Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Şehirler Arası

A+A-

Şule Yayınlarından okurla buluşan, ilk öykü kitabı Şehirler Arası’yla edebiyat dünyasını selamlayan Hatice Tekin başarılı öykücülüğüyle, zarif üslûbuyla dikkat çekiyor. Ağır, çileli, zor konuları bile ironiyle yumuşatarak, değişik bakış açılarıyla okuyucuya iletebiliyor.

Yazar bizi Konya ve İstanbul arasında gezdirirken, özellikle Konya kültürüne, gelenek ve göreneklerine eğiliyor. Bir şehrin dünüyle bugünüyle değişik sayfalarına, farklı yüzlerine temas ediyor. Mazideki ve hâlihazırdaki güzellikler kadar, eleştirilecek yönleri, gerekli dokundurmaları ihmal etmeden.

Türlü konuları ele almasına rağmen, Hatice Tekin de gördüm ki; “kadın meselesi, toplumun çeşitli kesimlerindeki kadın algısı” önemli.

Hikâye Ziyareti’nde; sancılı bir hayatı, hastalıklı bir kadının mahkûmiyetini ve talihsiz ölümünü bize sunarken; yazar bazı tercihlerinin de ipuçlarını verecektir. Anlarız ki çeşitli yazgıların, gölgeler içindeki o sükûti kadınların sesini duyuracaktır. Son Gece’nin çaresiz Mine Öğretmeni’nde olduğu gibi.

 Düğüm öyküsünde, Rıfkı’nın evleneceği kız Şadiye terzi çırağıdır. Rıfkı’nın saklı gizli, bir türlü doğru dürüst göremediği ve farklı bir şey hissetmediği Şadiye şöyle tanımlanır:

“Bir keresinde ellerini, diğerinde burnunu, diğerinde gözünü derken kızı parça parça hapsetti içine. Yine de Şadiye der demez aklına önce iplikler geliyordu. Eteğinin ucunda, kolunun arkasında, omzunun üstünde sallanan, renk renk, uzun veya kısa iplikler. Hızlı yürürse çabuk, yavaş yürürse geç havalanıp düşen iplikler.” (sf. 12-13)

“Kadıncağız bir elinde kül tablası, diğer elinde zincir sallanan köstekli bir saatle efendisinin peşinde koşuyordu. Omzuna atılmış birkaç parça eşyayla yürüyen bir sehpaydı; sessiz, itaatkâr.”(Tespih öyküsünden)

“Erin göktür gelinim, yerle bir olmayı öğrenecek sensin”(sf. 30)

“Geceler boyu annemin dert ortağı olmak, kadınlar hakkında bana çok şey öğretmişti. Fark ettirmeden döktükleri gözyaşlarının altında yatan büyük isyanı”.

Fakat bu kadınlar, yakındıkları, parçası oldukları, mevcut hâli ister istemez sürdürürler; erkeklerin eğitiminde, yön ve gidişatta pay sahibidirler. Hikâyeye kulak verelim:

“Yıllardır ninemin anneme yaptığı gibi şimdi de annem ablalarıma bu şekilde davranmayı, sessiz ve itaatkâr olmayı öğretiyordu.”

“Bütün bunları bilmeme rağmen, varlığını efendisine adayan bir kadına sahip olmanın karşı konulmazlığını da hissediyordum. Karşımda, gökle bir olduğunun bilinciyle kabaran Hasan Emmi’yi gördükçe anasının kuzusu kimliğinden sıyrılıp hain bir kurda dönüşme fikri ne tatlı geliyordu.”

Tespih öyküsünün ilgi çekici hususiyetleri vardır. Tespih, ilk akla geldiği gibi değil ibadetten öte kullanım biçimiyle, bir eğlencenin parçası olmakla farklanacaktır:

“Bundan sonra kiminle gönderirsem göndereyim, bu tespihi görünce bir eğlence düzenlediğimi, saz ekibiyle birlikte oyuncu kadınları getirmesi gerektiğini anlayacaktı.” (sf. 31)

Hatice Tekin, genç bir erkeğin iştirak ettiği ilk oturak âlemini edebî, kendine yaraşır bir biçimde anlatır Tespih öyküsünde. Sanıyorum bu mevzuu bir yazar kadınca ilk kez işlenmiştir.

