Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Koksu

A+A-

TYB Konya Şubesi ve İl Halk Kütüphanesi tarafından tertiplenen “Yazar-Okur Buluşması” olmasaydı; Sayın Bekir Cevizci ve hikâye kitabı “Koksu” ile ne zaman tanışırdım bilmiyorum.
Bu tür faaliyetlerin bazı aksaklıklara rağmen, en büyük yararlarından biri de, biz yazarlar çevresinde de bir etkileşim ve iletişim meydana getirmesi. Bütün emeği geçenlere teşekkürü bir borç biliyorum.
Yazarın değilse de, kitapların hayatı çok farklı mekân ve ellerde, kalplerde sürüp gidiyor.

Hüzünlü olsa da feryat etmeyen, içinde gizli bir musikiyi barındıran, bazen kulağınıza bir dere şırıltısı, yanık bir ney sesi geldiği, belki unuttuğumuz, belki hatırlamak istemediğimiz bir dünyayı bütün güzellikleriyle anlatıyor Bekir Bey’in hikâyeleri.  
Her Perşembe, köydeki ev sahiplerini dolaşıp,  “Koksu”  toplayan, peşkirden çantalı çocuklar; odu külü karıştırılmış sularda çamaşır yıkayan, cefakâr ama isyansız analar; paha biçilmez bayram sabahları.. herkesin hak peşinde, bireysel savaşların eşiğinde olmayıp, gani bir gönlü sunduğu cömert zamanlar; size köklerinizi,  yurdun değerlerini ve bize artık çok ötelerden,  masal gibi gelen öz(lü) Anadolu insanını hatırlatıyor.
Fakat Yazar, özlemli sayıklamalara takılmıyor. “Yüzyıl Önce Yüzyıl Sonra” hikâyesi; günün insanına, köylüsüne de eleştiriler getiriyor.
100 yıl evvelinin savaş mağduru “cavur askerleri ilişmesin diye, çirkin ve ihtiyar gözükmek için suratlarını çamurlayıp, yırtık elbiseler giyen, kocası Hicaz’da şehit düşmüş, tek oğlu askerde olan düşman çizmesi görmüş kadınları” ve vatanına mukabil, 100 yıl sonrasının bir köy kahvesinin, köy  erkeklerinin manzarası acımasızdır.
“Meclisin yabancılara mülk satışını serbest bırakmasıyla herkes tarlasının satabildiği kadarını yabancılara satmıştır. Abdülhamit’in Yahudilere söylediği sözün yazılı olduğu levha kahve duvarını süslerken daha otuzunda milyoner olan genç kahkahalarıyla ortalığı inletmektedir:
“Gelin gâvurlar gelin; ayağınızın altına kösele olurum ben sizin!” (sh. 29)
 Kitap genelde çok yönlü okumalara müsait. Kadın sorunundan yozlaşmaya, politik güncel meselelere kadar pek konu, esere dâhil oluyor.
Eğitim sorunları, okul yaşantısı, “dadak” diyen minik çocuklar, kırsal hayat, terör, trafik canavarı, aşk, “…Bu vatanda yaşamayı hak etmedim, atalarıma layık olamadım ama işte, vatanım ve milletim için buradayım.” diyen şehitler Bekir Cevizci’nin kaleminden kaçamıyor.
Mesela “Gül’üm”, parktaki bir çiçeğin; “Gurbette Ölen Şehit Olur” ise ölümsüz bir aşkın ve saf(î) âşık bir köylü kadının hikâyesi.
Yine saya gibi köy oyunlarını; “teke katımı, kurtağzı bağlama, hergele” gibi tabirleri yazarın renklerle, çeşitlemelerle bezeli dilinden öğreniyoruz.
İsimli-isimsiz kahramanlar, bu hikâyelerin ümitli müjdeli gölgesinde serinliyor.
Kitabın ilgi çekici, en hoş hikâyelerinden biri de “Gök Ordu”.
Bize birinci dünya savaşına katılıp, birçok cephesinde bulunan, esir düşen ve büyük kahramanlıklar gösterdiği oniki senenin sonunda köyüne dönen, ama gazilik maaşı almak için bile müracaat etmeyen İsa Çavuş’u anlatıyor.
 İsa Çavuş’la beraber biz bir yandan da, Medine’ye ve “…son neferimiz şehit olana kadar vallahi Rasülüllah’ın kabrini düşmana teslim etmeyeceğim” diye bağıran Fahrettin Paşa’ya uzanıyoruz.
Kahramanlarımız da İslâmî hassasiyet ve inanç öyle yüksektir ki, “bedevilerin yaptıkları tüm Araplara mal edilir diye korkar” İsa Çavuş.
“Nasıl diyebilirdi ki bedevilerin, öldürdükleri Osmanlı askerlerinin bağırsaklarını tek tek deşip altın aradığını ve bulamadıklarında da daha kolay bulmak için cesetleri yakıp küllerini karıştırdıklarını. Benim torunlarım bedeviler yüzünden Peygamberimin torunlarına düşmanlık beslemesin diye sustu.”(sh. 99)
İşlenmeye, demlenmeye muhtaç gözüken bir kaçı dışında; Bekir Bey, başarılı bir hikâyeci.
Bir de “Umutlara Düşen Şehvet Salyaları” gibi, edebî lisana çok da uygun düşmeyen isimlerden kaçınmalı; yazı(sı) üzerinde daha ziyade titizlenmeli diye düşünüyorum.
Sayın Cevizci’yi, bu güzel ve anlamlı kitabı için tebrik ediyorum.
Bekir Cevizci, Koksu, Çimke Yayınları, 2012

Bu yazı toplam 7469 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.