Aslı Duruk Birpınar

Aslı Duruk Birpınar

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Şeker Mavisi

A+A-

Ülkenin bağına eklenen,  çarpuk çurpuk; çok çocuklu ailelerden gelme, bol çekirdekli üzümlerinden biri, üzüm üzüm bakıp da üzen, mendil satan çocukların kralı ve aslında aralarındaki en küçüğü… sana diyorum! sana bunca bağlanmamı saf bir sevgiden ibaret görüp de hoş görüp geçiveremiyorlar beni bir türlü, biliyor musun? Bir yanlışım, bir hatamdır seni böyle sevmem, onlara göre. Herkese göre. Sokağa göre. Akıl vermeye bayılır ya hani insan, kendini böylece en üstün ve akıllı görerek… İşte hep bu ihtiyaçtan, öğüt diye istemediğim onca küpeyi taktılar benim de kulağıma; ağırlığından aşağıya çekip çekip, kulak mememi, 8 çocuk emzirmişim gibi sündüren. Seni; bizi hoş görememelerine kızgınım bu yüzden…

O değil de, şu şekilsiz üzümlüğün fark edilip de, ayaklar altında ezilsen de, hiçbir zaman tatlı bir şarap olamayacaksın sen. Lezzetli bir pestil de olmaz senden, hem. Ancak, üzerindeki ayaklardan mantar kaparsın bir, işte hepsi o. Çaktırma… Büyük konuşuyorum ki tersi olsun. Büyüyünce anlayacaksın... Hem, zaten anlamıyorsun ki, şu anda söylediklerimi. Dilimi. Dilini konuşsam da, insancayı anlayamayacak kadar küçüksün, henüz. Sahi,  nerede doğdun ilk sen? Buradaki kaldırımların üzerinde peydah olmadan önce, yani? Oralısın değil mi? Hani, İsmi Lazım Değil ülkesinden, o, ismi malum ülkeden. Nereden olursan ol. Her türlü severim seni ben.

Biliyor musun, buradaki kaldırımların üzerinde peydah olup, bütün ezberlerimi bozmadan önce sen... yani ben, hayatın bu garip şakacılık huyundan; ters köşesinden nasibimi almadan evvel… Sevdanın en karanlık ve yoğun halinin kara değil de, bir bebek mavisi renginde olduğunu öğrenmemiştim daha. Küçük öğretmen… Bu şeker mavisinin içinde ekşi, tatlı ve acı birçok tadı, şu zavallı dilime aynı anda yükleyip beni bu doz aşımına uğrattın, tatlı sert ve bolca da umarsızca. Bense senin umrunda değilim biliyorum, henüz bir umrun olmadığından. Bir de… Geleceğini, hikayeni pek merak ediyorum… Yok yok, hiçbir zaman tatlı bir şarap ya da lezzetli bir pekmez olmaz, senden! Boşuna heveslenip, üzüm rengi gözlerinle üzüm üzüm bakıp da duygu sömürmeye çalışma şimdi, dilime o mavinin en kekremsi tadını bırakıp. Baksana, baştan, doğuştan kaybetmişsin sen! Tıpkı kardeşlerin gibi. Hiçbir zaman sevilmeyecek ve istenmeyeceksiniz, şu hayatta. Ne orada, ne de burada. Tüm bunlar ise, evet, senin suçun. Damarlarındaki kanın içinde, ihanet, kaçaklık ve her türlü suçluluk kodları potansiyel halde işliyken senin, yaldızlı bir beşiğin içindeki kuş tüyü yastıkların ve pamuktan yorganların içinde doğmanı, annen bile beklemezdi, zaten.

İnsan ya hep şanslı ya da her zaman şanssız olurmuş da, o şans, kısmet, talih falan hiçbir zaman dönmezmiş. Bir yerde okumuştum. Feleğin çark etmesi –çarkıfelek-, ancak bir yarışma programının ismi olabilirmiş, o kadar. Katılmamak mümkün mü, şimdi buna? Kaldırımda doğan bir çocuğa başka nasıl bir makam ya da mekan sunabilir ki hayat artık daha fazla? Hayata da pek yüklenmemek lazım canım, hem. Dünya, mucizeler için yeterince yaşlı ve yorgun, zaten. Bu yüzden senin de ‘büyük adam’ olma ihtimalin örneğin, ancak, üzeri açık yatılmış bir uykunun anlamsız rüyası olabilir, ne bir tabire ne de zoraki yorulmuş bir yoruma bile layık olamayacak saçmalıkta. Sen, büyüdüğünde adam, hem de büyük adam olacaksın, öyle mi? Bebek mavisi, saygın bir laciverte dönüşecek? Ancak lacivert çizgili, miskin bir pijama altı olabilirsin bak sen, hiçbir ülkeye sığamayıp da bir merdiven altına sığan ve orada kediler gibi üreyip çoğaldığın ailenle. Kötü karpuzun çekirdeği çok olurmuş. Bak bu sözlerim 30 40 seneye kadar çıkmazsa, ben de bir şey bilmiyorum. Evet, bu konuda büyük konuşuyorum!

Bizi hoş görüvermemeleri de doğrudur belki, hem. Herkes yanılıyor da, bir ben mi haklıyım? Belki de öyle kızgın olmadan önce, daha etraflıca düşünmeliyim… Ne diye bağlandım ki donsuz bir kaldırım çocuğunun mendil uzatan yumuk ellerine, böyle? “Ömründe ilk gördüğün yumuk el bu mu” deyip deli olduğumu iddia eden sokağın seslerinin, bir bildikleri olmasa, bu kadar senkronize ve uyumlu olamazlardı zaten birbirleriyle, öyle değil mi? Bu üzüm üzüm bakmayı da sana kim öğrettiyse! Yalnız, başka hiç bir şeyden bu kadar emin olamam ki, ayaklar altında ne kadar ezilsen de tatlı bir şarap da olmaz senden, lezzetli bir pestil de!

Bu yazı toplam 717 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.