1. YAZARLAR

  2. Şevki Çobanoğlu

  3. Türkiye'de Ekonomi Politikaları -8-
Şevki Çobanoğlu

Şevki Çobanoğlu

EKONOMİK MESELELER
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye'de Ekonomi Politikaları -8-

A+A-
24 OCAK POLİTİKASI; PARAMIZI PUL ETTİ ve İNSANIMIZI YOKSULLAŞTIRDI
Türkiye ekonomisinde “İstikrar Tedbirleri” olarak adlandırılan “24 Ocak Kararları”nın alınmasından sonra geçen on yıl içinde, paramız pul oldu ve insanımız da yoksullaştı. 24 Ocak 1980’de 1 ABD Doları 47,10 TL iken, 31 Aralık 1989’da 2.311,37 TL olmuştur. Bu durum Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında çöküşü değil de nedir? Bir ülkede ekonomik yönden, millî para değerinin korunması ve enflasyonun önlenmesi en önemli konulardır. Eğer millî para değeri korunamıyor ve enflasyon da tırmanış (yükseliş) gösteriyorsa, o ülke de insanlar sürekli yoksullaşıyor demektir. Çünkü millî paranın değer kaybı ve fiyatların yükselmesi dar gelirli ve orta gelir gruplarının, millî gelirden aldığı payı her geçen gün azaltmaktadır.
“24 Ocak Kararları”nın uygulayıcıları ihracat ağırlıklı bir ekonomi politikasını hedef alarak yola çıktıklarını açıklamışlardır. Elbette ki ihracatın Türkiye açısından önemi büyüktür. Hem de bu konu çok büyük önem arz etmektedir. Ancak ihracatın artırılması, insanımızı yoksullaştırmak pahasına olmamalıdır. Devalüasyon uygulamaları ve zararına dış satımlarla, dış ekonomik dengelerin kurulması yönünde harcanan çabalar, iç ekonomik dengeyi alt-üst etmektedir. Esas olan şudur ki, iç ekonomik dengeler için dış ekonomik ilişkiler de gerekli hassasiyet gösterilmelidir. İnsanların yoksullaştırılması ve millî para değerinin pul edilmesi pahasına dış ekonomik denge kurmaya yönelik tek yanlı politikalar, sonuçta sosyal patlamaya yol açar.
“24 Ocak Kararları”nın alınmasından sonra geçen on yıllık süreç içinde ortaya konan ekonomik uygulamalar, gelir dağılımını önemli ölçüde etkilemiştir. Gruplar arası gelir dağılımı ücretliler ve küçük işletmeler açısından küçülme gösterirken, büyük firmalar ve sermaye çevreleri açısından hiç de adil olmayan bir biçimde büyüme (yükseliş) kaydetmiştir. Bir ekonomide böylesi bir gelişme sosyal yaraların artmasına ve insanlar arası sevginin yerini kin ve nefretin almasına sebep olur.
Türkiye’de uygulanan 24 Ocak Politikası gereği olarak, altyapı yatırımlarında belirli ölçüde bir gelişme görülmüştür. Ancak burada şunu sormak gerekir: Neden sadece alt-yapı ağırlıklı bir politika izlenmiştir? Bir ülkede alt-yapı yatırımları gerçekleştirilirken, üretime yönelik ve istihdam arttırıcı sanayi ağırlıklı yatırımlar göz ardı edilebilir mi? İşte meselenin odak noktası buradadır. Yani sadece alt-yapı ile meşgul olan bir politika, elbette ki enflasyonu durduramayacaktır. Hele ki o ülke, yüksek düzeyde bir borç yükü ile karşı karşıya ise bu durum daha vahim sonuçlar getirecektir. Dış borç ödemelerini gerçekleştirmek için yeni zamlar ve işletmelerin kaldıramayacağı yeni vergilerin alınması kaçınılmaz olacaktır. Kazanılmadığı halde 1989 yılında alınmaya başlanan peşin vergi buna bariz bir misaldir.
