1. YAZARLAR

  2. Enes Kalender

  3. Tulumbacı sendromu
Enes Kalender

Enes Kalender

Yazarın Tüm Yazıları >

Tulumbacı sendromu

A+A-

Prof. Dr. Üstün Dökmen hocamızın literatüre kazandırdığı bu sendrom insanların ana amaca ilerlerken yolda başka yönlere sapmasını anlatır. Eskiden yangın söndürmek için kurulan bu teşkilat şimdi ki itfaiye teşkilatının geleneksel halidir. Hocamız bunu şöyle anlatır, “ Tulumbanın dört ucundan tutan dört er ve başlarında da bir reis bulunur. İçi su dolu olan hazne ile yangına doğru koşarlar. Fakat Eski İstanbul’da her yer türbe olduğu için her türbenin önünde durup birer Fatiha okurlar. Daha sonra devam ederler. Yine bir türbe çıkınca tekrar durup tekrar okumaya başlarlar. Bu sebepten her seferinde yangın yerine geç kalırlar. Yangına varıp suyu boşaltırlar ve görevleri biter. Bunun ardından tekrar kendi toplanma merkezlerine dönerken bu sefer “ Nasıl olsa giderken okuduk tekrar okumaya gerek yok “ derler. Halbuki giderken değil de dönerken okusalar yangına geç kalmayacaklardı" diye hikayeleştirir.

Burada dikkat etmemiz gereken husus asıl hedefi unutup farklı yollara sapmamamız gerektiğidir. Hayatımızda elzem olan hedefler dururken acelesi olmayan hedef belirlemek bize büyük zarar vermektedir. Öncelikle temel gaye belirlenip atılacak adımlar buna göre belirlenmelidir.

Üniversiteli 3 genç düşünün. Bunlar sınavlardan yeni çıkmışlar ve biraz dinlenmek ve tatil yapmak için tatil yörelerinden birine gidecekler. Oto galeriden çok güzel bir araç kiralayıp düşerler. Hazırlıklar ona göre yapılmıştır. Bagaja kamp çadırı ve tatilde lazım olacak her şey konulmuştur. Yola çıkarlar ve gençliğin verdiği deli-kanlılıkla normal bir şekilde aracı sürer. Yolda giderken yanlarından son model özellikleri de onların aracından daha iyi olan bir araç onları sollar. Direksiyondaki gence diğer arkadaşları gaz verirler ve o aracı sollamasını isterler. Biraz daha gaza yüklenen genç ileride polis ışıklarını görür ve yavaşlamaya başlar. Tabi nafile bir yavaşlamadır. Radar da tespit edildikleri için polis durdurur ve kendilerini sollayan araç da oradadır. Polis iki tarafa da ceza yazar ve bizim tatilcilerden bir tanesi diğer aracın sahibine laf atar. Orada tartışırlar ve karakolluk olurlar. Bunun ardından bir geceyi nezarette geçirirler. Nezarete girdiklerinde içlerinden bir tanesi “ Neden gaza geliriz ki adamı sollamaya çalışmasak bunlardan hiç biri başımıza gelmeyecekti. Güzelce tatil yerimize varıp kamp ateşimizi yakmıştık. Keşke hiç böyle bir işe kalkışmasaydık" der.

Gençlerin ana hedefi tatil yapmaktı fakat yolda ana hedeften sapıp başka bir hedefe yöneldiler ve trafik cezası yediler bunun yanında bir gece nezarette kalmaya mecbur kaldılar. Hayatımızda aynen bu tarz durumlarla çok sık karşılaşırız. Bizim yapmamız gereken ana hedefimizi asla unutmamamızdır. Bizler ana hedefimize ne kadar çok ulaşmak istiyorsak, parazitlerden o kadar çok uzak kalmamız icap eder. Her ne olursa olsun temel gayemizi unutmamalıyız. Eğer gençler dışarıya çıkarken arabasını hızlı sürenleri sollamak gayesi ile çıksalardı bu duruma çok üzülmeyeceklerdi. Gayeleri kampa gitmek olan bu gençler yarı yolda hedef değiştirdikleri için istemedikleri bir sonuçla karşı karşıya kaldılar. Ne olursa olsun hedefimizi doğru belirlemeli ve bu hedeften sapmamalıyız.

Bir çok hedef belirliyoruz ve bu hedeflere ulaşmak için çabalıyoruz. Tek bir hedefi olan insan bulmak çok zor. “ Önce bir araba alırım sonra bir ev daha sonra şu işleri büyütürüm ve ofisi de çarşıya taşırım sonra gelsin paralar, tatiller, yurt dışı seyahatleri… “ diyen insanlara çok rastlamışsınızdır. Sıralama ve içerik farklı olsa da genel olarak bu kalıpta yaşıyoruz. Öncelikleri belirlemeden bütün hedefleri sıralıyoruz ve belki de bir ömür bu hedefler için çalışıyoruz. Ana hedefler çok olursa insanın başarılı olma şansı o derece düşer. Ana hedeflere ilerlerken yolda sapmayacağımız bir harita çizmek gerekir. Eğer genç hedefine falanca üniversitenin falanca bölümünü koyduysa o yolda ilerlemeli ve sürekli hedef değiştirmemeli, bir iş insanı bu sene falanca yere şube açacağım diyorsa oraya o şubeyi açmak için çalışmalıdır, bir anne bu ay çocuğuma şu kitapları okuyacağım diyorsa o kitaplar haricinde başka kitaplara yönelmemelidir.

Anadolu’da çok güzel bir tabir vardır, “ Köprü geçerken at değiştirilmez “ bu atasözünü çok iyi anlamak gerekir. Eğer köprüyü geçerken at değiştirirsek ya suyu boylarız ya da elimizdeki attan da oluruz. Aman dikkat.

 

Bu yazı toplam 468 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.