1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Nostaljide Kalan Hıdrellez
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Nostaljide Kalan Hıdrellez

A+A-
İlk başlangıcını bilmiyorum ama asırlardır 6 Mayıs günü devam eden ve daha çok Türklerin geleneğinde görülen bir “Hıdrellez” gününü hem de nostalji olarak geride bırakıverdik galiba.
Önce Hıdrellez’in ne olduğuna dair tarihî veya halk efsaneleri olarak çeşitli anlatımları sunayım da devamla bizim çocuk ve gençliğimizdeki nostalji olan Hıdrellez günlerini anlatmaya çalışayım.
Araştırmacılara göre, Hıdırellez ya da Hıdrellez (Azerice: Xıdır Ilyas ya da Xıdır Nabi), Türk dünyasında kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdırellez günü, Peygamber olmaları da vurgulanan Hızır ve İlyas A.S.’ların yeryüzünde buluştukları gün olduğu kabul edilerek kutlanmakta, bu gün ayrıca “Bereket ve dilek” günü olarak da kabul görmekte.
Hıdrellez günü, Gregoryen takvimi (Miladi takvimi)ne göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Jülyen takvimine göre 23 Nisan günü olmakta.
6 Mayıs’tan başlayıp 4 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 5 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmakta.
Bu yüzden 5 Mayıs günü gecesi kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına da gelmekte bu başlangıca “Bahar şenliği” de denilmekte
Yaz günlerinin ve yeşilliğin başlamasından istifade için, kırlara çıkarak kaynaşma yapan kardeşlik duygularını aşılayan insanlar…
Bu günü gelenek haline getirmiş oldukları ve zamanımıza kadar değişimler içinde devam ettiği görülmekte…
Bu değişimlerle ilgili olarak yıllar öncesi yayınlanan Ansiklopedilerden biri olan Rehber Ansiklopedide de özetle şöyle denilmekte.
“…Kış günlerinin son bulması ve toprağın yeşile bürünmesi ile insanların açık hava ve kırlara çıkma arzusu doğmaktadır. Müslümanların sevgi ve saygı duyduğu Hızır ve İlyas aleyhimesselâmın buluşmasından esinlenerek bir araya gelip kaynaşma ve kardeşlik duygularını devam ettirme, hoşça vakit geçirme birbirlerine ikramda bulunma isteği olarak bilhassa Anadolu’da bir adet haline getirilmiştir.
Ancak son yüz yıl içinde Hıdrellez’in aslı ve manası bozulup yeni çehrelere büründürülmüştür.
Hızır’ı Noel babaya benzetmek istenilerek onun hediye dağıttığı gibi, Hızır’ında bolluk ve bereketin işareti olarak kabul edilip isteklerin yerine gelebilmesi için çeşitli yerlere çaput bağlama, yazılar gömme, bazı işaretler koyma gibi Müslümanlıkta yeri olmayan batıl işlemlere başlanılmıştır.
Bunların İslamiyet’le hiçbir ilgisi olmayıp Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ların Yüce Yaradan’ın sevgili kullarından olduğu haberinden başka onlar için mukaddes bir gün kaydına rastlanmamakta…”
Dolayısıyla bu günde de İslamiyet’çe haram kılınan eğlenceleri yaparak eğlenmek yasaklanmışsa da bu yıl galiba yapıl(a)mayan, eğlendireceğiz diye milletin kesesinden bol harcamalarla çeşitli konser vb.. ler yaparak aslında bir propaganda vesilesi yaptırımları olan Belediye şenlikleri çoğunluk arz ederdi.
Kısmet açılsın, istekler yerine gelsin gibi hurafeler olarak bizlere geçen bu görüş ve eğlenceli hareketlerin Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmlar yanında İslamlıkla hiç ilgisi olmayıp. Hıristiyan ve Siyonizmlik hareketi olduğu da belirtilmekte.
***
Gelelim yaşamımda gördüğüm ve evvelini duyduğum “Hıdrellez” günlerine.
