1. YAZARLAR

  2. Nevzat Laleli

  3. Önce Ahlak ve Maneviyat
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

YUVAMIZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Önce Ahlak ve Maneviyat

A+A-

Nereye gidiyoruz yazı serisi

 

Geleceğimizi düşünmek ve yapacağımız hareketlere ona göre şekil vermek durumundayız. Çünkü bugünler bizimse, gelecek çocuklarımızın ve torunlarımızındır ve onlara bırakacağımız ülkemizin nasılını düşünmek bizim evlatlarımızı düşünmemiz demektir.

Bugünümüzü sorgulamaya “önce ahlak ve maneviyat” açısından ele almak istiyorum. Ahlak, insanı yücelten erdemlerin başında gelmektedir. Yaratan Allah’ın her an bizleri murakabe ettiğine inanan, yaptığı bütün işleri O’nun rızasını kazanmak için yapan, kendi hakkına razı ve başkalarının haklarını gözeten insanlar yüksek ahlaka ermiş olanlardır. Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) “Ben yüksek ahlakı kemale erdirmek için gönderildim” buyurmuştur.

Ahlakın insanlara, küçük bir çocukken verilmesi, verilmeye çalışılması gerekir. Atalarımız buna, “Ağaç yaşken eğilir” demişlerdir. Önce ailede anne ve babanın söylem ve hareketlerinde kullandığı değerler çocukların gönlüne ve kafasına kazınır. Daha sonra okul ile çevre ve etkin tanıtım vasıtası gazeteler ve televizyon çocuklarımıza ahlakın verilmesinde önemli unsurlardır.

AHLAK VE AHLAKSIZLIK

Şunu hemen belirtmeliyim ki, yeryüzünde ve tarihler boyunca ahlak tekdir. O da İslam’dan kaynaklanan ahlaktır, İslam ahlakıdır. Adem (a.s) dan Son Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadar bütün peygamberler işte bu tek ahlakın örneği ve önderi olmuşlardır. Onun dışında ahlak var zannetmek en azından ahlakın ne olduğunu bilmemek, ahlaksızlık uçurumuna düşmektir.

1974 yılında CHP-MSP koalisyon hükümetinin protokol hazırlama safhasında MSP (Milli Selamet Partisi) tarafı okullara “ahlak dersleri konulacak” şartını getirirken, CHP tarafı da; “batılı bir takım düşünür ve felsefecilerin ahlakları da vardır” diye karşı propaganda yapmışlardı.

Bizim ve çocuklarımız için insanların en mükemmeli ve “üsvetün hasene- en güzel örnek” olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v); “Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Daha sonra ebeveyni (ana-babası) onu Müslüman’sa Müslüman, Hıristiyan’sa Hıristiyan, Mecusi ise Mecusi yapar” buyurmuştur.

Çocuklarımızın etrafını çevreleyen bütün eşya ve canlılar, onların üzerinde bir takım izler bırakırlar. Bu eşya ve canlıların çocuk üzerinde müspet (olumlu) izler bırakmasını sağlamak önce ana-babaya, sonra da çevre olarak tanımladığımız arkadaşlarına, okul ve öğretmenlere, gazete ve televizyonlara düşer. Çocuğun her yönde bir ahlak numunesi (örneği) görmesi, onlardaki güzel hasletlerin (özelliklerin) çocuğa yansımasını sağlayacaktır.

İçlerinde kıymetli bir zatın da bulunduğu bir sohbet toplantısında odaya bir küçük çocuk girer. Sohbeti yapan zat hemen ayağa kalkar ve çocuğu karşılar. Sohbette bulunanlar bu olaya şaşırırlar. Uygun bir zamanda kendisine: “Üstat, gelen çocuk için ayağa kalktınız. Bunun sebebi nedir?” derler. O zat, “Çocuk, hayatında yapması gereken hareketleri bizden görmezse bunları başka nereden öğrenecek?” diye cevap verir.

Ahlak ve maneviyat, insanların temel ihtiyaçlarından olan yemek yemekten, giyinmek için elbise ve ayakkabı tedarikinden, içinde oturacağımız meskenlerden, fert ve toplumun mutluluğu için yapılacak siyasetten daha önce olması gelmesi gerekir.

Ekmeğin topraktan sofralarımıza gelinceye kadar geçirdiği evrelerde çalışan insanların ahlak ve maneviyat ehli olması gerekir ki maliyet fiyatı içerisinde lüzumsuz masraflar ve israflar bulunmasın. Yoksa 15 kuruşa yiyeceğimiz ekmek bize 50 kuruşa mal olacaktır. Çünkü ahlak ve maneviyat insanların dürüst olmalarını sağlayan yegâne ölçüdür. Onun için 40 yıldır çalışmalarımızda sloganımız, “gencin süsü, güzel ahlaktır” olmuştur.

SİYASETTE AHLAK

Siyasette ahlak çok daha fazla öneme sahiptir. Siyaset, malın, canın, evlatların, ırz ve namusun ve her şeyin emanet edildiği çok önemli bir yerdir. Siyaset sahipleri, isterlerse bu değerlere sahip çıkar, onları korur, gözetir ve geliştirirler. Ve eğer isterlerse bu değerlere önce kendileri musallat olurlar. Çünkü ellerinde yetki ve salahiyet vardır. Çıkaracakları kanunlarda, yönetmeliklerde, tebliğlerde halkın mutluluğunu esas almak yerine bir kısım azınlığın mutluluğunu esas alıyorlarsa orada ahlakın önemi daha açık görülecektir.

Halkımızın siyasetçi için söylediği; “Onlar, bizim dert ve dileklerimizi sigara paketinin arkasına not ederler, pakette sigara bitince onu çöpe atarlar” böylece halkın dert ve dilekleri üzerinde ne kadar durduklarını ispat ederler şeklindedir.

Siyasetçiler, okullara ahlak ve maneviyatı derslerini koymuyor ve çocuklara öğretmiyorlarsa o çocuk bunları başka nereden öğrenecektir? Ahlaktan yoksun yetişen çocuk bir müddet sonra önce evindeki annesine “kocakarı” babasına da “moruk” demeye başlayacak, “moruk harçlığımı artır, yoksa çeneni kırarım senin” diyebilecektir. Bu ters hareketler daha sonra hayatının her safhasında çevresindeki insanlara yansıyacaktır.

Bu yapıya sahip çocuklar büyüyüp iş adamı olunca da (bu gün olduğu gibi) müşterilerine “yolunacak kaz” gözüyle bakacak ve her işini daha çok parayı nasıl alırım diye çalışacaktır. Örneğin, doktor olacak ameliyat gerektirmeyen hastalarını bıçak altına yatırarak kesecektir. (Ülkemizde sezaryenle doğum oranı bu gün yüzde 60’a erişmiştir. Hâlbuki batı ülkelerinde bu oran yüzde 10’dur – E. Sağlık Bakanı)

Hâlbuki ahlak çocuklarımızın, anne ve babalarına “anneciğim, babacığım” demesinin adıdır. Bir ayette belirtildiği gibi, “Onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlarsa onlara of bile dememesi” gerektiğinin adıdır. Sonuçta, evlatlarımızı “evliya gibi...” ya da, “eşkıya gibi...” yetiştirmek başta bizim ve sonra da siyasetçilerin icraatlarıyla yakından ilgilidir.

Bu yazı toplam 4779 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.