Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Medya Senfoni

A+A-
Kıyasıya bir medya; toplum tenkidi… Türkiye üzerindeki bir ağın, devasa bir entrikanın dinamik, eleştirel bir dille ustalıklı hikâyesi.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun son romanını okurken fikir cümbüşü, göz alıcı tespit ve gözlemler, sıra dışı tahliller, ironi yoğunluğuyla karşılaşıyoruz. Bir kafa ıstırabının satırlara dökülüşü. Keskin ifadeler, satır aralarında edebî bir yumruğun vurulduğu öfke sızan diyaloglar. Bazen bıçak üstünde bir gerilim.

Eser; topluma yönelik bir kurguyu, halk terbiyesi(!) ve zihnî dönüşüm konusundaki bir mühendisliği en ince ayrıntılara kadar aksettirirken; mimlediği insanların kontrolünü ve ele geçirilmesini sağlayacak düzenbaz bir oluşumdan (Medya Senfoni’den) söz ediyor. Beyinlerimiz denetim altında mı; tek tip bireyler mi meydana getirilmek isteniyor, güdülüyor muyuz? Nereye koşuyoruz?

Roman bu sorulara, her gün karşılaştığımız ama dört işlem yapamadığımız örnekleri bir araya getirerek, uygulamaları göstererek cevap veriyor. Alacakaranlık bir ortam, değersizlik, renksizlik, çok yüzlülük; akıl almaz, her yöne çekilebilecek ziyankâr okumalar, bulanıklık, şuura indirilen darbe.

“Toplumsal değerleri dumura uğratmak”; “Kötülüğün bu kadar kolay affedildiği, hoş görüldüğü zamanları” var etmek… Böylece hüviyetler, algılar tersyüz edilir; vasat yeni gerçekliklere(!), boyamalara, oyunlara gebedir.

Kitap, içine düştüğümüz bir karabasanı, zehir gibi bir acıyı hissettiriyor; sizi huzursuz etmeye muvaffak oluyor..

Hangimiz inkâr edilebilir ki, bir yazılımın kokusunu; bukalemunluğun serazat coşkusunu; artık kalbin çığlıklarının duyulmadığı savaşçı gaddar zamanların zuhurunu?

Konusuna yakışan, hâlen yürürlükte olan¸ farklı karakterlere rağmen, kadınına erkeğine sinmiş ortak şiddet, bazılarında iyiden iyiye sevgisizleşen bir dil yine de irkiltiyor. Hemen her karakterin ağzından bolca “Salak, ahmak” sözcükleri geçiyor meselâ. Aklın hâkimiyeti, aklın akla üstünlüğü söz konusu ne de olsa. Sürü(klenen)ler, gabilerse yığınla.

“Zekâ seviyesi düşük programlarla”, baskın medya gücüyle millet uyutulmakta(Bir Millet Uyutuluyor), sonuçta “gay şarkıcıları, modacıları (bile) destekleyen”; “bütün anormallikleri benimseyen bir halk” ortaya çıkmaktadır.

Örgütün hedefleri bellidir: “Biz düzenli olacağız. Ama bizim dışımızdaki her şey ve her yerde kaos hakim olacak. Müphemiyet, güvensizlik ve korku…” yaratacağız.

Gaye için her yol mubahtır; biri de: “Atın önüne et, itin önüne ot” atmaktır. Masallarda sıkça geçen bu tabir, günümüzde bizi de aydınlatıyor. Yöntem pek az değişiyor.

Projelerin çoğu kadın üzerinden yürütülmektedir ve envai türlüdür: “Türbanlı dansöz projesi(sh. 37); “Spor Akademisi’ne sokulan, başında türban, mayo giyip yüzme dersi alan kız öğrenciler”; “porno yıldızına” kıymet kazandırılarak “saygın bir belgesel yapılması”; “kahraman bir kadın yazar yaratmak”…

Çağdaş kadınsa, her yerde asrî olmak ve hükmünü yürütmek zorundadır: “İstanbul’da modern olmak ne ki! Gidin Gümüşhane’de modern olun!(Sh. 114)” Pekâlâ oluruz.

“Kahraman inşası” ekranlardan, basından başlar. Toplumda bazı isimler “markalaştırıldığı” gibi, “kahramanlaştırılır da”. Dünyamızda ise Kahraman Cihan Devletleri mevcuttur.

Amerika’nın alaycılıkla tanımlanması: “Mezarlığa benzemeyen bir mezarlık. Ben de gideceğim(sh. 129).”

Şık felsefî ifadeler: “Günah bir deridir. Kim derisini çıkartabiliyor ki! Onun için saklanır günah. Kat kat saklanır(sh.110).

Organ nakli için: “Bazı insanların bazı insanlar için yedek parça haline gelmesi.(Sh. 144)”. Oysa ruhumuz çalınıyor ve yedek parçası yok.

Zarif kelime oyunları: “Evlilik bir haldir.-Den hali. Kendinden geçme hali.”

İnsanları gütme siyasetinden, halkın Çobanı olan politikacıların eleştirisine geliyoruz:

“Fevri Başbakan.. Fevriler, ketumlara göre çok daha kolay idare edilir.”(sh. 45)

Seyirin ve vekillerimizdeki seyrin vahameti, şu eli öpülesi satırlarla anlatılır:

“Adam hemen havaya girip hem telefonla konuşur, hem yazı yazar, hem imza atar ve üstelik bunların hepsini amuda kalkmış bir şekilde yaparım der. Yeter ki ortalıkta bir kamera olsun(sh. 25)”

Bekleme durumundan harekete geçip, rol ç(alan), uyanık, model oluşturabilecek, “düşüncelerini gökyüzüne doğru biriktiren”, “tutarlı, özgün” bir karakterdir Zeynep Fişekçi(Tuna). Soylu, yiğit bir duruş sergiler. Sistem, “Medyasenfoni denen çeteleşmiş) yapı tarafından sindirilmeye, yok edilmeye çalışılır. Şüpheli bir araba kazasında ölen şair Nazire, Neşe; kurguya uymayan diğer ayrıksı roman kişileridir.

Kitap; mesafeli, soğuk diliyle farklı bir yerde duruyor; iyi bir yazarın gövde ve güç gösterisi diye de algılanabilir mi bilmiyorum.

Sonuçta hatırı sayılır, diş(l)i, muktedir cümlelerle, Türkiye’nin encamını okuyorsunuz.

Değişik zevkleri bir arada tadacağınız, ipuçları sunan, katmanlı, zihin neşesi veren, güzel bir roman Medya Senfoni…

 
Bu yazı toplam 5351 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.