Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Ya olmaya, ya olmaya

A+A-

Hakiki bir müminin en büyük gâyesi cennet ve cemâullahtır. Şimdi nerelerde kaldı böylesi yüksek idealler?.. Günahlarla kol kola, diz dize, dip dibe yaşayan, her zevkten illâ da nasiplenmek isteyen Müslümanlar acınası hallere düşmüşlerdir.

Bahsettiğimiz yüce gâye müminin ruh hâlini şekillendirir, hayâtını biçimlendirir. Bu kutsî gâyeyle hareket eden mümin, ibâdetlerine daha çok ehemmiyet verir, günahlardan sakınır, işlerse veya kaçınamazsa derhal tevbeye yönelir, duâyla Hak kapısına iltica eder. Başına gelenleri imtihan bilinciyle değerlendirir, sabreder, akleder, kazanır. Buhranlara düşmez, depresyonlara girmez, akli selimi devreye sokar, zikri-fikri mânevî silah edinir. Böylesine ölüm zor gelmez.

Kadim kültürümüzde ehli imânın ehli irfan olabilmesi ve yukarıda belirtilen güzel hasletleri yaşantısına koyabilmesi için müminler ruh terbiyesine tâbi tutulurdu. Böyle bir terbiye neticesinde “kâmil mümin” vasfına ulaşılırdı. Günümüzde bu ilim-irfan geleneği terk edildiğinden pek çok cihetle eksik, güdük, kuru bir nesil yetişmiştir.

Bugün her mümin hayâtına bir (kutsî) hedef koymalıdır. Ancak hedef koymak tek başına yetmez. Bu kutsî hedef yalnızca dilde kalmamalı hayâtı baştanbaşa kuşatıcı olmalı, elden ne gelirse ulvi gâye için esirgenmemeli, tembelliğe düşülmemeli, acziyet göstermemeli, nefsin isteklerine râm olmamalı, ‘bu devirde imkansız’ denmemeli. Âlemlere rahmet olan Efendimizin hayâtına baktığımızda bu yerilen hasletlerin hiç birinin bulunmadığını görürüz. O aleyhissalâtu vesselam büyük bir azim ve gayretle yüksek bir hedefle en zor zamanda olmayacakları başarmıştır. Asla ümitsizliğe kapılmamış, yeise düşmemiş, yüce gâyesi hayâtının her bir karesini doldurmuştur. Bu hususta zerre tembellik göstermemiş hedefine ulaşmak adına vaktini, Rabb’inin en hoşuna gidecek davranışlarla ömrü şâhânelerini bereketlendirmiş ve ziynetlendirmiştir.

Günümüze baktığımızda hayatlara tembellik ve hazırcılık hâkim. Alın teri artık aranmıyor ve istenmiyor. Kolay yoldan kısaca hemen istenilene erişmek varken neden gayret ve emek sarf edilsin, fikri hâkim. Bir defa bu çarpık mantık hayâtı daha baştan donuklaştırıyor, aksiyonu öldürüyor, uyuşuk bir nesil türetiyor. Hele tâtiller tümden insanları rehâvetin kucağına atıyor. Memleketimizde hafta sonu tâtilleri, okullarda yarıyıl ve yaz tâtilleri had safhada. Peygamberimizin hayâtında tâtil var mıydı Hakk aşkına? İki gün namaz, ibâdet filan yok biraz keyfime bakayım anlayışı olabilir mi? Kutsal kitâbımızda tembellikten münâfık vasfı olarak bahsedilir. İslam’da hep çalışmak var, yan gelip yatmak yok. Din adına, dünyâ adına çalışmak, ahret adına çalışmak, ahlâkını güzelleştirmek adına çalışmak, ilâyı kelimetullâhı bilmeyenlere onu benimsetmek adına çalışmak.

Dünyâda belli bir süre kalacağı kesin olan ahret yolcularının vakit varken, dünyâdayken, ebedi saadeti kazanmak için çalışmaması doğrusu çok garip!

Peki, ecdad ne yaptı? İslam târihi boyunca ecdâdımız neredeyse at sırtında ömürlerini tüketti. O güzel müminler İslâm’ın ulaşmadığı yerlere güzel dînimizin tohumlarını ekmek için yılmadan, yorulmadan cihad meydanlarına koştular, bu uğurda mallarını verdiler, canlarını verdiler asla Hakk’ı tutup kaldırmayı bırakmadılar. O asil insanlar muhtaçlara yardım ettiler, yetim başı okşadılar, hastalara şifa, dertlilere deva oldular. Kimileri ilim ve irfan ile uğraşırken kimileri cenk meydanlarında ömür harcadılar. Hepsi de bir ulvi gâye ile hareket ettiler. Onların dünyâsında tembellik diye bir şey yoktu bu sebeple dört kıtada at koşturarak yüce hedeflere ulaştılar.

Hâsılı ey kardeş! Bu dünya geçicidir dâimi sanma, makâma- mevkie kanma, nefse ve şeytana aldanma. Helâl-haram hudutlarını gözet, kalp kırma, fakiri hor görme, gönlü incitme, üç kuruş etmez dünyâya fazlaca meyletme. Kâmil bir mümin olmaya, cenneti kazanmaya, cemâlullâh’a erişmeye vaktini vakfet. Sana emâneten verilmiş ömrün sonuna geldiğinde pişman olmamak için çalış didin, yılmadan koş, koştur, terle, tembelliğe asla düşme zira bunun dahası yok. Unutma yoksa sonun hüsrandır.

Bu yazı toplam 463 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.