24 Ocak Ekonomi Politikası; Türk Lirası’nın pul olması ve insanımızın yoksullaşması pahasına, ekonomik dengelerin daha çok bozulması da göz ardı edilerek, elde edilen gelirlerin alt-yapı alanlarına yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Ama yinede istenen düzeyde bir alt-yapı kurulamamıştır.
1980’LER EKONOMİSİNE GENEL BİR BAKIŞ
Türkiye’de 1980-1989 yıllarında uygulanan ekonomi politikasının başarılı olup olmadığını anlayabilmek için; enflasyon, dış borçlar, işsizlik, devalüasyon, büyüme hızı, dış ticaret, fert başına düşen milli gelir gibi konulara bakmak gerekir.
1) Enflasyon: 1980 yılının önde gelen problemi % 107, 2’lik oranla enflasyondu. 1989 yılında da % 69,6 oranla yine enflasyon olmuştur.
2) Dış Borçlanma: Brezilya’nın dış borç stokunun (faiz taahhütleri hariç) GSMH’ına oranı 1986’da % 41, Arjantin’in ise % 65,8 idi. Görülüyor ki, Türkiye’nin dış borç yükü, GSMH’ya oranı itibarıyla birçok Latin Amerikan ülkelerinden daha ağırdır. (31) Bu dönemde Türkiye altından kalkamayacağı kadar büyük bir borç yükü altına girmiştir. Buna rağmen dış borç alımlarına devam edilmiştir.
3) İşsizlik: Türkiye’de işsizlik, 1980’li yılların en vahim sosyal problemi olarak ortaya çıkmıştır. Yatırımların durdurulması sonucu, istihdam hacminde artış olmamıştır.
4) Devalüasyon: Süleyman Demirel Hükümetince, “hazırlanan tedbirler paketinin ayrıntıları Ocak başında (Ocak 1980’de) IMF’ye sunulmuş ve pazarlıklar başlamıştı. En basit şekliyle (paranızın değerini düşürün, kredi verelim!) ile (Hayır, siz önce kredi verin, sonra biz devalüasyon yaparız!) tartışması idi. Sonunda, tedbirler önceden alındı (24 Ocak 1980 Kararları ile % 48,9 devalüasyon yapılarak Türk Lirası’nın değeri düşürüldü), ardından krediler geldi. 24 Ocak 1980’de 47,10 TL olan 1 ABD doları 71,40 TL’ye çıkarıldı.
5) Büyüme Hızı: 1980 yılında % -1,1olan ekonomideki büyüme hızı, 1989 yılında yine % 1,1’e düşmüştür. Bu dönemde istikrarlı bir büyüme sağlanamamıştır.
6) Dış Ticaret: Türkiye ekonomisinde 1980-1989 döneminde dışa açık ağırlıklı büyüme politikaları uygulanmıştır. Ancak istikrara yönelik bir dış ticaret denkliği sağlanamamıştır. Ayrıca bu dönemde hayali ihracat söylentileri ayyuka çıkmıştır.
7) Fert Başına Millî Gelir: Türkiye’de fert başına düşen millî gelir, 1980’li yıllarda, yıllar itibariyle zikzak çizerek (azalma ve çoğalma göstererek), bir istikrar çizgisi içinde olmamıştır.
1980 yılında devrin Başbakanı Süleyman Demirel, “24 Ocak 1980 Kararları” ile ilgili olarak 24 Ocak 1980 günü Bakanlar Kurulu Toplantısı’ndan çıktıktan sonra şöyle diyordu: “İstenen fedakârlık, ülkenin geleceği içindir. Yapılacak ikinci bir şey yoktur.”
“Yapılacak ikinci bir şey yoktur” denilerek uygulamaya konan ekonomi politikası, tam on yıl kesintisiz devam etti. Ancak başlangıçta belirtilen hedeflere varılamadı. Enflasyon hızı kesilmedi ve kontrol altına alınamadı. Sekteye uğrayan yatırım hamlesi harekete geçirilemedi. KİT ürünlerine 29 Ocak 1980’den itibaren yapılmaya başlanan zamlar durdurulamayarak, hayat günden güne pahalılaştı ve çekilmez hale geldi. Üretim azaldı. İşsizlik korkunç boyutlara ulaştı. Dış borçlar katlanarak arttı. Devalüasyonlara devam edilerek, Türk Lirası’nın değeri sürekli düşürüldü. Dış ticarette denge kurulamadı. Büyüme hızı ve fert başına düşen millî gelir düştü.
1980’li yılların başında bir “çıkmaz” içinde olan Türkiye ekonomisi, dönemin sonu olan 1989 yılına gelindiğinde daha derin bir “çıkmazla” karşı karşıya kalmıştır.
Bu dönemin; Kasım 1979’dan başlayarak 12 Eylül 1980 tarihine kadar ki siyasi sorumluluğu Süleyman Demirel’e ve Adalet Partisi (AP)’ne aittir. Teknik sorumluluk ise Demirel ile zamanın Başbakanlık Müsteşarı ve 9 Kasım 1989’da Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’a aittir. “24 Ocak Ekonomi Politikası”nın sürdürüldüğü 12 Eylül 1980 müdahalesinden, 6 Kasım 1983’e kadar süredeki uygulamalar Bülent Ulusu Hükümeti’nin sorumluluğundadır. Bu süre içinde Turgut Özal Ekonomik İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak Haziran 1982 tarihine kadar görev üstlenmiştir.
6 Kasım 1983’den 9 Kasım 1989’a kadar uygulanan ekonomi politikasının sorumluluğu Turgut Özal Başkanlığındaki ANAP Hükümetlerine aittir. Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olması ile ekonomi politikası Yıldırım Akbulut başkanlığındaki ANAP Hükümeti tarafından sürdürülürken 1980’li yılların ekonomisi noktalanarak tarihe mal oldu.
Fakat “yapılacak ikinci bir şey yoktur” iddiasıyla başlatılan dönemin ekonomi politikası, 1980 sonlarına gelindiğinde mucitlerince sert eleştirilere uğradı. Çocuğu doğuran ananın hayırsız çıkan evlâdına “keşke seni doğurmaz olsaydım” diye beddua etmesi gibi, “24 Ocak Ekonomi Politikası” da, onu üreten ve uygulamaya koyan mucitlerce, daha sonra “keşke seni üretip, uygulamaya koymasaydım” dercesine veryansın edildi.
Süleyman Demirel; 28 Temmuz 1985’de “Biz hükümete olsaydık böyle sorunlar olmazdı” derken, 30 Aralık 1987’de “Bu bir alarmdır. Sizi uyarıyorum. Dikkat edin. Sonunda Türkiye’yi siyasi taviz vermek noktasına getirirsiniz” demiştir. Süleyman Demirel, 1965’lerden başlayarak gerek tek başına, gerekse koalisyonlarla hükümet olmuş ve ekonomi politikasına yön vermiştir. Bu konuda büyük bir sorumluluğa sahiptir. Ancak Türkiye’nin geldiği nokta da gözler önündedir. Bir ülke de, dışa karşı siyasi ve ekonomik tavizler verilmemesi, o ülkeyi yönetenlerin başarısını gösterir. Acaba siyasi ve ekonomik tavizlerden bahseden Demirel, iktidarı döneminde Wells Fargo firmasıyla yapılan kredi anlaşması ile Türkiye’nin bazı ticaret ürünlerini bu firmaya ipotek ederek, ekonomik ve siyasi taviz vermemiş midir? Yine aynı Demirel, 24 Ocak 1980’de IMF ile imzalanan “Stand-Bay Anlaşması” ile % 48,9 devalüasyon yaparak, ekonomik ve siyasi tavizler vermemiş midir?
Onun için Demirel, önce kendi sorumluluğunun hesabını, millet önünde, polemiğe girmeden vermelidir. Aksi halde tarih, kendisi hakkında iyi şeyler yazmayacaktır.
Bütün olanlar ortada iken, 20 Kasım 1991’de Süleyman Demirel yeniden iktidara geldi. DYP-SHP Koalisyonu ile Demirel Başbakan oldu. Türkiye’de 1980’li yıllar çözüm bekleyen problemlerle kapanmıştır. Türkiye ekonomisi bir türlü “çıkmazdan” kurtarılamamıştır.
------------------
31) Hiç, Prof. Dr. Mükerrem, Bozulan Ekonomi Nasıl Düzelir, Menteş Kitabevi, İstanbul, 1989,sh. 82-83
Devam Edecek
Bu yazı toplam 3211 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.