1. YAZARLAR

  2. Sadık Küçükhemek

  3. Meşihat-ı İslamiyyenin Tarihçesi (5)
Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Meşihat-ı İslamiyyenin Tarihçesi (5)

A+A-
II. Mahmut (20 Temmuz 1785 – 2 Temmuz 1839) Yeniçeri Ocağı’nın merkezi olan ağa kapısının “Daru’l-Fetva” olmasını tasvip etmişti. Kapısının üzerinde , “İzzet Molla’nın kabul tezviri idi, Hak kıldı makam – ifta h. 1241” yazılıdır.
Şeyhülislamlar, bu tarihten itibaren Meclis-i Hassa girmişler ve devlet işleriyle meşgul olmaya başlamışlardır. Artık kazaskerler meclisten çıkarılmış ve bunların vazifeleri şeyhülislama tevdi edilmiştir. Şeyhülislamların Sadrazamla birlikte huzura çıkmaları bir kanun haline getirilmiştir.
 Şeyhülislamın değiştirilmesi Tanzimat devrine kadar çavuş başı vasıtasıyla yapılırdı. Bu değiştirme şekli Tanzimat devrinde ikinci meşrutiyetin ilanına kadar diğer nazırlar gibi Mabeyin başkâtipliğinden yazılan tezkereyle yapılması usul ittihaz edilmiş ve1908 Temmuz inkılâbından sonra da dâhil bulundukları kabineyle birlikte tebdil edilmesi adet olmuştur
Kanuni Sultan Süleyman devrinin şeyhülislamlarından biri olan Çivizade Muhyiddin Şeyh Mehmet Efendi büyük mütefekkir ve mutasavvıf Muhyiddin Arabi ile Hz. Mevlana’ya cephe almak suretiyle onlara dil uzatması iyi karşılanmamış ve bundan dolayı da vazifesini bırakmak mecburiyetinde kalmıştır. O zamana kadar azle maruz kalan olmamıştır. İlk istifa eden Şeyhülislam da Hamid’i Zade Abdülkadir Çelebidir.
Şeyhülislamlar arasında azil işleri II. Murat (1574- 1595) zamanında başlamıştır. İlk azledilen şeyhülislam da Müeyyid Zade Abdülkadir Şeyhi Efendi’dir.
Tanzimat’a kadar şeyhülislam Divan-ı Hümayun üyesi değildi. Tanzimat’ta ise Şeyhülislam kabine üyesi oldu. Protokolde sadrazamdan sonra geliyordu.
Kazaskerliğe kadar bütün kadı ve müderrisler, şeyhülislam tarafından tayin edilirdi. Bu tayinlerin Sadrazam tarafından tasvibi şarttı. Sadrazam tayinleri padişaha arz eder, iradesini aldıktan sonra Şeyhülislam’a verirdi. Şeyhülislam bizzat padişaha arz etmezdi.
1908 de ikinci meşrutiyetin ilanından sonra artık memleket parlamenter bir tarzda idare edilmeye başlamış ve bu tarihten sonra Şeyhülislamların siyasi vasıfları ve şahsi varlıkları ortadan kalkmıştır.
Meşrutiyet devrinde oldukça kudretli ve nüfuzlu şeyhülislamlar gelmiştir. Bunlar arasında bilhassa Piri Zade Sahip Molla Bey ve Mustafa Hayri Efendi zikre şayandır.
Sahip Molla Bey cesareti ve açık fikirleriyle kendisini, mensup bulunduğu İttihat ve Terakki Partisi’ne sevdirmiş, saydırmış, kudret ve nüfuzunu göstermiştir.
Şeyhülislam Mustafa Hayri Efendi’nin de uhdesinde Evkaf Nazırlığı olduğu halde memleketin menfaatini icap ettiren işleri yapması dolayısıyla dillere destan olmuştur. . İstanbul’da gördüğünüz vakıf hanları bu zatın eseridir.
Teşkilatçı bir şahsiyettir. Medreselerin ıslahı hususunda göstermiş olduğu mesaisi takdire şayandır.
Türklerden başka meşihat makamına ihraz eden (yükselen) Şeyhülislamlar da vardı. Mesela Haydar Zade İbrahim Efendi Arap’tı. Abdurrahman Nesıp Efendi de Arnavut’tu. Gürcü, Boşnak ve Çerkez olanları da mevcuttur (6).
Sultanlardan hal’edilenler de vardır. Mesela Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit hal’edilmiştir. Halife II. Abdülhamit’in hal’ine dair hazırlanan fetvayı imzalayan Şeyhülislam Mehmet Ziyaeddin Efendidir. Fetvayı, mebusandan Küçük Hamdi Efendi yazmıştır.
Fetvanın tebyiz edilmesinden sonra Şeyhülislam Efendi tarafından imza edilmiş ve Ayastefonos’ta yeniden açılan meclis-i millinin ilk celsesinde meşhur fetva okunmuştur.
Meşhur fetvanın metni şöyledir:
