1. YAZARLAR

  2. Hilal Durmuş

  3. Yolsuzluk ve basın
Hilal Durmuş

Hilal Durmuş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yolsuzluk ve basın

A+A-

Sabahattin Ali: “İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici eğilimleridir.” demiştir. Çağımız hastalığı diye başlayan cümleler hep kanserle ya da Alzheimer ile biter. Hâlbuki çağımızın, hatta insanlık tarihinin en büyük hastalığını Sabahattin Ali yıllar öncesi söylemiştir. Bütün toplumlarda insanların düşünme tembelliği, sorunların temel sebebidir. Sadece hazır yiyeceklere değil hazır bilgilere de o kadar alıştık ki; 10 koyup 100 kazanacaksın diyene, sormadan düşünmeden milyarlarımızı verecek hale geldik.

Devlet kurumlarında çalışan tanıdıklarımızla ne zaman bir araya gelsek kurumunda yapılan yolsuzlukları anlatır durur. Ah vah edilir, elde edilemeyen koltukta oturanlara beddualar edilir ve sohbet biter. Fakat kimse bir çözüm ya da bir kamuoyu oluşturup sorunun üstüne gitmeyi düşünmez. Eğer ki bir kurumda yolsuzluk varsa çalınan para hepimizin parasıdır. Cüzdanımız çalınsa veya bir çocuk pastaneden baklava çalsa hemen karakola gidip şikâyetçi oluruz. Peki, her ay düzenli olarak verdiğimiz vergiler de çalınıyorsa? Bunu neden sorgulamıyoruz. Şimdi ben, kuyuya bir deli bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış hesabı bir taş atıyım ve aslında sizleri de taş atmaya çağırıyım. Taşı çıkarmaya çalışacak akıllı çok bulunur bizde ne de olsa…

Devletin bütün kurumları şeffaf olmalıdır. Alınan kaleme, silgiye varana kadar bütün giderlerin yayınlanması ve kaç adet, ne kadar süreyle alındığının “internet yoluyla” halkla paylaşılması gerekir. Halk, giderleri sorgulaması için teşvik edilmelidir. Bir vatandaş “Yaz günü ne bu doğalgaz faturası?” diye kurumu sorgulayabilmelidir. Ancak o zaman bazılarının musluğu kısılır. Halk kendisi peşine düşmedikçe ne siyasetçilerin ne basının peşine düşeceği var çünkü. Veyahut barkod sistemi getirilip, herkesin vergisinin bir barkodunun olması ve sistemden vergisinin hangi kuruma gittiğinin ne için harcandığının öğrenebilmesinin imkânı olmalıdır. Marketten 3 liraya aldığı malzemeyi devlet kurumu 5 liraya alıyorsa bunun hesabını sormalıdır. Aradaki 2 lira farkın (kaldı ki ihale usulünde daha ucuza mal alınır) sorumlusunu tespit edebilmelidir.

Bunların örnekleri çoğaltılabilir ve geliştirilebilir. Artık BİMER, CİMER gibi direkt olarak yetkililere ulaşabileceğimiz imkânlar var. Sosyal medyayı kullanmayan insan neredeyse yok. Sosyal medya hesaplarınızdan bile önerilerinizi devlet büyüklerine duyurabilirsiniz. Talep olmadan, bu eskimiş sistem düzelmeyecektir.

Çok kıymetli bir öğretmenim bana: “Devletin 1 lirasını çalmakla milyonlarını çalmak aynı ahlaksızlıktır. Sakın ola bir lirasına bile göz dikme üstünde yetim hakkı vardır. Ödeyemezsin.” demişti. Hepimiz aynı topraklarda, aynı dilde, aynı okullarda, aynı öğretmenlerden eğitim görmedik mi? Hepimiz sorulduğunda “Elhamdülillah Müslümanım” demiyor muyuz? Ahiret inancı olan insan nasıl olur da kul hakkı yer? Dünyada helalleşmeden kul hakkı ödenemiyorsa milyonlarla nasıl helalleşecek bu şahıslar?

Konya’nın yakından bildiği Türk Yıldızları’nın ilk ve son şehidi Ümit Özer uçaktan atlayıp kurtulmak varken üzerinde yetim hakkı var deyip uçağı kurtarmaya çalışırken şehit olmuştur. Şimdi bakıyorum bir tarafta uçaktaki yetim hakkını düşünüp şehit olan Ümit Özer, diğer tarafta “devletin malı deniz yemeyen… ” mantığında hareket eden çok kıymetli devlet adamları. Makamına gelen şahsi misafirini, devlet bütçesiyle alınan mumla değil kendi parasıyla aldığı mumla ağırlayan nesilden nasıl bu hale geldik? Ülkenin her yerinde yolsuzluk had safhada. Bu yolsuzluk yapanların peşine düşülmesi şöyle dursun haberi bile yapılmıyor.

Çevremizde duyduğumuz yapılan yolsuzluklara sessiz kalmak tepki vermemek çalmakla eşdeğer değildir de nedir? Hele ki bunları kamuya açıklayacak gücü olan basının bunu hizmet ettiği toplumdan saklaması Ümit Özer gibi şehitlerimize saygısızlık değil midir? Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Bu söz günümüzde en çok basına söylenmelidir. Basının amacı, toplumu yaşanan gelişmelerden haberdar etmek, gizli kalmış olayların peşine düşmek, kamuyu temsil ederek yanlışlıkları yüksek sesle haykırmaktır. Hangi basın kurumu bu görevini yerine getiriyor? Sürekli basının baskı altında olduğundan özgür olmadığından bahsedilir. Peki, basın sadece baskıdan dolayı mı susar? Yoksa menfaatlerin konuştuğu yerde mi susar?

Bu yazıyı, sorumlusu olduğu yemekhanede, yemek yerken, çay içerken bile parasını ödeyen, bilgisayardan çıktı aldım diye odasının bir ihtiyacını cebinden ödeyip hakkı ayakta tutmaya çalışanlar üzerine alınmayacaklardır. Bugün devletimiz hala ayaktaysa bu güzel insanlar sayesinde ayaktadır. Hep var olsunlar ve yılmasınlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi koltuğunun hakkını veremeyenler ise makamını bıraksın ve güçlü Türkiye’nin önünde engel olmaktan çekilsinler.

Bu yazı toplam 969 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum