1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Osmanlı’nın tarihi belgelerini yok edenler
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı’nın tarihi belgelerini yok edenler

A+A-

Osmanlı’nın özenle zabıt altına aldığı oluşumlara ait değerli belgeler bir hiç uğruna ya yakıldı yada kıymetini bilen devletlere yok pahasına kağıt kilosu ücret ile satılmış oldu.

İşte sizlere buna ait belgeyi sunmak isterim.

***

"Mayıs 1931 tarihi içinde İstanbul Defterdarlığı, “Evrakı metrukeyi tasfiye etme” düşüncesi kapsamında Osmanlı döneminden kalan 1.5 milyon tarih belgesini okkası 3 kuruş 10 paraya kuru ot ve saman fiatına Bulgaristan’a sattı.

Türk Tarihi Arşiv belgelerini satma işini M. Tekfuryan adındaki bir Ermeni şirket sonuçlandırdı.

Türkiye’nin her yerinde (il, ilçe, köy) Osmanlı’dan kalan arşiv belgeleri yakıldı veya yok edildi, elden çıkarıldı. Yakılanlar arasında Arap harfleri ile yazılmış el yazması Kur’an-ı Kerimler bile vardı.

Arşiv belgelerini satma işinin sorumlusu 1920’li yılların başlarından 1946 yılına gelinceye kadar devlet yönetiminin tepesinde bulunan Mustafa Abdülhalik Renda ve arkadaşlarının onayı ile gerçekleştirilmişti.

Ve Abdülhalik Renda, “ünlü bir masondu.” Tarihin gündeminde gerçekleştirilenler “Türk milletinin tarihine ihanet idi” ama bu suçlamayı yakıştırmayı hiç kimse üzerine almadı.

Resmi tarih çelişkilerle dolu acı gerçekleri görmek istemedi.

Türkiye’de resmi tarihin savunucusu “fırıldak tarihciler" gerçekleri açıklayabilir mi!

Abdülhalik Renda, Osmanlı Arşivini Bulgaristan'a satışına onay veren ünlü mason

Sirkeci Tren İstasyonu’nda ise bir başka telaş vardı o günlerde… Cağaloğlu Yokuşu’ndan aşağı doğru inerek tren istasyonu önünde duran kamyonların üzerindeki yüklerdi boşaltmaya çalışan hamalların alınlarındaki terlerden anlaşılıyordu ki çok zahmetli ve ve yorucu bir yük taşıdıkları… O sırada Babıali Yokuşu’nda yürümekte olan genç gazeteci İbrahim Konyalı’nın gözleri faltaşı gibi açıldı. Az önce Sirkeci’ye doğru giden kamyonların üzerindeki balyalardan kopan kağıt parcaları etrafa saçılmıştı. Altın sarısı kağıtların bir kısmı yerlerde sürünüyordu. Parçalanan ve ezilenler de vardı. Onca telaş ve koşturmaca arasında sadeve İbranhim Hakkı Efendi’nin dikkatini çekmişti kağıtlar….…

4 Haziran günü sabahleyin Son Posta Gazetesi’nin ilk sayfasında yer alan şu haber okuyucuların kaşlarını çatmasına neden oldu: “…Mayısın on ikinci salı günü Sultanahmet’teki Maliye evrak hazinesinin önünde (20–30) kadar araba sıralanmış kapının önüne büyük bir baskül konmuş, bir takım çemberlenmiş kâğıtlar tartılıyor ve hamallarla bu arabalara konuluyor ve Sirkeci İstasyonu’na taşınıyordu. Bu ameliye esnasında bunlardan birçokları da sokaklara dökülüp saçılıyordu... "Aslında gazetenin yazdıkları bir konuya parmak basmaktı. Sirkeci’ye doğru giden kamyonlardan savrularak yere düşen kağıt parçaları Osmanlı Arşiv belgeleri idi. Haberin yayınlanması üzerine Hükümetin haberi olmuş sevkiyat durdurulmuştu. Muallim Cevdet’in zamanın başbakanı İsmat Paşa’ya yazdığı duygusal mektup ve konunun TBMM’de gündeme getirilmesi üzerine Arşiv belgelerinin taşınması ve satılması konusu tartışmalara neden oldu. İnsanları dehşete düşüren çelişkili gelişme ise Arşiv Belgeleri M. Halim ve M. Tekfuryan adındaki bir Ermeni’nin sahibi olduğu şirket tarafından satıl alınmış ve Bulgaristan’a satılmıştı. Bu durumda şu soru akla geliyor:

Neden bir Ermeni şirket Arşiv belgelerini alıyor ve neden Bulgaristan’a satılıyor! Aslında Arşiv belgelerinin satılması olayının aylar önce başlayan gelişmesi yaşanmıştı. İsmet İnönü Hükümeti’nin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda’nın emirleri çerçevesinde “Evrakı Metruke’nin Tasfiyesi” (işe yaramaz evrakların/belgelerin elden çıkarılması) düşüncesi kapsamında İstanbul Valiliği’ne bağlı Defterdarlık bünyesinde çalışma gösteren bir komisyon kurularak depolarda ve dolaplarda yer bulunamıyan ve artık “işe yaramaz” olan kağıt parçası evrakları ortadan kaldırmak gerekiyordu. Satış işi için 13 Mayıs (1931) tarihinde gazeteleri ilan verilmiş, kısa bir zaman sonra 21 Mayıs (1931) tarihinde de sonuçlandırılmıştı. Satılan evrakların tutarının 120 balya ve 400 sandık civarında olduğu anlaşıldı. Satış işi Mayıs 1931’de gerçekleşmişti ama bu olaydan 9 ay önce Ankara’dan gelen bir yazı üzerine komisyon kurularak ve işe yaramaz belgeler ayıklanarak satılması istenmişti. İstenmişti ama kurulan komisyon bir türlü hangi evrakların elden çıkarılacağına karar verememişti. Gelişmeler sonrası TBMM’de Arşiv belgelerinin satılması konusundaki tartışmaya cevap veren Maliye Bakanı’nın şu sözleri sözleri tutanaklara yansımıştı: “Yeni harflerin kabulü münasebetiyle bu evrakın kıymeti tarihiyeye haiz olmayanlarını yakmak mevzubahis oldu. Vekalette düşünüldü ki bunlar imha edileceğine, memleket dahilinde şuraya buraya atılacağına kağıt fabrikalarına satalım dendi”.

Güya burada Maliye Bakanı kendini savunuyor. İstenirse Bulgaristan evrakların hepsini olduğu gibi gönderebilirmiş. Ve satış işlemi sonrası anlaşıldı ki evraklar/belgeler Defterdarlık önünde kurulan baskül/kantar ile tartılmış ve okkasına 3 kuruş 10 para değer biçilmişti. Ve de satılan evrakların miktarı ise 120 balya ve 400 sandık civarında idi. Ağırlığı kantar ölçümleri sonucu 40 ton civarında idi. Özetli Osmanlı döneminden kalan tarih evrakları “kuru ot ve saman fiatına” elden çıkarılmıştı. Bahanesi de hazırdı “Yeni harflerin kabulü münasebetiyle”. TBMM’deki tartışmalar sonrasında kendisini savunan Maliye Bakanı “mevcut evrak tetkik edilmiş işe yarayanlar ayrılarak yukarı kata konulmuş ve mütebaki (geride kalan) işe yaramayanlar da satımlık için ayrılmıştır"

***

Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle

Bu yazı toplam 660 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.