Aslı Duruk Birpınar

Aslı Duruk Birpınar

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Mağdur edebiyatı

A+A-

Bilinçli ya da bilinçsizce yapılan ve iletişimde neredeyse her zaman ‘işe yarayan’ bir taktiğe değinmek istiyorum bugün: Mağdur edebiyatı! Tamlamanın biraz amiyane hatta argo olduğunu kabul etsem de, kusura bakmayın, derdimi daha iyi anlatabilmek için, bu tanımı kullanmak zorundayım, malesef. Mağdur edebiyatı denilen, o, ezilmişi, zulme uğramışı, her türlü zorbalığın kurbanı ve edilgeni olma hissinden bahsediyorum. Hissinden ya da rolünden, aslında... Samimi veya yapmacık, ne fark eder ki zaten, ortada parçalanan ve –vicdan- parçalayan bir edebiyat türü var, nasılsa!

Bu işe, bir nevi taktik derim ben, daha çok. Samimi olsa dahi, yapanın karakterine işlemiş olup, böylece, sonradan doğallaşan bir taktiktir bu, en hafif tabiriyle. Üste çıkma, zeytinyağı olma durumları işte, bilirsiniz… Ortada bir ajitasyon ve duygu sömürüsü varsa eğer, hele ki bu durumun müsebbibi olarak da zatınız gösterilmişse, kimin haklı ya da haksız olduğu; o hak hukuk konusu falan, önemini çoktan kaybetmiştir artık. Mağdur edebiyatına maruz kalana, geçmiş olsun denilip, bir bardak soğuk su içirmelidir, zira iş işten çoktaan geçmiştir!

Neden ama neden, bu işin asaletten o kadar uzakta; bayağılığın ve alçaklığın, tam ortasında olduğunu düşünürsek… Eh! Düşünsenize bir: belki de yıllar boyunca içte beslenilip büyütülen, körüklenip harlanan, her anıyla solunup capacanlı tutulan, son derece kişisel bir tür kompleks vardır, birisinin içinde. Olamaz mı? Elbette ki olur. Zaten sıklıkla oluyor da… Kompleks kelimesi yerine yine amiyane ve argo kelimeleri kullanacak olursak da: eziklikten; kişinin kendisini her hangi bir – ya da birkaç- açıdan ezik hissetmesinden bahsediyorum, yani. İşte!… Sizden tamamen bağımsız bir halde gelişip süregelmiş olan bu durum, anlık olarak yaşanıp oluşan tesadüfi şartlar altında, bir anda sizin üzerinize yıkılıverir de, şaşakalırsınız. Yükün ağırlığı altında ezilir ve kendinizi, bu durumun tek sorumlusu olan, zalim bir zorba olarak görürsünüz. Zaten, istenilen, tam da buydu! Kendinizi suçlu hissetmeniz… o dakikadan sonra, vicdanınızın kontrolü, artık başka ellerdedir. Onu, keyfince oynatıp, muhtemelen pişmanlık hissiyle yakıp yandıracak olan, kuzu postundaki bir kurdun; mağdur kılığındaki esas zalimin ellerinde…

Belki de konunun kalbi; bu edebiyatı besleyen esas can suyu da bu kelimedir işte: vicdan! Gerçekten de, muhatap olarak onu bir kez karşınıza alabilip, ona hitap edebilmeyi başardıktan sonra, bu sese ve hitaba kulaklarını tıkayamayan, zavallı, edilgen ve zayıf bir yönü vardır, vicdanın. İnsanın kendisine acımasını seven, o mazoşist tarafının kodları dahi ona işlenmişken, bir de kontrollü ve ettirgen bir şekilde pişman hissettirilip kahrolmaya zaten dünden razıdır, zavallım. Az önce bahsedilen, ismine, kah kişisel kompleks, kah eziklik duygusu denilen durumların, karşınızdaki herhangi bir dışa vurumunda, o histeri anında ise, işte, yıllardır bekleyip kokuşmuş olan her ne varsa, bunun tek ve asıl müssebibi olarak gösterilmeniz suretiyle, sizin üzerinize yıkılır o yük. Fatura size kesilir. İstenen? O pişmanlık kıvamına getirilmiş, yani, istenilen kıvama getirilmiş kişiden maddi ya da manevi, büyük- küçük, önemli ya da önemsiz bir menfaat sağlamak, en basitinden, yapılan bu gösterişli ispat-ı vücut sayesinde, karşıdaki varlığın rencide edilerek, ezilip örselenmesidir.

Ne yapmalı da edebiyatın bu en –tek- basit ve aşağılık türünden korunmalı? Vicdanın kulaklarını sağır edip, onun duyma yetisine zerre zarar vermeden, nasıl korunabiliriz, mağdur edebiyatından? Ali cengiz oyunlarına gelip, haksız yere bir pişmanlık hissine kapılmadan, alnı açık ve korkusuzca, nasıl yürünebilir ki, her yeri mayın dolu bu topraklarda; toplumun içerisinde? Sanırım, aklı ve mantığı, vicdana ve onun doğurduğu nice çocuğa -en belalısının ismi pişmanlık olan- kurban etmemeli. Böylece, hak konusunun, vicdani olduğu kadar akli bir konu olduğu da anlaşılabilir ve ne demiştik, hak, Allah demekse, haksızlık da ‘allahsızlıktır’, yani böyle büyük bir iştir! Allahsız olmamak, mağdur edebiyatının kalemini kırmak ve hakkı çiğnetmemek ümidiyle…

Bu yazı toplam 1263 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum