1. YAZARLAR

  2. Sadık Küçükhemek

  3. Meşihat-ı İslamiyyenin Tarihçesi: 2
Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Meşihat-ı İslamiyyenin Tarihçesi: 2

A+A-
Salahuddin-i Eyyubi hazretleri, hicri 568 senesinde Mısır’ı fethedip Fatımî devletine son verdikten sonra mezahib-i ehl-i sünnet( ehl-i sünnet mezhepleri) mucibince / gereğince müftüler tayininden sonra “ şeyhülislam” yüce lakabı pek çok büyük ve kerim zatlara verilmiştir.
Hanefi mezhebine mensup ulemadan Mevlana Muhammed bin el Hüseyin bin Muhammed el Bâri hazretleri “ Müfti’l- Enam” ve “Şeyhül-İslâm” unvanlarını kendinde toplamıştır.
Devlet-i aliye-i Osmaniye, Yemen’i fethettiği esnada ulema arasında “ Müfti’l-Enam,” Şeyhülislam” unvanları mevcut olup, lakin söz konusu unvan resmi bir surette olmadığı gibi sahipleri de azl ve nasba (memurluğa tayin ) tabi değiller idi.
Kazaskerlik kurumu dahi pek kadim olup ezcümle hicri 362 senesinde vefat eden ve muhterem zatlardan olan Muhammed bin Abdurrahman bin Ebu Bekir el- Bağdadi Kazaskerdi. Ondan sonraları da Kazaskerlik devam etmiş ve hatta hicri 641 senesinde adil Melik Ebu Bekir’in kazaskeri bulunmuştu.
Kanuni Sultan Süleyman Han hazretlerinin saltanatları devrinin ortalarına kadar şeyhülislamlar şeyhülislamlıktan ayrılmaz ve tenzil-i rütbe edilmezdi. Ancak şeyhülislamlardan Şeyh Muhyiddin Muhammed Efendi hicri 948 senesinde ilk defa olarak şeyhülislamlıktan ayrılmış ve yine ilk defa olmak üzere tenzil-i rütbe ile Rum ili Kazaskerliği’ne tayin olunmuştur.
Hicri bin tarihine kadar bir zatın iki defa şeyhülislam olması mümkün değildi. Emsali görülmemişken, söz konusu tarihte Recep ayında Şeyhülislamlıktan azledilmiş olan Bostan Zade Muhammed Efendi, 600 akçe maaşla emekli edildiği halde hicri 1006 Safer ayında tenzil-i rütbe ile Rum ili kazaskerliğine tayin edilmiş ve söz konusu senede Şevval ayında ikinci defa kazaskerliğe getirildiğinden dolayı tekrar meşihat makamına getirilmiştir.
Şeyhülislamların, sultan ve halifelerin üzerinde çok etkiliydi. Onların rıza göstermediği bir şeyi halifelerin ve sultanların gerçekleştirmesi mümkün değildi. Çünkü onların görevi, sultanların ve halifelerin ahretini korumak, hukukun ve adaletin icrasının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi konusunda üzerine düşen görevi yapmaktı.
Bir misal verelim: Halife Yavuz Sultan Selim han hazretleri Edirne’ye hareket etti. Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi onu uğurladı. (Dönüşte) yolda iplerle bağlanmış dört yüz kişiyle karşılaştı. Hallerinden sordu. Dediler ki: “Onlar Sultan’ın emrine aykırı davranarak ipek satın aldılar. Sultan bundan men etmişti.” Şeyhülislam Ali Efendi, atına binerek Sultan’a gitti (ulaştı) onunla konuştu ve dedi
 “-Onların katli helal değil.” Sultan kızdı ve şöyle dedi:
“-Ey Mevla (Efendi) , (e ma yehıllu gatlu sülüseyilâlemi linizamil- bâki) devletin bekası için halkın selameti için âlemin üçte birini katletmek helal değil mi?”
 - “Evet, lakin büyük fitne fesada sebep olunduğu zaman caiz olur, bu öyle değildir. ” dedi. Sultan şöyle dedi:
“-Emre muhalefetten daha büyük bozgunculuk olur mu (ki benim emrime karşı gelirler?)
 Mevla dedi ki:
“-Onlar senin emrine muhalefet etmemişler, muhakkak sen ipeğin başına bekçiler dikmişsin, bu delalet yoluyla izindir.”
 (Yani sen ipeğin başına muhafız görevlendirmişsin, Onlar ipeğin satışına göz yummuşlar, onlar da satın almışlar; göz yummaları delalet yoluyla izindir.)
Sultan şöyle dedi:
 “-Senin vazifen saltanat işlerine karışmak değil.”
 Mevla şöyle cevap verdi:
“ -Bu iş ahiret işlerindendir, Ona karşı durmak benim vazifem.” Sonra Sultan’a selam vermeden ayrıldı.
Sultan Selim hazretlerinde büyük bir hiddet hâsıl oldu; uzun müddet olduğu mahalde atının üzerinde durdu (yani derya-ı tefekküre daldı); önündeki ve arkasındaki devlet erkânı ve ricalin her biri bu işte atları sırtında sessiz durdular.
Ondan sonra Sultan Selim, zikrolunan dört yüz mücrimin (suçlunun / sanığın) cümlesini affetti ve salıverdi. Müteakiben Edirne’ye vasıl olduğunda Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’ye hitaben bir mektup yazdı. Mektubunda şöyle dedi: “ İki kazaskerliği cem edip sana verdim, muhakkak ben tespit ettim ki zira sen cümle sözünde hak üzeresin.”
Söz konusu Mevla, yazılı olarak şöyle cevap verdi: “Mektubun bana ulaştı, Allah sana selamet versin, başımızdan eksik etmesin, bana kazaskerliği emretmişsin, ben emrine bağlıyım, ancak Allah’a benim bir sözüm var: “Hükmettim” lafzı benden sadır olmayacaktır.”
DEVAM EDECEK
Bu yazı toplam 3670 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.