Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Vah Ümmetim

A+A-

Ey Rebiyülevvel ayının eşsiz Sevgilisi! Ey en doğru Önder! Ey yüce Resul! 

Ümmetin perişan halde! Nebevî ölçüleri yitirdiği için üretilen suni tefrikalarla, akla-hayâle sığmayan nice zulümler altında inim inim inleyen İslam coğrafyasının bugünkü görüntüsü içleri dağlıyor. Sızlanıyoruz, üzülüyoruz, ağlıyoruz, gözümüzün önünde cereyan eden olan bitene kahroluyoruz. Bir şey yapamamanın verdiği hicranla ancak dua ederek teskin oluyoruz. Şu acınası hâlimize yanıyoruz, gelecek adına hayıflanıyoruz. İnsanlık târihine hep olumlu yön vermiş bir ümmet nasıl bu hâle geldi?

Ümmet vahiy ikliminden uzaklaşınca, Sen’in nice fedâkarlıklarla ortaya koyduğun ahlâkî, içtimâiî, iktisâdî, ticârî, adlî prensiplerinle amel edilmeyince bugün üzüldüğümüz durumlar oluştu. İnsanlar arası sıklıkla yaşanan nifak, fesat, cehâlet gibi menfîlikler ümmeti kendine yaraşır çizginin dışına itti. Kavmîyetçilik, mezhepçilik, cemaatçilik, partizanlık İslam kardeşliği anlayışını zedeledi. Şeytânî tuzaklarla, münâfıkların alçakça yaptığı planlarla ümmet birbirine düşürüldü, bölündü, ayrıştı, parçalandı. Oysaki Nebevî hükümler ancak iç ve dış dünyâmıza güzellikler, iyilikler, hayırlar sunar.

O zaman neden bu haldeyiz?

Biz Müslümanlar İslâm’ı hakiki anlamda yaşamayı bıraktık da ondan. Bugün vâr olan mevcut hükümler bizi bu hâle getirdi.

Bütün bir ümmet; Nebevî hakikatlerin ahlâkî, insânî, irfânî, medenî güzelliklerini terk ederken taklit, tahrik ve tefrikaya yöneldi, bid’at ve hurâfelere itibâr etti. Hatta şekli, nefsî, câhilî hususlarda Müslümanlar âdeta birbirlerine meydan okudular. Bütün bunlar elimizdeki kutsal kitâbımız Kur’ân-ı Kerim’in özünü, rûhûnu, gâyesini şuurla idrak edemediğimizi gösteriyor. Yine bütün bunlar Rebiyülevvel ayının kahramânı Peygamberimizin sünnetlerini gerçek mânâda kavrayamadığımızdan ve O’nu lâyıkıyla hayâtımıza yansıtamadığımızdan kaynaklanıyor.

Bu sebeple ümmetin başına her türlü zelillik gelmiştir. Bundan dersler çıkarmalıyız.

Ne yazık ki ümmet; ‘Allâh’a ve Rasûlüne itaat etme’ (Nisa Sûresi, 59-69-80) rûhunu kaybetmiş ‘çekişmeye girip gücünü yitiren ve zayıflayıp yılgınlığa düşen’ (1) bir topluluk hâline gelmiştir. Ve ne yazık ki ümmet devamlı sömürülen, ezilen, üzülen, zulüm altında inleyen, dayanılmaz çileler çeken, en ağır acılara, haksızlıklara hatta tecâvüzlere mâruz kalan perişan durumlara düşmüş ve düşürülmüştür.

Bugün ümmetin kaç mezhebe, kaç guruba, kaç meşrebe ayrıldığını hesap edemediğimiz gibi ümmet içinden kurulan örgütlerin harflerinin neler olduğunu dahi artık hafızamızda tutamaz olduk. Halbuki müminler Hz. Allah Teâlâ’nın: “hepiniz topyekun Allâh’ın ipine sarılın” (2) hükmüne uymadığından, Rasûlün sünnetine tutunmadığından artık onlarda ne mecal ne güç ne şuur ne uhuvvet (=kardeşlik) anlayışı kalmıştır. Bugünkü modern câhiliyenin bizi bu hâle getirmesine müsaade edilmemeliydi. İşte tam bu noktada İslâm’ın âlemşümul ‘Emri bil mâruf, nehyi anil münker’ (3) de hükmü terk edildi, keyifçilik hayatlara hâkim oldu artık o saatten sonra da Müslümanların iki yakası bir araya gelmedi ve ortaya bu hazin tablo çıktı.

Devrin insanları Cemil Meriç’in ifâdesiyle; ‘İdrâkimize giydirilen deli gömlekleri’ (4) misâli ‘izm’lerden medet umdu. İslâm, Kurân’, Sünnet terk edildi. Sonuç ortada!

Bunlara ilâveten dünyânın işgâli altında olan kalpler pek tabî ki, ‘akleden kalp’ olamadı. Selim bir kalbi idrak edemedi. Ferdî, ailevî ve içtimâî savruluşlardan ümmet bir türlü kendini kurtaramadı. Ne yazık ki ümmet, Rebiyülevvel ayının yüce Rasûlunun bıraktığı dînî yaşantılarını tanımaz hâle getirildi. Hep bahsettiğimiz gibi din hayâtın dışına kondu ya da belli sahalara hapsedildi. İstikâmet terk edildi. Sevgi çiçekleri yerine kin ve husûmet tohumları ekildi.

Bütün bu güzellikleri insanlara telkin ve tevdî eden İslam ve O’nun has Peygamberi aleyhissalâtu vesselâm’ın sünnetlerinin terk edilmesiyle pek çok acınası durumlar ortaya çıktı. O Sevgili Peygamber eğer aramızda olsaydı; “vah ümmetim” diye inlerdi.

----------

1) Enfal, 46

2) Âli İmran, 103

3) Âli İmran, 104

4) Meriç Cemil, Bu ülke, ‘İzm’ler, s.23

Bu yazı toplam 331 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.