Öykünün hatırlattığı bir gerçek de; Tespih’in delikanlısının, günümüzde yaşasaydı; bilmem kaçıncı aşkını(!) hızla geçecek, tüketecek olmasıydı. Masumiyet kavramının amansız gelişimiydi(!)

Kitabın en hoş öykülerinden biri olan Güçce Düğünü’nde ise; küçük bir kızın çocukluğa vedası, oyuncak bebeği Elif’ten ayrılması dokunaklı bir dille anlatılır. Elif bebek giydirilip kuşatılıp gönlü hoş edilecek, komşu hanımlar çağrılıp bebeğe bir düğün yapılacak, merasimden sonra artık unutulmak üzere sırmalı bir bohçada saklanacaktı.

Kitabında incelikli zevkleri, yitip giden güzellikleri, lezzetli satırlarda sergiler Hatice Tekin.

 “Ağızda pıt pıt patlayıp üzümün taze kokusunu damağa yapıştıran o leziz köpük hazırdı.

Herkes dut ağacından kopardığı taze yeşil bir yaprağı kaşık gibi kullandı. Aldıkları köpüğü uçurmadan, sağa sola bulaştırmadan üfleye üfleye yediler. Köpükten içi bayılanları daha demin köze yatırılan patlıcan, biber, soğan hazır bekliyordu. Henüz dumanı tüten sebzeleri kimi tuzlayıp yedi kimi sapsarı, mis kokulu tereyağını eriterek. Lokum gibi kayıp gitti mübarekler.” (Köpük’ten)

  Yüzerlik Kokusu’nda; loğusayı kem nazarından korkulan Şukufe’ye karşı korumak için alınan tedbirleri keyifle okuruz:

“Herkesin Bibik Hala dediği kadın, sabah erkenden konağa çağrıldı. Onun gelişi hiçbir zaman hayır için olmazdı. Vakit geçirmeden istedikleri bulundu. O da görevine başladı. Kalınca bir sopanın ucunu ateşten yeni indirilmiş katrana daldırdı. Sonra yerde duran buruşuk mavi çaputu ilk seferinde “Şukufe’nin gözü”, ikinci seferinde “Şukufe’nin dili”, üçüncü seferinde “Şukufe’nin ağzı” diye bağırarak dağladı. Mavi çaput göz göz yanmış, kara oyuklarından dumanlar tütüyordu. Bibik Hala’nın iri etli dudakları sessiz bir şekilde kıpırdanmaya başladı. Okuyor, okuyor, hem dört bir köşeye hem de yerdeki çaputa üflüyordu. Sonunda katrana bulanmış mavi paçavrayı soğan, sarımsak kabuğu ve bol çıtırtılı alevin dumanı bacadan çıkarken üzerlerine yapışan bu uğursuzluğu alıp götürmesi için hep birlikte dualar ettiler.”(sf. 64)

Şehirler Arası’nın İstanbul kısmındaki en beğendiğim öykülerden biri de, çağ ve modern insan eleştirisinin görüldüğü Suçluluk. Öyküde, bir asansörün dilinden apartmanda yaşananlar; Dilek hanım’ın intiharı ve gelişen olaylar ifade edilir.  Dilek Hanım’ın yalnızlığı, hüsranla biten aşkı, ikiyüzlü kişiler… Çevre bu müessif, kendini öldürme hadisesinden fazla etkilenmez. Yazar, suçluluk, sorumluluk, pişmanlık, vicdan gibi bir takım insanî duyguları ve hasletleri, bir makineye yükler.

“Seçim onundu ama intiharına seyirci kalan bendim.”(Sf. 96)

Şahit olduklarına dayanamaz, kimi insanlık hallerinden utanır; bu intiharın sorumlarından biri olan ve nefret ettiği yönetici Zerrin Hanım’la birlikte, fren tertibatlarının hepsinden kurtulup, kendini boşluğa bırakıverir içli asansör.

Yazar bir bakıma geçip gittiğimiz yolları, yol ayrımlarını, hallerini, molaları anlatır Şehirler Arası’nda.

Uçan kayan zaman ve zeminle, bir fanilik, sürat duygusuyla, bize bir yolculuğun çeşitli dönemlerini, safhalarını duyurur. Konya-İstanbul fark etmez; yollar, hayat akıp gider.

Hatice Tekin’i tebrik ediyorum.

Bu yazı toplam 6849 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.