1. YAZARLAR

  2. Fatma Taşeri

  3. Osmanlı’da Peygamber Sevgisi
Fatma Taşeri

Fatma Taşeri

Yazarın Tüm Yazıları >

Osmanlı’da Peygamber Sevgisi

A+A-

Tarih, Osmanlı padişahlarının, bu asil duygularını her zaman ve mekanda açığa vurmalarının sayısız örnekleriyle doludur. Osmanlı, devlet haline geldikten hemen sonra kurduğu askeri birliği, "Peygamber Ocağı" payesiyle (rütbesiyle) onurlandırmış; askerine de "Mehmetçik" adıyla hitap etmiştir. Ordusuna verdiği isimlerden bir diğeri de, "Asakir-i Mansûre-i Muhammediye"dir. (Hz. Muhammedin (sav) askerleri) Devletinin başka bir adını ise, "Devlet-i Aliye-i Muhammediye" koymuştur.

= Fatih Sultan Mehmet, Peygamber Efendimiz (sav)’e karşı duyduğu derin muhabbetini (sevgilerini), en güzel biçimde İstanbul'un Fethi'nde ortaya koymuştur. Kutlu fethin hazırlık aşamasında, Rumeli Hisarı'nı, O'nun güzel ismi "Muhammed"in Arapça yazılışına göre inşa ettirmiş ve hatta yapımı sırasında kendisi de bizzat taş taşımıştır.

Fatih'in, fetihten hemen önce dile getirdiği şu sözler bu coşkusunu ifade etmektedir: "Avn-ı İlahî ve imdad-ı peygamberi ile beldeyi düşman elinden alacağız!" (Allah’ın ve Hz. Peygamberin (sav) yardımı ile)

= Osmanlı sultanları arasında, Peygamberimiz'e (sav) sonsuz hürmet ve muhabbetiyle (sevgisi) öne çıkan ve halifesi mertebesine yükselen padişah Yavuz Sultan Selim'dir. Yavuz Sultan; "Allah rızası için tüm dünyayı fethetmek istiyorum!" idealiyle askerlerini hazırlarken, onları adeta bir "Peygamber Ordusu" gibi addetmiştir. Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendisine de Sultanül-haremeyn diyen hatibi susturup, (Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn deyin) buyurmuştur. Gerçekten Osmanlılar; kutsal toprakları fethedince vali adı altında idareci olarak atadıkları kişilere "Medine Muhafızı ünvanını vererek, bu sözleri yaşama geçirmişlerdir. Öte yandan Yavuz Sultan, Hz. Muhammed (sav)’den hatıra ve emanet kalan; dünyadaki hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar değerli ve değiştirilemeyecek kadar paha biçilmez olan "Kutsal Emanetleri" Topkapı Sarayı'na getirerek, Hırka-i Saadet Dairesi'nde ağırlamış ve bize asırlardır bu şerefi yaşatmaktadır.

=Yükselme devrinin en parlak döneminin hükümdarı Kanuni, Peygamber Efendimiz (sav)'e muhabbet ve bağlılığını şu sözlerle ilan etmiştir:

"Allah Allah diyelim sancağ-ı şahı çekelim, yürüyüp her yandan şarka sipahi (asker) çekelim. Umarım rehber ola bize Ebu Bekr u (ve) Ömer. Ey muhibbî (dost) yürüyüp şarka sipahi (asker) çekelim."

Osmanlı klasik eserlerinde, Kanuni'nin rüyasında Hazreti Peygamber (sav)'i gördüğü ve kendisine şöyle emrettiği nakledilmektedir: "Belgrad, Rodos ve Bağdat kalelerini fethedesin; sonra da benim şehrimi îmar edesin!"

=Sultan I. Ahmed'in, Resulullah (sav)’a sevgisini ifade edişi kelimenin tam anlamıyla dillere destan olmuştur. Sarığına taktırdığı sorgucun içine, Peygamberimiz (sav)'in ayak izini resmettirip koydurmuş ve üzerine de şu dörtlüğü yazdırmıştır: "N'ola tacım gibi başımda götürsem daim Kadem-i resmini ol Hazret-i Şah-ı Rasul'ün. Gül-i gülizar-ı nübüvvet o kadem sahibidir. Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün." (Her zaman başımda taç gibi taşısam Peygamber (sav)'in ayak resmini, gül yanaklı Peygamberimiz (sav)'in ayak izidir o. Ahmed durma hemen yüzünü sür o gülün ayağına)

=  Sultan İkinci Abdülhamid Han, Peygamber efendimize olan tazim ve muhabbetini, Onun kutsal beldesine hizmetler götürerek ve İslam Birliği gayesini gerçekleştirmeye çalışarak göstermiştir. Hicaz bölgesiyle münasebetleri kuvvetlendirmek ve mukaddes topraklarla aradaki mesafeyi kaldırmak niyetiyle yaptırdığı Hicaz ve Bağdat Demiryolu, bunun en güzel örneği olmuştur. Demiryolu yapımının Medine’ye ulaştığı esnada, Sultanın verdiği şu çok özel talimat; onun, Ehl-i Beyt’in şahsında Peygamber Efendimize olan sevgi, saygı ve bağlılıktaki hassasiyetini göstermesi açısından, eşine az rastlanır müthiş bir misaldir: Mümkün olan aletlerin üzerine keçeler sarınız ki, fazla gürültü olmasın ve Ehl-i Beyt’in ve burada yatanların mübarek ruhları rahatsız olmasın!..” 

=Sultan Abdülmecid Han son hastalığında, yatakta oturamıyor, hep yatıyordu. Yalnız, mühim şeyler okunup irade-i şahane alınıyordu. Sıradaki bir yazı için, Medine halkının bir dilekçesi okunacak denildi. (Durun, okumayın, beni oturtun) buyurdu. Arkasına yastık konup, oturtuldu. (Onlar, Resulullah efendimizin komşularıdır. O mübarek insanların dilekçesini yatarak dinlemekten haya ederim. Ne istiyorlarsa, hemen yapınız! Fakat, okuyunuz da, kulaklarım bereketlensin!) buyurdu. Ertesi gün vefat etti.

Osmanlı’nın, Peygamber Efendimiz (sav)’e gösterdiği bu hürmet ve bağlılığın bugünkü ve gelecekteki kuşaklara aşılanması, devletine, milletine, tarihine ve dinine bağlı her vatandaşın özenle sahiplenmesi gereken bir görevdir.

Bu yazı toplam 6029 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum