1. YAZARLAR

  2. Nevzat Laleli

  3. Millet, inancıyla yoğrulur
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

YUVAMIZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Millet, inancıyla yoğrulur

A+A-

Gençlik inceleme yazısı

Bir milleti millet yapan onun milli değerleridir. Millî değerler ise o milletin inancıyla şekillenir ve toplumun her zaman yaşadığı değerler halini alır. Hiçbir millet kendi değerlerinden vazgeçemez. O değerleri için gerekirse savaşlar verir, ölür öldürür. Millet varsa mutlaka o milletin değerleri de vardır. Bu sözün tersi de doğrudur. Milli değerleri yok olan bir millet eninde-sonunda yok olmaya mahkûmdur.

Diğer milletlerde olduğu gibi bizim milli değerlerimizin oluşmasında da en büyük etken hiç şüphesiz inançlarımızdır. Büyüğe saygı küçüğe sevgi, misafire ikram, haklara hürmet etmek, vatanı ve bayrağı sevmek, komutana (emir sahiplerine) itaat etmek, mukaddeslerimiz için çarpışmak, ölürsek şehit kalırsak gazi olmak gibi aklınıza gelebilecek bütün sosyal ve ferdi değerler milli değerlerimizdir ve bunlar dinimizin bize emrettiği hususlardır.

Milletimiz tarihten günümüze birçok sıkıntılar ve badireler atlatmış, savaşlar vermiş, kıtlık ve yoksulluklar yaşamış, yurt içi ve yurt dışı ihanetlere kurban olmuştur. Dinine, imanına, mukaddesatına saldırılar yapılmış ve fakat zaman içerisinde bu sıkıntıları atlatarak inancını ve asaletini bütün dünyaya göstermiştir. Bir dönem, dinimizin kitabı Kur’an-ı Kerim”in öğrenilmesi ve öğretilmesi yasaklanmış hatta evrensel mesaja sahip ezanımız bile ulusallaştırılarak aynı inancı paylaşan diğer Müslüman insanlardan koparılmaya çalışılmıştır. Sonra, bütün sıkıntılar geride bırakmış, inancımız yeniden parlayarak milletimizi sarmıştır.

TARİKAT GERÇEĞİ

Hiç düşünüyor muyuz? Büyük bora ve fırtınaların bile deviremediği asırlık çınar gibi hep ayakta kalan milletimizi ve milleti, millet yapan değerlerimizi ayakta tutan nedir? Nasıl oluyor da bir zamanlar “hasta adam” falan denilen milletimiz, bu durumdan kurtuluyor ve tekrar her sahada söz sahibi olmaya çalışıyor? Bu iman ateşini körükleyen ne olabilir?

Bu soruya verilecek cevap, “hiç şüphesiz tarikatlardır” olacaktır. Toplumumuz ile gençliğimizin yetişmesinde büyük yeri olan tarikatlar; bir âlimin veya bir şeyh efendinin etrafında onun manevi halkasında toplanmış küçük büyük guruplardır ve ondan aldıkları telkin ve tavsiyelerle hayatlarına yön vermektedirler. Ülkemizde bile sayıları binleri bulan bu tarikatlar, toplumun bünyesinde insan vücudunda ki sinirler veya kaslar gibidir.

Bunlar bir her hangi bir teşkilat veya dernek olmayıp, amaçları da bir takım dünyalık elde etmek de değildir. Tarikatlar,  bünyesinde bulunanlarına manevi telkinlerde bulunurlar ve “İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya-yı Ulumiddin adlı eserinin 1. cildinin 40. sayfasında belirttiği gibi, Havas’ın zahirine (dış alemine) değil batınına (ruh âlemine) hitap ederler” Havas, seçkin insanlar demektir. Her şeyhin etrafın toplananlar onun için seçkin insan olup, bu insanlar bir başka şeyh için avam yani halk durumundadırlar.

Tarikat, yol demektir. Tabiî ki bu yol, günde beş vakit namazda en az kırk kere söylediğimiz “sırat-ı müstakiym” yani doğru yoldur. Bu yolun sahibi, kâinatı ve bizleri yoktan var eden, onu koruyan, gözeten, besleyen Allah (c.c) tır. Kâinatın içerisindeki insanlar ise ister Müslüman olsun, ister gayri Müslim olsun hepsi de Allah’ın kuludur ve O’na inanmakla, itaat etmekle ve ibadet etmekle mükelleftirler. Aralarındaki fark kulluğunu idrak ederek Müslüman olan ile nefsine uyarak ve Allah’a şirk koşarak İslam dışı kalanlardır. Pek tabiidir ki ahiret; birinin ebedi saadete, diğerinin ise ebedi felakete uğrayacağı yerdir.

TÜM İNSANLIĞIN KURTULUŞU

Tarikatın müntesipleri (bağlıları), bir taraftan kendi hata ve kusurlarını düzeltirken bir taraftan da yanlış inançlarından dolayı sonsuz felakete uğrayacak olan insanları kurtarmak ve onların da, “hidayete ermelerini sağlamak” suretiyle ebedi saadete ulaşması için çalışırlar. Çünkü Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Bir insanın sizin elinizle hidayete ermesi, sizin yerin altında hazineler bulmanızdan daha hayırlıdır” buyurmaktadır.

Tarikatın ne olduğunu soran bir müride (tarikat bağlısına) şeyhi; “Tarikat, pıtıraklı ve dikenli bir tarladan giderken, diken ve pıtırakların elbisenize yapışmaması için dikkat etmeniz, elbisenizin eteklerini toplamanızdır” diye cevap vermiştir. Bunun manası, İslam’ı yaşarken mümkün mertebe kural ve kaidelerine dikkat etmek, gösterişten kaçınmak ve yapılan her amelin (işin) Allah’ın rızasına uygunluğuna dikkat etmektir.

Bir tarikat bağlısının (müridin) en önemli kuralı her zaman, “İlahi, ente maksudî, ve rızake matlubî” olmalıdır. Bu sözle bir mürid; “Ey Allah’ım, benim maksadım sensin ve bütün işlerim de ancak senin rızanı istiyorum” demektedir.

DÜNYAYA BAKIŞ

Burada hemen bir önemli hususu açıklamak istiyorum. Tarikat ehli insanlar, dünyalık işlere karışmazlar demek değildir. Gündelik hayatlarında, ticaretlerinde, sosyal yaşamlarında, ülke içerisinde mevcut siyasi kuruluşlarla ilişkilerde, hep yukarıdaki kurala bağlı olmaya dikkat ederler. Yanlış ve yasak yerlere gitmemeye, yememeye, içmemeye, bakmamaya, tutmamaya ve bütün hâl ve davranışlarında Allah’ın rızasını kazanmaya çalışırlar. Tarikata bağlı insanların siyasi görüş ve kanaatleri, hangi siyasi gurup, milletin ve memleketin hayrına, dolayısıyla Allah’ın rızasına uygun çalışma yapıyorsa o yolda çalışılmasına ve ona destek olunması şeklindedir. Çünkü temel kural bunu gerektirmektedir.

Burada bir parantez açarak, kimlerin millet ve memleketin faydasına çalışmakta olduğu icraatlarda yapılacak küçük bir karşılaştırma ve Allah’ın Hidayet verdiği kullarına nasip ettiği “Feraset’le” bulunur. Feraset, iki işten hangisinin gerçek, hangisinin reklâm ve propaganda yolu ile insanları kandırmaya yönelik olduğunu ayırabilmektir.

Onun içinde tarikat erbabı dualarının sonunda, “Ya Rabbi. Bize, hak’kı hak bilip hakka ittiba, batılı da batıl bilip batıldan ictinap eyle” demektedir. Yani, “Ey Allahım, doğruları doğru olarak görmemizi ve ona bağlanmamızı, yanlışları da yanlış bilerek ondan uzaklaşmamızı nasip et” demektir. Tarikat sahiplerinin en büyük korkusu, “hak’kı batıl zannederek ondan uzaklaşmaları, yanlışı da hak zannederek ona bağlanmalarıdır”

Bu yazı toplam 4456 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.