "Nas" olan kural ve yasaklar da bu alışkanlıklar arasında yer almış oldu ve muhafazakârlar bazılarını direkt olmasa da dolaylı olarak kabul ettikleri bazılarına ise karşı olmayı bıraktıkları yasaklardan içki, kumar, faiz, zina ve eşcinsellik küreselleşmenin dolayısıyla da alıştıkları modern hayatın dokunulmazları arasında yer alıverdi.

Belki bunda siyasetçilerden daha çok kalemini veya diplomasını satmış fikir namusları oturdukları makam veya aldıkları maaşı kadar olan gazeteci ve bilim adamı kılıklı soytarıların suçu vardır.

Çünkü bu kurşun askerler Müslümanları hala “Türkiye’ye dış güçler tarafından operasyon çekiliyor”, “Dış mihraklara karşı İslam’ın son kalesine sahip çıkmak vaciptir” gibi masallarla uyutmaya devam etmektedirler.

İslam’ı bu topraklardan silmek için dış güçlerin kemalizmi dayattıklarını iddia ederek yola çıkan muhafazakârlar bu yolla ülkede müesses ulus devlet yapısını önce Avrupa birliği hedefleri sonra da İslam dünyasının lideri olmak hayaliyle yaşarlarken maalesef küresel devletlerin yok edici girdaplarına düştüklerimi fark edemediler.

Yıllardır aldatıldığımız ve avutulmaya çalışıldığımız dış mihraklar, FETÖ, NATO ve PKK hikâyeleri sebebiyle adım adım alıştığımız ve gittikçe de daha fazla sevmeye başladığımız demokratik muhafazakârlık ile yaşadığımız olgunun adı olsa olsa, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olarak ifade dilebilir.

Elde ettikleri sonucunda elde ettikleri kafa konforunun bozulmamasını isteyenler bu duruma devam edebilirler.

Ama bu dünyada yağmurda ıslanmanın sonu her zaman romantik bir şekilde sona ermeyebiliyor.

Çünkü gören gözler bir gerçeği ortaya koyuyorlar: Artık mızrak çuvala sığmıyor.

FARKINDAMISINIZ?

Yabancıların şarkılarını rap vurgularına kadar ezberleyen, ama Namaz Surelerini ve Dualarını ezberlemekte zorluk çektiğini söyleyen Müslüman bir nesil yetişiyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum