1. YAZARLAR

  2. Hilal Durmuş

  3. Uluslararası hukuk çerçevesinde: Afrin
Hilal Durmuş

Hilal Durmuş

Yazarın Tüm Yazıları >

Uluslararası hukuk çerçevesinde: Afrin

A+A-

Afrin adı altında belki binlerce yazı yazıldı. Birçoğu duygularımıza tercüman olan yazılardı. Türkiye’nin neden Afrin’de olduğu sorusunun cevabını artık hepimiz çok iyi biliyoruz. Olaya uluslararası hukuk çerçevesinden baktığımızda da farklı bir tablo çıkmıyor.

**

Uluslararası hukukun süjesi devletlerdir. Her devlet kendi topraklarında tam ve bağımsız egemenlik hakkına sahiptir. Kendi sınırları içindeki ekonomik, siyasal, askeri ve sosyal güvenliği sağlamak için gerekli önlemleri alır. Fakat uluslararası bir uyuşmazlık olduğunda böyle bir egemenlik hakkına sahip değildir. Uluslararası uyuşmazlığın tarafı devletlerdir. Yani uyuşmazlığın tarafları birbirine eşittir ve tarafların üstünde bir erk yoktur. Her devletin kendi hukuku farklı olduğu gibi örf ve adetleri de farklıdır. Bu durumda uyuşmazlıklar için her devletin kendi çözüm yolunu kullanmak istemesi ve ortaya birbiri ile uyuşmayan çözüm metotlarının çıkmasına sebep olur. Menfaatlerin çatıştığı bu noktada çözüm yolunun bulunamaması ve kuvvet kullanma ihtimalinin kaçınılmaz olması sonucu doğmaktadır.

**

Birleşmiş milletlerin kurulmasından önce devletler uyuşmazlıklarını çözerken kuvvet kullanmaktan kaçınmıyorlar hatta ilk başvurulan yol kuvvet kullanma oluyordu. Kuvvet kullanımından kaçınan devletin uluslararası arenada saygınlığı ve gücü azalıyordu. Bu yaklaşım yıllarca süren savaşlara ve kayıplara yol açıyordu. İki devlet arasında olan savaş sadece o devletleri değil bütün dünyayı etkiliyordu. 2. Dünya savaşı ile savaşın acı yüzünü gören devletler bir antlaşma ile uluslararası barış ve güvenliğin muhafazası amacıyla Birleşmiş Milletler adı altında bir örgüt kurdular. Daha sonra yeni antlaşmalar yapılarak örgütün devamlılığı sağlanmış oldu. Top, tüfekle yapılan savaşlar yerini belki de daha ikiyüzlü olan diplomatik savaşlara bıraktı. Günümüze kadar gelen bu örgüt ve anlaşmalar uluslararası hukukun temel taşlarını oluşturmaktadır.

**

BM sözleşmesi, örgütün amacını şu sözlerle ifade eder: “Uluslararası barış ve güvenliği korumak ve bu amaçla: barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve bunları boşa çıkarmak…”.  Yanlış anlaşılma olmasın, kâğıt üstünde amaç budur. Gerçek amaç ise güçlü devletlerin barış ve güvenliği tehlikeye girerse hemen müdahale etmek fakat Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü bu zamanda, katliamlara sebep olan devletlerin sırtını sıvazlamak ve silah, kadın, uyuşturucu ticaretini canlı tutmak.

**

BM sözleşmesinde meşru müdafaa ile ilgili olan madde 51.maddedir. “Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez…”

**

Anlaşmada bu hüküm olmadan önce de uluslararası örf ve adet hukukuna göre her devlet kendisine yönelik bir saldırı da kuvvet kullanıp kullanmayacağını belirleme yetkisine sahipti. Anlaşma ile bu teamül yazıya geçirilmiş oldu. Maddeye göre meşru müdafaa hakkının kullanılabilmesi için doğrudan veya dolaylı olarak bir silahlı saldırının bulunması şarttır. 51.maddenin sadece silahlı saldırılara karşı meşru müdafaa imkânı verdiği muhtemel bir saldırıya karşı izin vermediği anlamı çıkmaktadır.Fakat son zamanlarda bir devletin hayati önem taşıyan milli çıkarlarına yönelik ağır sonuçlar doğurabilecek pek yakın saldırı tehdidine karşı, barışçı çözüm yollarının işletilebilmesi ya da saldırıyı başka yollarla defetme imkânının bulunmaması şartıyla, meşru müdafaa çerçevesinde kuvvet kullanılabileceği savunulmaktadır. Türkiye’nin Afrin’de yaptığı da tam anlamıyla budur. Türkiye sınır ötesinde her geçen gün güçlenen ve açık bir tehdit oluşturan terör örgütlerine kendi milli çıkarları için müdahale etmek zorundadır. Bu en temel meşru müdafaa hakkıdır. Suriye sınırlarında arması olmayan devlet kalmamışken Türkiye’nin sadece meşru müdafaa amacıyla girdiği topraklara kimse hukuk dışı müdahale diyemez. Sınırımızda terör örgütlerinin temizlenmesi için Suriye ile barışçıl çözüm yolu bulunması ise mümkün değildir. Bu terör örgütlerini desteleyen zaten maşa konumunda olan Esad rejimidir. Esad ile oturup çözüm yolu aranması zaman kaybından başka bir şey değildir.

**

Uluslararası hukuk çok teferruatlı bir hukuk dalıdır. Bu yazıyı yazarken birçok kaynaktan faydalandım.  Fakat gördüm ki uluslararası hukuk hocalarımız Afrin ile ilgili yazılar yazmamışlar. Eğer ki TSK sınır ötesi müdahale kararı almışsa bütün millet olarak bu kararın arkasında durmalıyız. Halkımız askerlerimize kışlık yardımı gönderiyor, annelerimiz elleriyle yemek yapıp gönderiyorken, camilerimizde her namaz sonrası Mehmetçiklerimize dua ediliyorken, hukuk camiası neden üstüne düşeni yapıp bu konuda bir kamuoyu oluşturmuyor çok gariptir!

 

Bu yazı toplam 1114 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum