1. YAZARLAR

  2. Adnan Özkafa

  3. Sünnet-i Kifaye
Adnan Özkafa

Adnan Özkafa

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Sünnet-i Kifaye

A+A-

Bugün Ramazan’ın ortalarında bir hatırlatmada bulunalım.

Farz-ı Kifaye’yi çoğumuz biliriz. Bazı müslümanların yapmasıyla diğer müslümanların vebalden kurtulduğu ibadetlerdir. En meşhur örneği de cenaze namazıdır.

Bir müslüman ölünce sadece namazı değil, onun yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınıp defnedilmesi diğer müslümanlara farzdır. Eğer bir müslüman ölür de ölüsü ortalık yerde kalır, kimse ilgilenmezse bütün müslümanlar günahkar olur.

Cenaze namazından başka Kur’an-ı Kerim’in hafızı olmak müslümanlara farz-ı kifayedir. Çevremizdeki hafızların kıymetini iyi bilmemiz lazım. Onlar bu işi yapmazsa bizim hafız olmamız gerekecekti.

Topluluğa selam veren bir müslümanın selamının alınması farz-ı kifayedir.

Daha başka tıp gibi, namaz vakitlerinin tespiti gibi, nikah-talak-feraiz ve diğer fıkhi konularda fetva verecek alimlerin bulunması gibi, cihad aletlerinin üretimi için bu konudaki sanayi ve teknolojinin bilinmesi gibi bazı ilim dallarında bazı müslümanların ihtisaslaşması farz-ı kifayedir.

Buna göre müslüman doktorların, alimlerin, tank-top-uçak imal edenlerin, muvakkitlerin de kıymetini iyi bilmek gerekiyor.

Farz-ı kifaye gibi bir de “Sünnet-i Kifaye” vardır. Mesela bugünkü konumuz olan İtikaf böyle bir sünnettir. Ezan okunması, kamet getirilmesi, bir beldede teravih namazının cemaatle kılınması, toplu insanlardan birinin selam vermesi… gibi işler de sünnet-i kifayedir. Bazı müslümanların bu işleri yapmasıyla diğerleri kurtulmuş olur.

Sünnet-i kifaye’lerden biri olan İtikaf, Ramazan ayının son 10 günü dünya meşgalelerini bırakarak gece gündüz Allah’la beraber olmak ve bayram sabahına manevi açıdan arınmış, dinç, zinde bir şekilde yeniden hayata başlamak demektir. Nasıl, ne şekilde yapılacağı ilmihallerde yazar.

Bir İslam beldesinde mutlaka birileri bu sünneti yerine getirmelidir. Kimse itikaf yapmazsa orada yaşayanlar toptan bir sünneti yok etmenin vebaline girerler.

Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettikten sonra hiç aksatmadan her sene Ramazan ayında itikaf yapmıştır. Yani ara sıra yaptığı ve bazen de terk ettiği bir sünnet değil, her zaman yaptığı, hiç terk etmediği bir sünnet olarak “Sünnet-i Müekkede”dir. En kuvvetli sünnetlerdendir.

Ramazan’ın son 10 gününde itikafa giren kişi 5 vakit namazı bulunduğu camide kıldığı gibi namaz harici vakitlerde de hep namaza hazır vaziyette olduğundan 24 saat namaz kılmış gibi sevap kazanır.

İtikaf yapan kişiyi alimler şuna benzetmişlerdir: 

Bir adamın mevki makam sahibi bir kimseden bir haceti olsa, onun kapısına, makamına varıp “İstediğimi vermedikçe buradan kalkmam” diye uzun müddet, saatlerce, günlerce oradan ayrılmaması gibi, itikaf eden kişi alemlerin rabbinin huzurunda, onun evi olan bir mescide tabiri caizse postu serip “Beni affetmedikçe, mağfiret etmedikçe buradan çıkmayacağım” demek istemektedir.

Böylesine nazlanarak, ısrarla Allah’dan isteyen kişi inşallah 10 günlük itikaf sonucu bayram sabahına tüm istediklerini elde ederek kavuşmuş olur. 

Son söz: Kendimiz itikaf yapabilirsek yapalım. Yapamazsak itikaf yapan müslümanlara yemek ikram edelim. Bayram sabahı itikaf yapan bir müslümanın elini öpüp kifaye yoluyla bizim de yapmamız gereken bir işi, bizim adımıza yaptığı için teşekkür edelim.

Bu yazı toplam 6508 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.