1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Yerköprü, Mağara ve Şelâle, Aladağ Vadisi
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Yerköprü, Mağara ve Şelâle, Aladağ Vadisi

A+A-

Geçtiğimiz Nisanın 22 – 24 günleri Turizm haftası idi.

Bu hafta içinde neler yapıldı. Bolca günün değerini anlatan konferans ve beyanlar dışında?

Bekledim bu güne kadar. Valiliğin beyanından, Büyük şehir belediyesince tertiplenen konferans tanziminden başka bir haberleri ya bendeniz göremedim veya beklediğim haberler çıkmadı.

***

Beklediğim haberler deyişimde ki mana

Bu günler arasında turistik yerlere gezi düzenlenmesi idi. gönlüm bu yerlerin tanıtılmasına teşvik verilmesini istemekti.

Yapıldı ise özür dilerim haberini alamadım.

***

 Konya’yı sadece Mevlâna Türbesi ile yalnız bırakmak bilmem doğru mudur?

Mevlâna yanında pek çok yerlerimiz mevcut. Kilistra, Çatalhöyük, oymalı yer altı şehri, Tınaz tepe mağarası, Meke gölü, vb. yanında tabiat güzellikleri o kadar çok ki!

Ama bir tanesi ki dünya harikaları sırasında olanı unutur bilgi bile vermeyiz.

Bu da Yerköprü, karasu şelalesi, Aladağ vadisidir.

***

Bunlarda ele alınmalı geziler tertip edilerek tanıtılmalı kuru sözlerle kalınmamalı derim acizane.

***

Bakınız. Dünya harikalarından olan bir Göksu deresinin yer altına girip mağara oluşumları içinde yedi yüz elli metre sonra tekrar çıkması.

Çıkarken üzerine kayalar altından çıkan Karasu’nun şelale yaparak birleşmesi…

Hele bura havalisi olan Aladağ vadisinde bilhassa Mayıs ayında dört mevsimi bir bakışta temaşa etmeniz.

Bu yere bir gezi düzenlesek imkânsız mıdır? Şimdi yolları bile şahane!

***

Ama bizler nedense önümüzde veya yakınımızda bulunan bu güzelliklerin farkına varamadığımız normal hallerdendir!..

Göremediğimiz bu güzelliklerden daha az bile olan tabiat güzelliklerini başka yerlerde, hatta başka memleketlerde görmeye çalışırız..

Üstelik gittiğimiz yerleri ballandıra ballandıra birazda övüngenlikle anlatırız!..

***

Güzel şirin Anadolu’muzu yabancılar bilir gıpta eder de, bizler bilmemekte devam ederiz...

***

Bir taşta iki kuş vurmak değil, dört kuşu yani dört mevsimi bir arada göreceğimiz yerlerimiz var!

***

Bu yere, yaşamımda ki nostalji içinde başlayayım...

1930 lu yıllar.. Merhum babam Aladağ havalisi içinde olan Gaziler Köyünde Öğretmen...

Belleğimin depolamaya başladığı  üç yaşlarımda, sabahleyin tan ağarırken pencereden bakar, vadinin göz alabildiği uzaklarda bir beyaz duman görürdüm!..

Babam cevaben “Orada sıcak su ve şelâle var oğlum” derdi..

***

Üç yaşlarımda, Babam bizi vadinin uzağında ki Göynükkışla Köyü öğretmeni Merhum Fahri Dündar hocayı ziyarete götürmek istedi.

Uzakça olan, arada hayli köyler bulunan bu yere, şimdiki gibi arabaya atlayıp birkaç saatte varamazdınız!..

At veya katırla patika yollu dağlarda yol alarak iki günde varabilirdiniz!..

Nitekim Yelmez ve Bademliyi aşıp Çakallar (yeni adı Çiftepınar ) köyünde tanıdığımız bir eve misafir olduk...

***

Bilhassa gece coşkulu ahenk veren çağlayan bir gürültülü su sesi duyuyordum.. Babam “İşte o şelâlenin sesi” demişti..

Sabahleyin şelâlenin başına indik. Hayal meyal hatırlıyorum. Kayalar üzerinden köpürerek aşağıya buharlı sis içinde kulakları yırtarcasına ses veren suyun akışını ve yukarıya baktığım zaman kayaların üzerine kurulmuş kartal yuvası gibi çıkma balkonlu köy evlerinin heybetli güzel görünüşünü temaşa etmiştim!

 Tekraren göremeyip on bir yaşımda ayrıldığım bu havaliye yıllarca gitmek nasip olmadı. Ama belleğimde yer eden güzellik daima hayalen de olsa çekti beni..

***

               Otuz yıl sonra, Karayollarında vazifeli olarak Hadim- Aladağ yolu tetkiki için gittiğimde Göksu deresinin aktığı, bilhassa Kaplanlı yolu kısmında dağlar arasında ki vadiyi daha bir güzellik içinde temaşa ettim...

