1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. Masalların Dili
Ahmet Turan

Ahmet Turan

PARANTEZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Masalların Dili

A+A-
GÜNÜN SÖZÜ
“İyilik ilacının sırrı içeriğinde değil, insanlara iyiliğin hatırlatılmasında gizlidir.”

Masalların Dili

Dost meclislerinde selamlaştığımız eğitimci arkadaşlarımızı yerinde ziyaret edelim diye birkaç okulumuza gittik.
Bazıları okul müdürü olan bu dostlarımızı ziyarette gördük ki; okullardaki hizmetli sorunu hiç çözülmemiş.
En fazla bir olan hizmetliyle okulda temizliğin yapılamayacağını çok iyi bilen idareciler çareyi öğrencilerin ellerine pas- pas vermekte bulmuş.
Gelen misafirlere yapılacak çay ikramı ise masanın yanına yerleştirilen su ısıtıcısı ile çözülmüş.
Kitaplarının ücretsiz verildiği okullarda toz bulutu hakim olmaya başlamış.
Kamu ve özel hastanelerin tahlil laboratuarlarındaki sonuçlara bir göz atığınızda rahatsızlığı nedeniyle tahlil yaptıran insanların çoğunluğunun böbreklerinde kum oluştuğunu öğrendik.
Nedendir diye sorduk?
Konya şehir merkezindeki içme sularında kireç oranının yüksek olduğunu duyduk.
Bu kireç konusuna KOSKİ yetkilileri katılır mı bilmem.
Daha bir çok yere yaptığım ziyaretlerdeki notlarımı paylaşacaktım. Ama bir hikaye aklıma geldi. Unutmadan aktarayım istedim.
Siz masalların-hikayelerin dilinden anlarsınız.
“Bundan yıllarca önce gökbilimine son derece meraklı bir padişah yaşarmış. Vaktinin çoğunu sarayın yanına inşa ettirdiği gözlemevinde geçirirmiş. O zamana kadar gökyüzü, yıldızlar, uzay, astronomi hakkında yazılmış ne kadar kitap, çizilmiş ne kadar harita varsa bunları mutlaka kitaplığında bulundurmak istermiş. Başka ülkelerin müneccimlerini, astronomlarını sarayında toplar, aralarında yaptıkları tartışmalara kendisi de katılırmış.
Günlerden bir gün Roma sarayındaki Agop efendinin bir çeşit teleskop icat ettiği ve bununla birçok yeni yıldız keşfettiği haberi duyulur. Padişah vezirini huzura çağırır: “Bu yeni keşfedilen yıldızlar neymiş, bilmek isteriz. Tez saraya elçi gitsin. Agop efendi buyursun gelsin, misafirimiz olsun” diye emretmiş.
Aradan aylar geçmiş, padişahın elçi aracılığıyla gönderdiği mektuptaki şartları iyi bulan Agop Efendi, Roma kralından izin almış yola çıkmış. Padişah misafirini sarayın kapısında karşılamış. Akşam sohbetinde Agop efendinin keşfettiği yıldızlar hakkında anlattıkları padişahı meraklandırmış. Yıldızların en büyüğüne kendi adının verildiğini duyan padişah heyecandan yerinde duramaz olmuş. Bir an önce teleskopun bir eşini de burada yapmasını istemiş.
Ertesi gün, sarayın yanındaki gözlemevine gitmişler. Malzemeler yetersiz, gözlemevi de küçük bulunmuş. Daha büyük bir gözlemevi için Padişahtan gerekli izni alınmış. Agop efendi, saraydan oldukça uzakta bulunan bir dağın yamacında yeni gözlemevinin inşaatını başlatmış.
Gözlemevinin yapımı aylarca sürmüş. Harcanan para tahminlerin üstüne çıkmış. Devlet hazinesinde para kalmamış. Padişah halkından dört beş sene sonrasının vergilerini istemeye başlamış.
Ellerindeki son kuruşlarını gözlemevinin yapımı için veren halk çaresizlik içine düşmüş.
Padişah bir gün, iki adamı ile birlikte kıyafet değiştirerek sarayın uzağındaki köye misafir olmuş.
Padişah, iki adamı ile evine davet eden köylüye; ilk insanın yeryüzünde görünmesinden tutmuş, dünyanın gizli kalmış bütün sırlarını dili döndüğünce anlatmış. Uzayın sonsuz bir boşluk olduğunu, bu sonsuz boşlukta sayılamayacak kadar gezegen ve yıldızın bulunduğunu söylemiş. Yüce padişahın yaptırmakta olduğu gözlemevi ve son derece geliştirilmiş teleskop sayesinde adı sanı bilinmeyen pek çok gezegen ve yıldızın keşfedileceğinden bahsetmiş. Ardından da insanların Padişahlarına şükran borçlu olduğunu belirtmiş.
Tüccar kılığındaki Padişahın anlattıklarını sessizce dinleyen köylü:
“İnsanlar padişaha neden şükran borçlu olsun? Gözlemevinin yapımı için, teleskop yapımı için harcanan paraları kim veriyor. Zar- zor geçinen halktan aldığı vergileri olabildiğince arttırmak, üstelik dört beş sene sonrasının vergilerini zorla almaya çalışmak hangi kanunda vardır? Bunun adı zorbalık değil de nedir? Fakir fukaranın karnı mı doyacak sanki yıldız keşfetmekle? Agop efendi o toplanan paraların birini taşa, on birini kuşa çevirirmiş...” demiş.
Köyün sahibinin söyledikleri, tüccar kılığındaki padişahın beyninde balyoz gibi patlamış. Gözlerinin beyazı kaybolmuş: “Yüce padişah hakkında nasıl böyle konuşursun? Devlete vergi vermek vatandaşlık görevidir. Herkes bana ne derse, uzayın sırlarını kim çözecek?” diye çıkışmış.
Köylü oturur vaziyette:
“Devlete vergi verilsin ama kazancına göre olsun... Eldeki avuçtaki son kuruşunu almak günahtır. Bilim ve fen ilerledikçe uzayın sırlarının hepsi birer, birer çözülecektir. Bunun için zamana ihtiyaç vardır” demiş.
Tüccar kılığındaki padişah durgunlaşmış. “Toplanan paraların birisi gözlemevi için harcanıyorsa, on biri kuşa nasıl çevriliyor?”
“Her ayın son günü çuvallar dolusu kuş arabalar içinde Roma kralına gönderilirmiş.”
Padişah dışarıya çıkmış ve iki adamıyla birlikte atlarına binerek Başkente doğru hızla uzaklaşmışlar. Padişahın ustaca hazırlanmış planı sayesinde, ayın son günü, Roma kralına gönderilmek istenen arabalar içinde çuvallar dolusu altın parayı ele geçirmiş. Suçlular yakalanmış. Agop efendinin palavracı olduğu, teleskop yapımından anlamadığı, yıldız falanda keşfetmediği ortaya çıkmış.
Bugünlükte bu kadar.
İyi bir hafta geçirmeniz duasıyla.
Bu yazı toplam 4496 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.