1. YAZARLAR

  2. Emel Kocaoğlu

  3. Vakitsiz gelen güzellik: Çay
Emel Kocaoğlu

Emel Kocaoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Vakitsiz gelen güzellik: Çay

A+A-

Çayın nasıl keşfedildiğine dair efsaneler çok. Ancak kesin bir bilgi yok. İlk defa Çinlilerin çay içmeye başladığını biliyoruz. Avrupa’ya gelmesi zor, kabul edilmesi ise uzun olmuş. Fiyatının yüksek olması sebebiyle, halk ancak 18. yüzyılda tüketimine başlayabilmiş. Türklerin çayla tanışmasına gelince; Nâsiri’ ye göre, çayı ilk içen Türk, Hoca Ahmed Yesevî olmuş.

Öyle, çay işte, deyip geçmeyin, dua vardır onun özünde, deminde, hem de Hoca Ahmed Yesevî'nin duası! Yesevî Hazretleri sunulan çayı içince terler, yorgunluğunu attığını hisseder ve çay ikram edenlere: "Bu şifalı bir şeymiş. Hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar" diye tembihler ve elini açıp şöyle dua eder: "Yarabbi, bu içeceğe revaç ver. Bizi sevenler içsin, faydalansınlar." Böylece çay tasavvuf erbabının da vazgeçemediği bir içecek olur yıllar içinde. Çayın enerji verici ve uyarıcı etkisi sebebiyle uyanık ve dinç kalıp daha çok ibadet etmeyi amaçlayan tasavvuf ehli; “Çay, dervişin mazotudur.” demiştir. Sûfîler, 'Eş-şâyu şarâbü'l-âşıkîn: “Çay, âşıkların şarabıdır.” fetvasınca, kendilerinden geçiren bu çayı “küçük derviş” saymışlardır.

Osmanlı’da; çay yetiştirmeye yönelik bilinen ilk girişim, Sultan II. Abdülhamid döneminde yapılmış. Ekolojik koşulların uygunsuzluğu sebebiyle bu girişimin başarısız olduğu biliniyor. I. Dünya Savaşı’nın ardından, Doğu Karadeniz’e gönderilen Zihni Derin’in çalışmaları neticesinde, 1923’te ilk çay fidanlığının kurulmasıyla, Türkiye’de çay üretimi başlamış.

Bu bilgiler ışığında; çayın, sadece bir ülke için değil, tüm dünya için karşı konulamaz güzelliğinin ve öneminin olduğunu hepimiz biliyoruz. Milletlere göre çay kültürünün nasıl çeşitlendiğini de biraz araştırmak istedim. Edindiğim bilgiler, beni hem şaşırttı hem de çaya bakış açımı daha da güzelleştirdi. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı olduğu gibi, her ülkenin de kendine has bir çay içişi var. Ülkelerin bu birbirinden güzel ve özgün çay kültürlerini sizinle de paylaşmak isterim.

İngilizler’in “ikindi çayı” meşhurdur. Bunu neredeyse hepimiz biliyoruz. Biz bunu halk arasında “beş çayı” olarak adlandırıyoruz. Çayın içine süt ilave ederek içiyorlar. Bundaki amaç, çayda, altın renk oluşturmakmış. Tibet’te; tuz, tereyağı ve Tibet öküzünün yağı karıştırılıp çay öyle servis edilirmiş. Nasıl yani? dediğinizi duyar gibiyim; ama öyle. Hong Kong’ta ise; meşhur olan sütlü ve buzlu çay, “ipek çorap” çayı olarak da biliniyor. Şaka değil, gerçekten adı bu şekilde tanınıyor; çünkü rengi, ten rengi çoraba benziyor.  Rusya'da; pek çok siyah çay ayrı ayrı demlenip, sonradan karıştırılıp servis ediliyor. Türkiye'deki gibi Rusya'da da semaver kültürü bulunmakta. Çayın anavatanı Çin’de ise; saymakla bitmeyecek çay çeşitleri var. Adeta çaylarına aşıklar. Pek çok aromada ve renkte çayları mevcut. O yüzden birini seçip yazmak güç. Moğolistan’da çay; geniş bir tavada süt ve tuz ile pişiriliyor. İştah açıcı bu çay, yemeklerle birlikte, metal bir tasın içinde servis ediliyor. Moritanya’da; Çayı içecek her kişi, üç bardak alıyor. İlk olarak acı, yani şekersiz içiliyor. Sonra tatlılık seviyesi gittikçe artırılıyor. Kuveyt’te çay, kakule ve safranla tüketiliyor.

Ülkemizde ise; Gün boyunca çay içmemizin yanı sıra, kendimize özgü demleme usulümüz, ince belli cam bardaklarımız, kıtlama çay tarzımız ve semaver gibi katkılarımızla, çayın kültür tarihine eklediklerimiz yadsınamaz bir gerçek. Her ne kadar Türk kahvesinin ünü, yurt dışında daha yaygın olsa da çaysız yapamıyoruz. Hemen hemen, her yemekten sonra ya da sohbet ortamında, yaz- kış, gece – gündüz demeden keyifle ikram ederiz. Hatta; ne kadar meşgul olursak olalım, bir çay molası verip, çayımızı içmeyi asla ihmal etmeyiz. İngilizlerdeki gibi çayın saati olmaz bizde. Çay, vakitsiz gelen güzelliktir. Hatta samimiyetimizin ve dostluğumuzun sembolü haline gelen çayımızı geri çevirmek, kültürümüzce pek de hoş karşılanmaz.

Bu sefer, biraz uzun tuttuğumun farkındayım; ama konu çay olunca insan bitirmek istemiyor. Yazımı, Necip Fazıl Kısakürek’in güzel bir dizesi ile demlemek istiyorum:

Çaycı; getir, ilâç kokulu çaydan!

Dakika düşelim, senelik paydan!” 

Havanın bir türlü ısınmadığı bu günlerde, yine içimizi çay ısıtacak.

Aşk şarabınız bol olsun, Sevgiyle….

Bu yazı toplam 1302 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.