Başka yerler görmekle beraber, Amerikan filmlerinde gördüğümüz Arizona ve sair yerlerin görüntüsünden hiçte aşağı kalır yanı yoktu bana göre..

Şoförün bile “...Güzel yerlermiş hiç görmemiştim ağabey” dediği bu yerlere, arabaya sahip olduğum 1968 de birkaç aileyi de otolarıyla alıp gittim..

 Konya belediyesinin Santral dolayısıyla yaptığı bakımlı yoldan Habiller köyü sonunda ayrılınca, toprak ve dar yoldan vadinin göründüğü yüksek yerde mola verdik.

Mayıs ve Haziran aylarındaki şahane manzara ve dört iklim görüntüsü bir arada görünen vadinin güzelliğini görenler hayret ve haz içinde temaşa edip hayranlıklarını belirttiler

***

Karşı taraf dağlarının üstünde karla kaplılık beyazlığı, aşağılara doğru eriyen kısmın çamlarla kaplı manzarasını, onların altındaki yamaçlarda köylerin yer yer görüntüsü daha altta geniş bir alan gibi platformu ve bunun üzerinde ağaçlarla beraber ekimlerin verdiği parsellenmiş yeşillikler, daha aşağıda Göksu deresinin kah genişleyerek kah kayaların yarığı içine girerek masmavi güzel rengi ile kıvrıla kıvrıla gidişini temaşa içinde seyredilmekte!..

Yerköprü ve Düden mağarası...

Dar ve toprak yoldan kıvrıla kıvrıla vadi tabanına inince, Göksu deresinin çağlayarak akıp girdiği yeşillikler içinde düden yaparak girdiği mağaranın ağzının üstündeki yoldan geçerken, Aladağ yoluna sapmayıp doğu ya bahçeler arası duvar bulunan dar yollardan geçtik...

Buradaki ovaya benzer düzlük üstünde tarla ve ağaçlı ağaçsız bahçelerde, köylülerin çalıştığını ve genişçe akan sudan istifade ile sulama yaptıklarını görürsünüz....

               750 metre boyunda iki dağ yamaçları arası yerdir ve “Yerköprü” diye buraya denilir...

Bu düzlüğün altındaki mağaradan Göksu geçmekte ondan sulama istifadesi yapmak olanaksızdır.

***

Mağara için bilgim, yıllarca evvel çıkıp yayına son veren Türkiye’nin kaliteli yayını ile tanınan “Hayat” mecmuası (dergisi) nda yanlış hatırlamıyorsam 1953 lerde çıkan sayısı sayesinde olmuştu..

Karı koca  Alma ailesi, Jeolog veya mağara meraklısı olarak bu mağaraya cesaretle girmişler..

Hayli tehlikelerle karşılaştıklarını anlatan Almanlar, mağara içinde yeşil yosunlu büyük sarkıtlar kademeli yani teraslı yerler bu yerlere kayalar arasında oluşan şelâle görüntülü akıntılar bulunduğunu resimlerle ifade ediyorlardı.

Botla girdikleri bol nemli mağarada zaman zaman botu yüklenip, hatta havasını alıp geçerken sıkışarak geçebildikleri yerlerle karşılaşmışlar...

Çıkış ağzına doğru derin ve düzgün havuzu andıran kısımdan botla çıkarken üstten gelen şelâlenin altından dünya yüzüne çıkmışlar!..

Şimdi sadece çıkış ağzın kısımda bota binenler oluyor. Kitaplarda burası gösteriliyor!.. Üstelik şelaleyi Göksu yapıyormuş havasını yayıyorlar!..

Karasu Şelâlesi...

Orada şelaleyi yapan Göksu çayı değil  Kartal yuvası gibi üstünde Çakallar köyü evleri bulunan, kayaların altından kaynayarak ve sıcak olarak çıkmakta olan Karasu dur.

İçilemeyen biraz sıcak su, aynı zamanda cilt ve romatizma gibi hastalıklara iyi gelmekte...

İşte küçükken Gazilerde gördüğüm beyaz duman bu suyun buharlaşarak çıkardığı duman buymuş meğer!

Kayaların altından az gibi görünen su, çay yatağına girince coşarak akıp o yerköprü deki ovada olan bahçeleri suladığı, üç su değirmenini döndürdüğü gibi mağara üstündeki yükseklikten akıp çağlayan Şelâle yaparak aşağıdan gelen Göksu ile birleşip Akdeniz’e yol alıyor...

***

Dilimin döndüğü kadar anlatabildiğim bu eşsiz yere birde bu gözle bakarak gidiniz!..

Bakalım hak verecek hatta ilgilenilecek mi?

***

Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…

Bu yazı toplam 5790 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum