Fatma Taşeri

Fatma Taşeri

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölüm freni

A+A-

Mevlana’nın düğün günüm (şeb-i arus) dediği ölümün yüzü hep soğuktur bize göre… Ölüm konulu sohbetler bizi bunaltır ve hemen oradan uzaklaşmak isteriz. Kaçarak kurtulduğumuzu sanırız… Ölüm öyle bir gerçek ki; hiçbir gücün, hiçbir paranın, hiçbir saltanatın ona meydan okuması mümkün değildir.

Özellikle dünyanın geçici zevklerine gönül bağlayan, keyfi ne isterse onu yapmayı hayat felsefesi edinen kimseler ölümü düşünmek istemezler. Ölüm onlar için yaşama keyfinin son bulması anlamına geldiğinden, düşüncesi dahi yüreklerine korku ve gerginlik düşürür. Ölümü akla getirecek her şeyden vahşi hayvandan kaçar gibi uzak dururlar. Yanlarında ölümden bahsedilecek olsa sinirlenip bunalırlar. Kur'an-ı Kerim'de bu kimseler için; "De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacak. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de, O size bütün yaptıklarınızı haber verecek." (Cuma, 8) buyurulur.

Bir de  ölümden sonrası için yeterli hazırlık yapamadığı endişesini taşıyan, Allah'a karşı çokça isyan ettiklerini düşünen kimseler  vardır. Bu kişiler her ne kadar ölümden çok rahatsız olmasalar da yine de kaygılanır, korkarlar. Yaramaz çocuklar gibi….

Bu ikisinin dışında sevdiklerimizden ayrılma duygusu da ölümden korkmamıza sebep olur. Sevdiklerimizi geride bırakmak zor gelir. Gerçek Sevgiliyi bulamayanlar için  de ölümün yüzü soğuktur.

Aslında hayatın şaşaası ve zevklerinin artık sınırları zorladığı bir dönemde ölüm ilaç niyetine hayatımızın içinde olmalı diye düşünüyorum. Ama düşünce planında olmalı… Zorunlu bir teslim oluş değil… Bize gelmeden, kapımızı çalmadan sevdiklerimize dokunmadan önce Ölümü düşünce alemimize buyur edip onunla sohbet etmeliyiz…

Ancak o zaman  nefsani arzuların, kötü tutkuların, dünyalık hırsların, sınırsız beklentilerin sınırlarını koymayı becerebiliriz. Bunun için Söz Sultanı Efendimiz (s.a.v.) kıymetli ashabına, "Zevkleri yok eden ölümü çok anın." (Tirmizî) diye telkinde bulunmuştur.

Yine ölümü hatırlamak kişiyi günaha girmekten koruyacağı gibi, dünyaya olan düşkünlükten de uzaklaştırır. Nitekim hadis-i şerifte,

"Ölümü çok hatırlayın. Zira o, günahlardan korur ve dünyadan (yani onu sevip rağbet etmekten) yüz çevirtir." (Cem'ul-Cevâmi) diye bildirilmiştir.

Ölümün hatırlanmasındaki diğer bir fayda, şehitlerle birlikte haşredilecek olma şerefidir. Hz. Aişe r.a. Validemiz Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz'e sormuştu: "Ey Allah'ın Rasulü, şehitlerle birlikte haşredilecek biri var mı?" O da şöyle cevap verdi: "Evet, bir gün ve gecede yirmi defa ölümü anan kimse şehitlerle beraber haşredilecek." (Gazalî, İhya) buyurmuştur.

Her insanın bu dünyadaki en büyük savaşı nefsiyledir. Hiç kimse dışarıda düşman aramamalıdır. İşte bu azgın nefsi gemlemek de o kadar kolay değildir. Ama dozunda verilen ölüm korkusu bu nefsi gemleme ve frenleme adına önemlidir. Çünkü bu Rabbin bize tavsiyesidir. Düşünmeyi beceremeyenlere derim ki; Alış-veriş merkezlerinin yerine, en yakındaki kabristana  gidip tefekkür etmeli ve o sakinlerin ölmeden önceki canlılıklarındaki aşklarını, dertlerini, telaşlarını düşünsünler, evlerine döndüklerinde  aynı kişi olmayacaklar. Öfkeleri, hırçınlıkları  onu terk edecek, terk etmese bile dozu aynı olmayacaktır…

 Ölümü düşünmeyen insan, frensiz araba gibidir. Hayatta nereye çarparak duracağı belli olmaz. “Ölmeden önce ölmeli insan”  vesselam….

Bu yazı toplam 4664 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.