Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

O’nun Doğumuyla

A+A-

Yarın O Kâinâtı aydınlatan, Nûruyla cihânı kuşatan Kutlu Doğum’un ‘Rahmet ve Şefkat Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselâm’ın doğduğu gün. Uzun süredir memleketimizde “Kutlu Doğum” yâd ediliyor. Ne güzel, ne mutlu bize!

Bir zamanlar Şanlı Urfa’da çocuklar başörtüleri ve güzel tesettürlü giyimleriyle “Kutlu Doğum” etkinliği yaptılar diye suçlu görülmüşlerdi. Şükür bugünlere geldik. Hamdolsun İslam dînînin kutlu Önderi Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselâm’ın doğduğu günü kutlayabiliyor, O güzel Nebi’yi tanıtıcı her türlü program ‘gerici’ damgası yenmeden icra edilebiliyor. Ama tabi bize göre bu yetmez. O Kâinâtın En Kâmil İnsanının hayâtını, sözlerini yaşantımızın her aşamasına taşımak gereklidir. O da olur inşaALLAH derken içinde bulunduğumuz O güzel Nebi’mizin doğduğu kutlu gün hasebiyle satırlarımıza Peygamberimizi konuk edelim istiyoruz efendim, müsâdenizle.

O ki, cihânı aydınlatan bir güneş gibi dünyâya teşrif etmeden önce O’na inananları, müntesipleri vardı. Âlemler O’nu bekliyordu. Dünya kirli bir dünyâ idi. Ve içinde nice çirkeflikleri barındırıyordu. İnsanlar arası kavgalar, fikirler arası çekişmeler, kabileler arası savaşlar, kadınlarla ilgili didişmeler o günlerde hep olağan şeylerdi. Arap aşiretlerinin birbirleriyle yaşadıkları sürtüşmeler ve çatışmalar sonucu ortaya çıkan kan dâvâları. Yanı sıra kul hakkı tâcizleri, hak gasbı hâdiseleri, hırsızlıklar, dolandırıcılıklar hep o günlerde yaşanan vahim sıkıntılardı. Hele mâsum kız çocuklarının babaları tarafından diri diri toprağa gömülmesi ise dayanılır bir vaziyet değildi ama oluyordu. Zulüm, Hakk’a isyan had safhadaydı.

İşte tam bu noktada insanlık ufkuna bir güneş gibi doğan bir nur yavru dünyâya geldi. O nur ile sâdece Müslümanlar değil kıymeti bilinse bütün bir insanlık aydınlanacaktı. O nur yavru eli boş gelmedi, âlemi huzûra kavuşturacak prensiplerle birlikte geldi. O prensipler hem gönüllere ışık hem hayâta kılavuz oldu. İnsanlık câhiliye karanlıklarında, gündüze hasretken O’nun gelmesiyle geceler dahi gündüze döndü. Çünkü O aleyhissalâtu vesselam geldi. Âdeta susuzluktan çatlayan yüreklere O hayat pınarı oldu.

Ancak önemli olan O’nu anlamak ve getirdiklerinin değerini idrak edebilmektir. Bugün her şeyin çok açık ve net olmasına rağmen hayâtı keyfi kullanmakta bir sakınca görmemekteyiz. Keyfilik her zaman nefsîliği berâberinde getirir. O sebeple dönüp geriye yitirdiğimiz değerlere şöyle bir bakmak lâzım. Bâzı zamanlar bunun muhasebesini yapmak için uygun zeminlerdir. İşte “Kutlu Doğum” da keşke buna teşne teşkil edebilse!

Bize dünyânın ve eşyânın hakikatini gösteren O Örnek Nebî’yi anlamak gerekiyor. O bizim doğruya tâbi olmamız ve doğruluk yolunda yürümemiz için ne çok çırpındı. En doğru hakikatlerin kitâbı Kur’ânu Azûmüşşânı bizlere tebliğ etmek üzere hayâtını bize vakfetti. Yılmadı, bıkmadı, usanmadı, eziyetlere katlandı, yeter ki, dedi, siz bu gerçekleri benimseyin.

O’nu anlamak gerek! Bugün ne yazık ki, O’nun gösterdiği istikâmetten ayrıldık, haramlara daldık, nefsi ve hissî duyguları baş tâcı yaptık, şeytânî unsurlarla kol kola gezdik. Yüreğimizi dünya kapladı, bâkiye dâir umutlarımız karalar bağladı. Kirlenmiş geçmişle, yarınlar yağmalandı. Nihâyet bu derin mahcubiyetle O Nur Nebi’yi anlayamaz olduk.

  Halbuki O hem fâniye hem bâkiye umuttu, ümitti. Bittim, mahvoldum denilen yerde O’nun getirdiği prensiplerle beşer derhal canlanırdı. Samimi bir tevbe ve istiğfârın çözemeyeceği sıkıntı yoktu. Yeter ki ümit ve umutsuzlar o kapıya varsınlardı. O son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselam bugün insanların dünyevî yaşantılarına teşrif etse, emin olunuz pek çok problem hallolacaktır. O aleyhisselam insanlığın hayâtına teşrif etse, bütün bir beşeriyet içinde bulunduğu zulümkâr, hak-hukuk tanımaz hallerinden kurtulacaktır. Medeniyet tasavvurumuza, idâre sistemimize, eğitim ve irfan hayâtımıza da Peygamberî düsturlar gelmelidir.

Şu “Kutlu Doğum” ikliminde O Sevgili Nebi’yi bir kez daha anlamaya ve hayâtımızı O’nun prensipleriyle sorgulamaya ne dersiniz?

Bu yazı toplam 4037 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.