Duyduğum kadarıyla yirmili yıllardan da evvel başlayan ve kırklı yıllara kadar devam eden Hıdrellez günleri, zamanın sadece at arabası ve faytonlardan başka taşıt olmadığı zamanlarda şehrin bahçelikli yakın semtlerinde toplanılarak yapılırmış.
Sadece hanım ve kızların bulunduğu bu toplanmaların yeri bir gün evvelinden kararlaştırılır. Bahçe sahibine haber salınırmış.
O zamanlar etrafta yeşillikli kırlar ve mesirelikler olmayınca ev etrafı bahçelere, Konya da Meramlılar Meram içlerine, çoğu da Konya’nın Havzanda semtinde ki zamanın havuzları başına, bazıları da (ki bendeniz de yaşadığım gibi) Alâeddin tepesinde şimdi mafiş ve dümdüz olan ama zamanında büyük çam ağaçları bulunan kademeli olan yere giderlermiş.
Her aile kendi imkânlarına göre, o zamanlar elektrikli fırınlar olmaması ve pastacılardan alma düşünülmemesi dolayısıyla…
Hamur işini kendi ev ve elceğizleri ile yaparlardı. Şırlan yağında (Susam) kızartılmış dört köşe katmer, Su böreği, Kıvrım, Saçarası gibi hamur işleri yanında meyve kakları, kaynatılmış genevirli, nohutlu bulgur, çekirdek, kuru üzüm vb.ler naylon torba olmadığından çıkın denilen bohçalara konup sepet veya heybelerle giderlerdi
Varılacak yere ikindi üzeri varılır topluca oturma ve eğlenceye daha evvelinden başlanılmazdı.
Beylerin iş yerlerinde veya kahvelerde oturduğu bu günün eğlencesini sadece hanımlar, kızlar, gelinler ve çocuklar görmüş olurdu.
Çocuklar, genç kızlar yaşlı Tut, Kayısı, Palamut ağaçlarında düzenlenen salıncaklarda sallanır, hanımlardan bazıları voleybol, koşmaca vb. oyunları yanında daha yaşlılar sohbetlerini tatlandırırlardı.
Kırklı yıllar ortası Konya Belediye otobüsleri Meram’a sefer başlatınca.
Sedirler Uluırmak ve Araplar gibi uzak mahallerde ki kadınlarımız da Meram’a gitmeye başladı. aynı yükleriyle ve kalabalıklaşıvermişti tabii!..
Bu arada “Tavus baba” ve “Kızlar kayası” ziyaretlerinde, dilek için işlemler de başlardı. Halen de devam ediyor mu bilmem
Yalnız o gün için sık sefer yapan otobüslere, ite kakışa binenlerden dışarıda kalanlar, Meram yerine tanıdık bahçelere yön tutardı mecburen!..
Bir de dönüş vardı Meram’dan Konya’ya. Felaket burada başlar otobüslere binemeyenler tabanvaya yüklenip (!) oflaya puflaya geç vakit dönerlerdi evlerine.
***
Dikkat ettiğimiz bir önemli husus vardı dönüşlerde
Bu günlerin tam aksine, o “İğne atsan yere düşmez” kalabalıklı hanım ve kızlarımız bulundukları mesire yerlerinde yer içer kaplarını temizleyip torba ve sepetlerine yerleştirdikten sonra. “Senin yerin, benim yerim demeden” hep beraber yenik artıkları ve diğer çöpleri çalı süpürgeleri ile süpürerek toplar bir tenekeye doldurur veya çöp yerine atarlardı.
Şimdi olanları yazmaya gerek var mı?..
Böyle bir neşe ve mutluluk içinde geçen 6 Mayıs günü olan “Hıdrellez” gününü dün de görebildik, duyabildik mi acaba?
Yoksa iş, aş derdinde huzursuz bir hayat içine mi girildi ki nostalji oluverdi?
***
Sağlık ve esenlik içinde sevdiklerinizle yaşam dileğimle…
Bu yazı toplam 3493 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.