1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Sadreddin Konevî Hz. ve ince meseleler
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Sadreddin Konevî Hz. ve ince meseleler

A+A-

“Şeyhim Sadreddin Konevî Hz. bazı toplantılarda ortaya bir mesele, nükte atar, hazirun onu çözmek için birbiriyle münakaşaya girerdi. Bu mânâ dersleri oldukça heyecanlı ve dinleyiciler için kazançlı geçerdi.  Görünmez köprülerle çeşitli derecelerde, irtibatlar kurulurdu.

Şeyhim önce bir şey söylemez, konuşulanları sabır ve dikkatle dinlerdi. En nihayet veciz bir şekilde kendisi son noktayı koyardı. 

Bu sohbetlerde geçen bir âyetin, genellikle bir hadisin açıklanması, içindeki sır ve hikmetlerin izahıydı. (…)

Mecliste, bir müddet sonra bir hadis-i şerifin şerhine geçildi. FAHR-İ Kâinat’ın sözü, Mukaddes Kur’an sözü gibi bütün zaman ve zeminlerde geçerli; insanların anlayışları farklı bulunsa da bütün beşeriyete şâmil olacak hakikatleri içermekteydi. 

“Sahabelerden birisi Hz. Peygamberimize yokluktan şikâyette bulunuyor.  Efendimiz (SAV) temizliğe devam et ki rızkın bollaşsın” buyuruyor. 

Ey kardeşlerim, İslâm’da tahâret ikiye ayrılmıştır. Birincisi dış temizlik olan necasetten taharet; ikincisi ise iç temizlik olan hadâsetten taharet.

 Günahlar manevî pisliklerdir. Öncelikle bunlardan kurtulmak gerekir ki, hem maddî hem manevî rızıktan mahrum kalınmasın.”

Konuyu açtı Efendim:

“İnsanın hayal gücünün temizliği, bozuk inançlardan, çirkin düşüncelerden, emel ve kuruntular alanında vb. dolaşmaktan sakınmasıyla gerçekleşir. Zihnin temizliği kötü düşüncelerden, gerçek ve anlam dışı vehimlerden kurtulmakla gerçekleşir. Aklının temizliği Hakk’ı bilmek ve mümkünler üzerine yayılan feyzine eşlik eden garip özellikler, ilim ve sırlara özgü konularda fikirlerin sonuçlarıyla sınırlanmaktan kurtulmakla gerçekleşir. 

Kalbin temizliği, himmetin dağılmasına ve gayretin gevşemesine sebep olan ilgilere bağlı olan değişkenlikten kalbin kurtulmasıyla gerçekleşir. Nitekim Allah Teâlâ, Dâvud (a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘Yâ Dâvud Benim için bir ev boşalt da Ben oraya yerleşeyim.’

Nefsin temizliği ise arzularından, hatta bizzat kendisinden kurtulmakla gerçekleşir. Ruhun temizliği Hakk’tan ümit edilen üstün hazlardan kurtulmaktır.”

Makamca ilerledikçe, temizliğin derecesi ve boyutları da artıyordu. En son:

“İnsanın sırrının temizliği ise bütün isimleri  (el-Cami’) olan Mutlak Hakka kavuşmakla ve sınırlayıcı hükümlerin ortadan kalkmasıyla gerçekleşirdi.

  Mesele çok inceydi.

 “Kalp paslanır, bazen de sadece kalbin belli yönlerinde derinleşirdi. Temizlik kalbi tüm kuşatmadığı için, sahih ve tam bir marifete, kemale ulaşılamazdı. Sığ, nazarî bir ilmin, mevcutla yetinen, elde ettikleriyle kanaat eden, “sınırlanmış” sahiplerinde olduğu üzere. Geride kalan kirin hükmü, onları daha öte güzelliklerden, Hakka ulaşmaktan alıkoyardı.”

Namaz nasıl gizli-açık temizlikse, zekât malın temizliği, oruç ruhun ve bedenin temizliğiydi. Tevhit temizlik, şirk necasetti. İç âlemini arındırmaya niyet ve ruhî tatbikat yaşantıyla; temizliğe riayetle, maddî-manevî, zahir batın rızkımız genişleyecek; tekâmül yolunda inşai bir irtibat gelişecekti.

Bu dünyadaki hayat umumî bir arınma, bakım, tekrar kirleniş ve yine saflaşma çabalarından ibaretti herhalde. Geçmişte kirin, pisliğin güzellik ve makbul sayıldığı, çoklukta bulunduğu toplumlar olmuştu; şüphesiz gelecekte de olacaktı. Ancak temizliği, adaleti şiar edinmiş toplumlar, tekâmül edip ilerleyebilir; maddî-manevî rızk elde edebilirlerdi

Kötülüğün arkasından bir iyilik işlemeliydi ki onu mahvetsin. Tevbe edip, salih amel işleyenlerin, yaptıkları günahları Allah iyiliklere tebdil edecek; lütuf ve merhamet göstererek affedecekti.

Öte dünya da ise, Cehennem bir temizlenme mahalliydi. Hayat bu minval üzere akar giderdi.

