Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Şehrullah ve Dua

A+A-

Şehrullâh’ın son günlerindeyiz ve bu Recep ayı ile ilgili son yazımız. Perşembe günü mübârek Şaban ayı başlıyor. Şaban ayı yüce Rasûlun ayı. Ömür vefâ ederse inşaALLAH Şaban ayında da Peygamberimizi yazılarımıza, satırlarımıza konuk etmek arzusundayız. Maksadımız size güzel günlerimizi, değerlerimizi hatırlatmak ve mânâ yönümüzü yeniden ayağa kaldırmak, dünyâya daldırmamak. Evet, bu hususta diyelim ki; ‘niyet hayır, akibet hayır’ inşaALLAH.

Bugün duânın ehemmiyeti üzerinde durmak istiyoruz. Dua, Arapçada; ‘çağırmak, dâvet etmek, yardım istemek, bağışlanmak, selâmet dilemek, tâlep ve niyazlar’ anlamında kullanılır. Duânın gâyesi, insanın hâlini Cenâb-ı Hakk’a duyurması ve O’na saygı ve ta’zim ile niyaz etmesidir. Dua, âciz insanın sonsuz güçle kurduğu ilâhî bir köprüdür. Dua,  insanın mutlak kudret sâhibi olan Allâhu Azûmuşşân’ın adâlet ve merhametinin idrak edilip O’na boyun eğişin göstergesidir. Dua, insanın ihmallerinin tamamlandığı bir dilek ya da istek kapısı değildir. Dua, her türü tedbiri aldıktan sonra Hak Teâlâ’ya yönelmek ve O’ndan yardım dilemektir.

Sünnetullâh’a ve fıtrata ters düşmeyen duâların kabûlu umulur. Rabb’imizin ilâhi sünneti, kulun meşru isteklerini ihsan etmektir. Dua edenin isteği er-geç verilir. Ancak Allah Teâlâ’nın haram kıldığı şeylerde bir dua veya istekte bulunmak büyük suçtur. Rabb’imiz bir kul kendisine el açıp yalvardığında onun ellerini boş çevirmekten hayâ eder.

Cenâb-ı Hak: “Habîbim, kullarıma sana, beni sorunca (haber ver ki) ben onlara yakınımdır. Bana dua edince dua edenin dâvetine icâbet ederim.” (1) Başka bir âyette: (Ey Peygamber) De ki; “Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız (tevbeniz) olmasa, Rabb’im size ne diye değer versin?” Buyuruyor. (2) Demek ki duâmız bizim Allah Teâlâ katındaki değerimizi belirliyor. ‘Değer verdiğin kadar değer görürsün’ deniyor bu herkes tarafından kabul görmüş bir hakikattir. O zaman duâya şu mübârek günlerde sıkı sarılmalı.

Peygamber Efendimiz aleyhisselâm’da; ‘Duâ, ibâdetin özüdür. Allah katında O’na duâ etmekten daha kıymetli bir şey olamaz. Allah, kendisinden bir şey istemeyeni (duâ etmeyi kendine yediremeyeni) gazaba uğratır. Sıkıntı ve darlık zamânında duâsının kabul olmasını isteyen kimse bolluk ve rahat zamânında da duâyı bol yapsın. Rabb’iniz Hayyu-Kerîm’dir. Bir kul elini açınca onu boş bırakmaz. Kime ki duâ kapıları açılmışsa ona hikmet kapıları açılmış demektir. Duâ, rahmet kapılarının anahtarı, müminin silahı, dînin direği, göklerin ve yeryüzünün nûrudur.’ (3) Buyuruyor. Bu hadisi şerif çok şey söylüyor bize.

Duâ, her türlü müşkilllerin çözülmesi adına, dünya ve ahret huzûru adına, belâ ve musibetlerin defi adına, hastalıklardan-borçlardan-dertlerden kurtulmak adına, nefis ve şeytanın şerlerinden korunma adına, akıl ve idrâkın erişemeyeceği iyiliklere nâil olmak adına, ana-babaya-evlatlara-dost ve akrabâlara hayırlar ihsan edilmesi adına, imânı kâmil ve güzel ahlak adına yâhut daha sayamayacağımız pek çok şey için yapılabilir.

Duâda ısrar, sebat ve tekrar ehemmiyetlidir. Duâ, kutsî rızânın şifresi, kul ile yüce Yaratıcı arasındaki rahmetin tecelli noktasıdır. Duâ, bir çeşit şükürdür, yüreğimizi yaslandığımız, fikrimizin ferahlığa kavuştuğu, rûhumuzun huzûra kavuştuğu bir mekandır. Duâ bu yönüyle mânevî bir miraçtır. Kulu Rabb’ine yükseltir. Yine kul hâlini Rabb’ine arz eder.

Mümin duâsız olmaz. Hamdolsun dillerimiz duâ yapabiliyor. Gönüllerimiz duâ kıvâmını yaşayabiliyor. İçinde bulunduğumuz Şehrullâh’ın son günlerinde mazlumlara, mağdurlara, hastalara çok duâlar edelim inşaALLAH. Hepinize duâlı bir yaşam dileğiyle en güzele emânet olun efendim.

-----------------

1- Bakara, 186

2- Furkan, 77

3- Rudânî, Cem’ul-Fevâid, 9219-20-21-22-25

Bu yazı toplam 680 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.