Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Zekâtın önemi

A+A-

Zekât, İslam’ın şartlarından biri olup, mali bir ibadettir. İslam hukukuna göre vergi kalemlerinden biridir. Bu sebeple Müslüman ve akıl baliğ olan zengin bir kimse düzenli bir şekilde zekâtını vermesi gerekir.

Halife Hz. Ebu Bekir (r.anh) döneminde bazı kabileler, “namaz kılarız fakat zekât vermeyiz” demişlerdi. Bunun üzerine söz konusu halife Hz. Ebu Bekir (r.anh) “Vallahi zekâtla namazın arasını ayıran kabilelerle mutlaka harp edeceğim,” demiş ve onlarla harp etmiştir.

 Zekât, farz olan bir ibadettir. Farzıyyeti kitap ve sünnetle sabittir. Bu sebeple vazgeçilmesi mümkün olmayan mali bir ibadettir. Halife Hz. Ebu Bekir (r.anh)’ın bu şekilde tavır almasının sebebi budur.

Kitaptan delil:  “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Tevbe:103)

Sünnetten delil: Ebû Said-i Hudri’den rivayet edildiğine göre, Hz. peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Beş vesk’den azda zekât yoktur. Beş tane üçer yaşında deveden daha az da zekât yoktur; beş okiyyeden daha az olan gümüşte zekât yoktur.” (S.Müslim, Terceme ve Şerhi, C.5; Kitabü’z-Zekât )

Ulemadan bazılarına göre, vesk: Bir deve yükü, demektir. Bazıları Peygamber (s.a.v.)’in ölçeği ile altmış ölçek, demek olduğunu söylerler.

“Beş okiyyeden daha az olan gümüşte zekât yoktur” cümlesi gümüşün nisabını beyan etmektedir. Gümüşün nisabı beş okiyye yani 200 dirhemdir. Çünkü her okiyye 40 dirhem tutar.

 Zekât fakirin hakkıdır. Bu hakkın iadesinden ibaret olan zekâtı vermek gerekir.

 Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.” (ez- Zâriyât:19)

 Bu ayeti kerimeden anlaşıldığı gibi, bir toplumda zenginler olduğu gibi fakirler de vardır. Bu iki grubun arasında iplerin kopmaması ve içtimai dengenin bozulmaması için zekâtın verilmesi gerekir. Aksi halde fakirin hakkı zenginler tarafından gasp edilmiş olur ki bu durum sosyal hayatı felç eder. Bunun sonucu,  her iki gurup birbirine düşer ve kardeşlik bağları kopar

Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminden, cumhuriyetin ilanına kadar devlet zekâtı zenginlerden alır, Tevbe suresi 60. ayeti kerimede belirtilen sınıflara verirdi.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe:60)

Kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlara “müellefe-i kulûp” denir. Halife Hz. Ömer, İslam’ın güçlendiği görüşünden hareket ederek, müellefe-i kulûp” a zekât verilmemesini istemiştir. O günden beri uygulama bu şekildedir.

Cumhuriyetin ilanından sonra İslam hukuku yürürlükten kaldırıldığı için zekât kişilerin diyanetine bırakılmıştır.

Asli ihtiyacını karşıladıktan sonra nisab miktarı mala sahip olan her Müslüman’ın zekâtını vermesi üzerine farzdır.

Nisap miktarından maksat, asli ihtiyaçları dışında ve borcundan başka 200 dirhem gümüş ve 80 küsur altın veya bunlara mukabil mal demektir.

 Zekât hem mali ve hem de insanın ruhunu temizler, onu cimrilikten hırstan ve tamahtan alıkoyar; çünkü zekât, yukarıda ayeti kerimede geçtiği gibi,  arınma ve temizlenme demektir.

Sonuç olarak diyoruz ki, zekâtımızı verelim, zekât verirken ince dokuyup kılı kırk yarmayalım. Bu konuda cömert olalım. Olalım ki Allah’ın rahmeti üzerimizden hiç eksik olmasın, bol bol yağmur yağsın.

Unutmayalım ki,  zekât, verilmediği takdirde yağmur yağmaz, kıtlık olur. Emin olun hayvanlar olmazsa Allah hiç yağmur vermez. “Su bir medeniyettir” Bu medeniyetten mahrum olan bir milletin hali nice olur.

 Peygamber (s.a.v.) Efendimizin muhacirine hitaben söylediği beş mübarek sözlerinden biri de şudur:  “Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet mutlaka yağmurdan mahrum bırakılır ve hayvanları olmazsa onlara yağmur yağdırılmaz.”  (İbn-i Mace:22)

Bu yazı toplam 4992 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.