Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Yoldaki zikzaklar

A+A-

Geçen yazımızda bıraktığımız yerden devam edelim istiyoruz efendim. Müslümanların inandıkları temel akidelerini sağlamlaştırmalı, demiştik. Bir de vahyi, vahiy hakikatlerini doğru anlamak gerekiyor. Eğmeden, bükmeden, tersinden anlamadan, keyfi yorumlamadan kaçınarak anlamalıdır. Vahiy gerçeklerini müstakîm müfessirlerin görüşlerini öğrenip onlara tâbî olarak, deyim yerindeyse; ‘kılı kırk yararak’ idrak etmeli. İdrak yanılsamasına girmeden, günümüz popüler din bozucuların düştüğü hezeyâna aldanmadan, dosdoğru anlamalıyız. İyi anlayalım ki, kimse bizim sağlam itikâdımızı bozamasın. Bugünlerde ard niyetli din tahrifçileri çoğaldı. Çok dikkat ederek doğru istikâmetten savrulmadan anlamak gerekiyor vahyi, yoksa bunun vebâlinin altından kalkamayız aman dikkat!

Bir de dinde reform gerekli diyenler var. Bu söz de İslam düşmanlarının bilhassa misyonerlerin ve Yahudilerin yaymaya çalıştıkları bir yanlış. Hıristiyanlık ve Yahudilik zâten bozulmuştur asli özellikleri kalmamıştır. Bugünkü kutsal metin dedikleri kitapları müntesipleri tarafından yazılmıştır. Ben bizzat İncil’i incelemiş bir kişi olarak söylüyorum. Azıcık bilgisi olan İncil’deki pek çok hâdisenin birbiriyle çeliştiğini görecektir. Ayrıca dört ayrı İncil’de anlatılan olaylar da birbirini tutmaz. Diğer bir konu bugünkü Hıristiyanlar sanki İncil’e uyarak mı yaşıyorlar? Yaşadıkları rezilce hayatları hem ahlâki kuralların hem de kutsal metinlerinin dışındadır. Kendileri bozuk yaşadıkları ve tahrif ettikleri dinde elbette ki reform yapmak isteyeceklerdir. Bu onlar için normal olabilir.

Ama bizim dînimiz doğduğundan itibâren bir harfi bile bozulmadan, tahrif edilmeden büyük bir titizlikle muhafaza edilerek günümüze kadar gelmiştir. Bizim itikad târihimiz vesikalarıyla bunu anlatır. O yüzden biz Müslümanlar olarak en önce kendi kitâbımızı doğru anlamalıyız. Eğer doğru anlarsak, geriye ne kalıyor? Geriye inandığımızı büyük ciddiyetle, azâmî bir gayretle yaşamak kalıyor. Pek tabî işin zor tarafı da burası. Aslında zor dersek zorlaştırmış oluruz. Kolay dersek de kolaylaştırmış oluruz.

İslâm’ı yaşamak iddia ediyorum ki çok kolaydır. Yeter ki siz, bir ucundan tüm samimiyetinizle büyük bir lezzet ile başlayın Mevlâ’nın izniyle, gerisi gelecektir arkasından. Yaptıkça, uyguladıkça daha bir heves ve heyecanla daha iyisini yapmak isteyeceksiniz. Zira hangi hükmü yerine getiriyorsanız farz edelim ki, bir farzı edâ ediyorsunuz büyük bir huzur duyarsınız. Yâhut bir sünneti ihya ediyorsunuz, Peygamberinizi yanı başınızda hissedersiniz. Deneyin göreceksiniz. Akıl gönle inmişse tabi, emin olun, çok karla çıkarsınız. Bu şekilde hem davranışlarınıza bir kalıp gelir hem ahlâkınız kâmilleşir. Yeter ki siz vahiy ve sünnet temel ekseninden şaşma göstermeyin. Siz şaşmazsanız işte o şaşmaz ölçüler sizi en doğru yola çıkaracaktır. Bu ise ebedi bir gelecek teminâtıdır.

Mümin hak ve hakikat yolunda ilerlerken irâdesiyle en doğruları tercih ettiğinin azim ve kararlılığında olandır. Bu insan, kuvvetli irâdesiyle hakiki bir Müslüman’dır. O kalıpta değil özde inanmıştır. Özde hakiki anlamda inananın davranışları, etrâfına terâzi ölçüsü gibi ölçü olur. İyi tavırlar çoğalır, böylesi dâima vicdânının sesine kulak verir. Yanlış yaparsa ki elbette yapabilir o takdirde tevbeye sarılır. Bu müstakim çizgi bütün bir hayat bu şekilde devam eder. Kişi böylece güçlü bir imâna sâhip olur.

Hakikat kurallarına uyulmadığında, kendi kafanıza göre takıldığınızda bâzen de ihmal ettiğinizde işte o zaman, îman zaafa uğrar. İnanıp iman ettiği –haşa- Hak Teâlâ’ya güvenmemek, ahretin var olduğuna inandığı halde sanki yokmuş gibi hayâtı yaşamak, bu hususlarda keyfi ve nefsi davranmak kişiyi hem dünyâda hem de ahrette sınıfta bırakır.

Halbuki Cenâb-ı Hak insana doğru ile yanlışı ayırt edebilen akıl vermiştir. İşte mümin eğer aklını hakikati bulma ve idrak etme istikâmetinde kullanmaz ise o zaman onu, iki dünyâda da zorluklar, acılar, hüsranlar beklemektedir.

Aklın idrâkını kullanmayan, vicdânının sesine kalak vermeyen kimin sesine aldanır? Pek tabî ki, nefsin ve şeytanın aldatıcı, yanıltıcı seslerine kulak verir. Bu kişi için en büyük aldanıştır. İnsanların çoğu bu aldanışların pençesinde yanlıştan yanlışa düşmüş vaziyettedir. Ne diyelim Cenâb-ı Hak uyandırsın inşaALLAH.

Hayırlı cumâlar.

Bu yazı toplam 237 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.