1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. Saadet iddialı başladı
Ahmet Turan

Ahmet Turan

PARANTEZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Saadet iddialı başladı

A+A-
GÜNÜN SÖZÜ
Bir zencinin rengini değiştirmenin tek yolu, beyaz adamlara beyaz yürekler vermektir.
 
ŞEHİRDEN
Saadet iddialı başladı
Saadet Partisi Konya İl Teşkilatı hafta sonu çok güzel programlar icra etti.
İl Başkanı Veli Tolu ve beraberindeki heyetin Konya halkı ile birlikte tespit ettikleri Büyükşehir ve ilçelerin belediye başkan adayları Genel Başkan Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un da katıldığı Dedeman Otel’deki görkemli bir törenle kamuoyuna açıklandı.
SP’nin Büyükşehir adayı Mustafa Özkafa’nın, Konya’nın ve Türkiye’nin yakından tanıdığı belediyecilikte tecrübeli bir isim olduğunu belirtelim.
İl Başkanı Tolu, program öncesi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’u hem en güzel şekilde ağırladı, hem de sivil toplum kuruluş temsilcileri ve Konya basını ile buluşturdu.
Konyalı basın mensupları, sabah Kule’de yapılan basınla buluşma toplantısında Prof. Dr. Kurtulmuş’u da yakından tanıma fırsatı buldular.
Kurtulmuş, moda tabirle karizma bir lider.
Geçmişini en iyi şekilde algılayan ve anlatan, geleceğe de milletinin özüne dayalı projelerle ümitle bakan bir siyaset adamı.
Basınla düzenlenen kahvaltılı sohbet toplantısında meslektaşlarımızın sorularına verdiği cevaplar bende bu imajı oluşturdu.
Kurtulmuş şehirlerin ruhu olduğunu, bunu da Konya’ya her gelişinde daha iyi anladığını bize hatırlattı. 29 Mart 2009 yerel seçimlerini uzay aracının rampasından fırlatılması gibi Saadet Partisi’nin de milletin oylarıyla iktidara gelmesi olarak gördüklerini, 30 Mart’tan itibaren Türkiye’de iktidara yürüyüş programlarını sürdüreceklerine işaret etti.
Ama en güzel cevabı Ergenekon örgütüne yönelik operasyonunun 28 Şubat’ın rövanşı olduğuna dair oluşturulmaya çalışılan gündemle ilgili soruya verdi.
Kurtulmuş neler mi söyledi?
“Asla katılmıyorum. Susurluk veya Ergenekon gibi karanlık meselelerin nedeni bizatihi zaten Türkiye’deki bu tür olağan dışı müdahalelerdir. Darbeler dönemi geride kaldı. Soruşturma ve yargı hukukun üstünlüğü çerçevesinde yapılmalı.
Hiç bir tartışmaya mahal verilmemeli. Siyasetçilerde bunu 28 Şubat’ın rövanşı gibi görmesinler.
O zaman ortaya şu çıkar;
Bunu söyleyen siyasetçiler 28 Şubat’ın taraftarları mıdır?
Niye 28 Şubatımıza dokunuyorsunuz gibi anlam ortaya çıkar. Bunu söyleyenlerin bunu kastettiğini sanmıyorum ve inanmak istemiyorum. Dolayısıyla mesele 28 Şubat değildir. Mesele Türkiye’de halkın üstünlüğü prensipleri çerçevesinde yürütülmesini temenni ettiğimiz, Türkiye’deki devlet yapısının şeffaflaşmasına katkıda bulunmasına temenni ettiğimiz sürecin başarıyla ve hiç bir müdahale olmadan yürütülmesidir.”
SEÇİM HAVASI OLUŞTU
Saadet Partisinin Büyükşehir’de Mustafa Özkafa’yı belediye başkan adayı olarak açıklamasıyla birlikte seçim havası da oluşmaya başladı.
Kimse yanlış anlamasın.
Siyasi çalışmalar kapıların ardından şimdi meydana indi.
Taşlar eteklerden dökülecek.
Yapılanlar, yapılacaklar, yapılamayanlar hepsi meydanın siyaset sofrasında Konyalıların önüne sunulacak.
Gazeteciler için de suskunluk dönemi bitti.
Suskunlukla ilgili bir üstadın anlattığı şu hikâye aklıma geldi.
“Köyün birinde, bir evin üç genç kızı varmış... Üçü de “konuşma özürlü” imiş... Birinin “r”yi, öbürünün “y”yi, diğerinin de, “s”ye bir türlü dili dönmüyormuş.
Bir gün, evin büyük kızına “talip” çıkmış...
Oğlan tarafı, gelip kızı görecek, sonra da beğenirlerse isteyeceklermiş. Ama dedikleri saatte olamamışlar kız evinde.
Kızların anne ve babası da, bakmış ki kimsenin geleceği yok, tarlaya çalışmaya gitmişler... Giderken de kızlarına sıkı, sıkı “tembih”te bulunmuşlar.
“Eğer misafirlerimiz biz yokken gelirlerse, sakın konuşmayın. Dönünce biz konuşuruz!”
Ana-baba gitmiş tarlaya, misafirler de, biraz sonra çıkagelmiş.
Geçmişler, oturmuşlar evin bir odasına...
Sıradan bir köy evi.
Duvarların üzerinde kalın kirişler, onun üzerinde çatı, çatının üzerinde de toprak sıva!..
Farenin eksik olmadığı bir ev.
Misafirler geçmiş oturmuşlar ama kızlar “tembihli” olduğundan konuşmuyorlar...
Üstelik misafirlerin yüzüne değil, tavana bakarken duvarın üzerinden koskocaman bir “fare” geçer:
“Tembih”i unutan büyük kız bağırmış hemen:
“Çıçana (fare) bak çıçana!”
Ortanca kız durur mu, o da onaylamış ablasını:
“Gulluğu (kuyruğu) da vay, gulluğu da!”
Küçük kız, kızmış ablalarına...
Annesinden tembihli ya, konuşmayacak. Ama o da katılmış “fare muhabbeti”ne:
“Anam bana höllenme (söylenme) dedi, ben de höllenmecem!”
Yazarken, konuşurken belden aşağı vurulmasını ahlaki bulmam. Ama milletin hakkını savunma noktasında bildiklerimizi duyduklarımızı gördüklerimizi ve elimize gelenleri de paylaşmak vicdani bir sorumluluktur.
Bizlerde bu süreçte bunu yapmaya çalışacağız.
 
FIKRALARDAN SEÇMELER
İstanbul’a gelmem
Temel iş bulmak için İstanbul’a gelmiş!..
Olacak ya; İstanbul’da elini “kana” bulamış...
“Cinayet sanığı” olarak çıkmış hakimin karşısına... Hakim bey, “Nasıl oldu, anlat bakalım” deyince de, başlamış anlatmaya;
“Trabzon’da iş aradım, bulamadım...
Bindim bir kamyona, geldim Giresun’a!..”
Hakim bey, “Bırak Trabzon’u, Giresun’u” demiş, “Hele İstanbul’a gel!”
Devam etmiş Temel:
“Baktım, Giresun’da da iş yok!.. Ver elini Ordu!”
Hakim, müdahale etmiş;
“Evlâdım, bırak Ordu’yu, Fatsa’yı!..
Hadi, İstanbul’a gel!”
Temel, “Samsun’u, Kastamonu”yu anlatmaya devam edince; hakim bey, bu defa sert çıkmış;
“Anladım!.. Anladım!.. Hele İstanbul’a gel!”
Temel, boynunu bükmüş;
“Haçan İstanbul’a celeyum da, beni asaysunuz he mi?!?”
Bu yazı toplam 3989 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.