“İmam-ı Müslimin olan Zeyd, bazı mesail-i mühime-i şer’iyeyi kütüb-ü şeri’iyeden tay ve ihraç ve kütübü mezbureyi men ve hark ve ihrak ve beytülmalde tebzir ve ısrafla müsevvig şer’i hilafında tasarruf ve bila sebep şer’i katl ve habs ve tağrif ra’ye vesair gûne mezalimi itiyat eyledikten sonra selaha rücu etmek üzere ahd ve kasem etmişken yemininde hanis olarak ahval ve umur müslimini bilkülliye muhtel kılacak fitne-i azime ihdasında ısrar ve mukatele ika’ etmekle mena-i müslimin zeyd mezburun tegallübünü izale ettiklerinde bilâdı islamiyenin cevanıp kesiresinden mezburi mah’lu tanıdıklarına dair ihbar-ı mütevaliye vurud edip mezburun bekasından zarar muhakkak ve zevalinde salah melhuz olmağın zeyd mecbure imamet ve saltanattan feragat teklif etmek veya hal’ etmek suretlerinden hangisi erbabı hal ve akd ve evliyayı umur tarafından ercah görülürse icrası vacip olur mu?” (7)
Günümüz Türkçesiyle şöyledir:
Müslümanların imamı olan kimse, bazı önemli şer’i meseleleri, şer’i kitaplardan lağvetse (kaldırsa, hükümsüz kılsa), çıkarsa yahut söz konusu kitapları atsa ve yırtsa ve yaksa, beytülmalde israf eden ve israfa izin veren, şeriata aykırı tasarrufta bulunan ve sebepsiz olarak kesin delillere aykırı olarak hapsetmek, müsadere etmek, tebaaya vesair çeşitli zulümler itiyat eyledikten sonra iyileşmeye geri dönmek üzere söz ve yemin etmişken, yemininde samimi olmayarak Müslümanların durumlarını ve işlerini tamamen ortada bırakacak büyük fitneyi ortaya koymakta ısrar ve öldürmeye devam etmekle, müslümanların ölüm haberleri, kara haberleri, söz konusu kimsenin istediği gibi hareket etmesini, zorbalığını izale ettiklerinde, İslam beldelerin ekserisi söz konusu kimsenin zorla makamından uzaklaştırılmış hükümdar tanıdıklarına dair birbiri ardınca gelen ihbar, söz konusu kimsenin bekasından muhakkak zarar ve zevalinde salah melhuz olmadığı söz konusu kimseye imamet ve saltanattan feragat teklif etmek veya hal’ etmek suretlerinden hangisi “erbab-ı hal ve akd” ve “evliyayı umur” tarafından tercihe şayan görülürse icrası vacip olur mu?
Osmanlı devletinin son Şeyhülislam’ı Ankara’da milli iradenin kurulması üzerine vazifesine nihayet verilen Medeni Nuri Efendidir.
Medeni Nuri Efendi 26 Eylül 1920 tarihinde istifa eden Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin yerin gelmiştir. Nihayet bu makamda iki sene kaldıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’ da kurulmasıyla heyet-i vükelanın istifası, dairelerin ilgası üzerine yerinden ayrılmıştır.
Ankara’da teşekkül etmiş bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi şeyhülislamlığı lağv etmiş ve yerine 1920’ de Umur-ı Şeriyye ve Evkaf Vekâletini ihdas etmiştir.
Fakat Umur-ı Şeriyye ve Evkaf Vekâleti, hilafetle beraber bu bakanlık da ilga edilerek Diyanet İşleri Başkanlığı tesis edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı Başbakanlığa bağlıdır. Daha sonraları bir Devlet Bakanı, Başbakan namına diyanet işleri ile vakıfları tedvire başlamıştır; bugün de böyledir (8).
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi, İslam Dini’nin itikat, ibadet ve ahlak esaslarını halka anlatmak ve sorulan sorulara fetva vermektir.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş ve görevleri ile ilgili 22 / 06/ 1965 tarihinde yayımlanan 633 numaralı kanunda görevi şu şekilde yazılmıştır:
Madde 1 - İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur (9).
Kaynaklar:
1. Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit Devellioğlu, Aydın Kitapevi
2. Devhatül- Meşayıh, Osmanlı Şeyhülislamlarının Biyografileri, Müstakimzade Süleyman Sadettin S:1
3. Bkz. İlmiyye Salnamesi,1334, Dârul hilafeti âliye, Matba-i Âmire, Hicri 1324
Meşihat-ı İslamiyye Tarihçesi, S:304- 320
4. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, C:10, S:358. Sadeleştirenler: Tevfik Temelkuran, Necati Aktaş, Mümin Çevik. Üçdal Neşriyat.
 5. Bkz. İlmiyye Salnamesi,1334, Dârul hilafeti âliye, Matba-i Âmire, Hicri 1324 Meşihat-ı İslamiye Tarihçesi, S:304- 320
6. Bkz. Yılmaz Öztuna Büyük Türkiye Tarihi. S: 246- 290 Ötüken Yayınevi.
7. Tarihte Meşihat Makamı İlmiye Sınıfı ve Meşhur Şeyhülislamlar. S:119, Veli Ertan
8. Bkz. Yılmaz Öztuna Büyük Türkiye Tarihi. S: 246 290 Ötüken Yayınevi.
9. http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1085.html
Bu yazı toplam 4572 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.