1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. Siyasetten uzak
Ahmet Turan

Ahmet Turan

PARANTEZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasetten uzak

A+A-

Bugün siyasetten uzak bir yazıyla sizlerle muhabbet edelim istedim. Ama muhabbete nereden başlayacağıma da bir türlü karar veremedim.

Hemen aklıma yıllar önce çok sevdiğim bir ağabeyimin anlattığı iki ayrı hikaye aklıma geldi.

Bugün de bunları paylaşalım.

Sadece siyasete değil, kıssadan hisselere de ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

HÜKÜMDAR NUŞİREVAN

Nuşirevan ünlü bir Pers hükümdarıdır. Tahta geçtiği ilk yıllarda kendinden öncekiler gibi ‘başarısız oldu’ yaftası yemek istemeyen biriymiş. Ülkesiyle fazla ilgileniyormuş.

Üstelik dediğim dedik bir hükümdar olan Nuşirevan’a kimse ses çıkaramazmış. Ülke perişan durumda olsa da kimse bunu Nuşirevan’a çıtlatamıyormuş.

Bir gün beraberinde veziri ve yakın adamları ile ava çıktığı yaban hayatı Nuşirevan’ın hoşuna gitmiş.

Kuşlar ötüyor, tavşanlar çalılıkların arkalarına kaçışıyor. Atından inen Nuşirevan kuşların uzun, uzun ötüşünü dinleyince mest olmuş.

Hemen Vezirine sormuş:

-Keşke kuşların ne söylediğini anlayabilseydik. Anlamadığımız halde dinlemekten bu denli haz aldığımıza göre kim bilir anlamları ne güzel sözler söylüyorlardır?

Vezir bu durumu anlatmak istediklerini uygun bir dille iletmek için bir fırsat olarak görünce hemen söze başlamış:

-Sayın hükümdarım, aslında ben kuşların dilinden biraz anlarım. İsterseniz size onların ne söylediklerini çevirebilirim. Ama elçiye zeval olmamalı.

-Tamam, sen yeter ki çevir!

-Affınıza sığınarak kuşların ne söylediklerini anlatıyorum hükümdarım. Bu kuşların birisi, diğerinin kızını oğluna istiyor. Öbürü de “elbette kızımı sana veririm, yalnız başlık parası olarak bir virane isterim” diyor. Oğlanın babası ise bu halinden memnun vaziyette “ Hay, hay ne demek bir virane, Nuşirevan hükümdar olduğu müddetçe, ben sana bir değil on virane veririm. Zaten her yer harap. Yeter ki sen kızı oğluma ver ” diyor. İşte padişahım kuşların konuştukları bundan ibarettir, dedi.

Nuşirevan vezirinin ne anlatmak istediğini anlamıştı. Ama sarayına dönünce bundan ders çıkarmak yerine vezirini görevinden etti.

YALANCILAR

Vakitlerden bir vakit padişah, çağırmış tellalları, “Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!” diyerek ilanını halka duyurma emri vermiş. Yalan güzel bir şey değil; ama padişah bu ilanla zeka testi yapacakmış. Yarışma zamanı gelince padişah, katılanları teker, teker huzuruna çağırmış. Biri, kendinden emin bir şekilde yalanını söylemiş: “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.”. Padişah: “Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, aslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabi!”.

İkinci yarışmacı, “Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar.” demiş demesine; ama padişah buna, “Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa kral odur tabii!” cevabını vererek bunun yalan olmayacağını ifade etmiş.

Bir başka yarışmacı da, “Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!” diyerek yalanını ortaya koymuş. Amma velakin padişah, buna da bir cevap vermiş: “Senin ok, bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce ok, takılacak yer bulamayıp yere düşmüştür.”. Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha “Bu yalandır!” dedirtememiş.

Ancak son yarışmacı hariç. Son yarışmacı: “Padişahım, siz benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştınız. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır derseniz ödülümü veriniz. Yok, bu dediğim yalan değilse o zaman borcunuzu ödeyiniz!”

 

Hikaye bunlar.

Belki de hayal ürünüdür.

Hafta görüşmek dileğiyle.

 

Bu yazı toplam 6765 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.