Mecliste bulunanlardan Hz. Mevlâna:

“Baş gözü kör olan kişi, görünen pisliklere bulaşır, kirlenir; fakat gönül gözü kör olan, gizli pisliklere düşer.” şeklinde bir giriş yaptı.

Büyüklerin destekleyici mahiyetteki, takviye edici sohbetlerine, ayrı renkteki ama bütünde birleşen sözlerine bayılırdım. 

Hz. Mevlâna hepimizi süzdükten sonra devam etti:

“Cenâb-ı Hakk kâfire; ‘Pis.’ Dedi. O pislik onun dışında değildir ki. Pislik onun huyunda ve inancındadır. Görünen pisliğin kokusu yirmi adımlık yerden duyulur, içteki kokusu ile Rey şehrinden Şam şehrine kadar gelir. Hatta göklere çıkar da, Cennet kapılarının ve hurilerin genzine kadar gider.”

Bir karanlık varsa eğer ki vardı, herhalde en yüksek mertebesi, kirli batak akılların, müşrik ruhların zifiri karanlığıydı.

Sonra Hazreti Mevlâna, konunun bir başka yönüne de dikkat çekti. Varlığa karşı, Hakk dışı bir başka bir ilgi ve sevgi duymak da bir bakıma necasetti.

Dua, ibadet, Rab’le doğrudan ilişki, ruhî temizlenme ve kulluk için en önemli vasıtasıysa da, berrak bir aklın nişanesi olarak dikkat, muhasebe ve tefekkür her zaman gerekliydi.  Seçim sarihti. 

“Sen çerçöp gibi âdî, bir mahlûk musun? Yoksa iyi tâli’li, ebedî saadete mazhar olmuş birisi misin? Eğer insan isen, bu zor düğümü çöz, insan nefesli isen, nefesini buna harca.”

Sonra bir hikâye anlattı Celâleddin efendimiz. Neyi satın aldığımız ve ödediğimiz bedel önemliydi:

“Bir zahit Hak’tan kutluluklara nail olmuştu. Tam dört yüz yıl ibadette bulundu. Halktan çekilmiş, bir bucağa sığınmıştı. Yaradan’la gizli gizli yapayalnız söyleşip duruyordu. Hemdemi, dostu sade Azîz Sevgili’ydi. 

 Zahidin yaşadığı yerde, küçük bir duvar vardı. Duvarda bir ağaç bitmiş, dalına da bir kuş yuva yapmıştı. Kuşun nağmeleri ve sesi de pek güzeldi. Her ötüşünde yüzlerce sır gizliydi. Zahid, az zaman dalıp onun güzel sesini dinledi.

Allahu Azîmüşşân derhal o zahide şunu bildirdi:

Ben seni satın almış, sana almayı öğretmiştim. Sense cahillik ederek beni bir kuşa sattın.

Ben seni satın almıştım, seni satmamıştım, vefayı senden mi öğreneyim? Ben böyle mi yaptım sana. Elindekini ucuza satma, senin hemdemin, dostun Biziz; bu dostluğu ucuza satma!”

İbadetten maksat, maddî manevî herhangi bir menfaat beklemek değil; gül yanaklıların yanındayken, bir an dahi dönüp gül dalına bakmamaktır” diyerek sözünü bitirdi.

Bu da nefsin kolayca temizlenmediğine; arıtıyorum derken nasıl kirlettiğimize bir başka delildi. Gerçekte sûretlere mi, içimizdeki hangi pisliklerin dışarıdaki remizlerine taptığımız önemliydi. 

Üstelik dünyada edindiğimiz mevkiler, yerimiz yurdumuz temiz miydi? Yanımda soluk bir yüzle, söylenilenleri dinleyen zata baktım.

Dergâh ehlinden Necmeddin, günahlarını karşısına dizmiş, siygaya çekiyormuş gibi, hafif bir sesle: “Bir takım kirlerin de iyi sürtülmesi icap eder” diye mırıldandı. 

“Başta kendine, sonra Şeytan’a taş ata ata temizlenmek. Mezara kadar temizlenmek.” dedim gönlüme dolan rüzgârla ona.

 Bembeyaz bir taş dikilse, son yolculukta başıma. “Arınmak imandandır. Beşikte yatan şu çocuk tertemizdir” diye şahadet etse bana, kabirdeki dünyadaki kurda kuşa.

“Ruhumuzu keseleyenler, hastalıktan kurtaranlar var çok şükür” dedim itminanla kardaşlarıma. 

Bize hâlis ibadet, hâlis mürşit, Nebiler Serveri’nin delilliği gerekti.(...)

Efendim konuyu dinlendirdi. “Temiz ruh” Müeyyeddin söz alıp:

Cehalet en mülevves kir” dedi.

Hüzeyme Yeşim Koçak’ın NEFHA “Şeyh Sadreddin Konevî Esintileri” isimli romanından.

Not: Bugün Selçukya Kültür Sanat Derneği’nce hazırlanan, Selçukya Sohbetlerinde konuğum. Kılıçarslan Konferans Salonunda, saat: 19.30’da, “Vefatının 745. Yıldönümünde Sadreddin Konevî Hz. ve Nefha’yı” konuşacağız inşallah. Bekleriz.

Bu yazı toplam 684 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum