Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Kıbrıs Mitingi

A+A-
28 Ocak’ta en ağza alınmayacak sloganlarla icra edilen ve Türkiye’de esefle karşılanan miting için Türkiye medyasında ‘bunlar asıl Kıbrıslılar değil bir avuç insan’ diyerek yapılan yanlış yorumlar üzerine bir avuç olmadıklarını göstermek ve kararlılıklarını ispat etmek için adadaki Kıbrıslı Türkler 2. bir miting daha düzenlendiler. Mitingi ‘Sendikal Platform’ organize etti. Burada Sendikalar çok etkin. Türkiye’deki Sendikalar gibi değil. Daha iyi anlamak için şöyle bir benzetme yapabiliriz. Buradaki Sendikaları, Türkiye’deki en etkin Sivil Toplum Örgütüne yâni STK’lara benzetebiliriz. Sendikalar özellikle de öğretmen Sendikaları çok etkili Sivil Toplum Örgütleri gibi faaliyetleri var ve neredeyse Emniyet vâri çalışmalar yapıyorlar. Bu kuruluşlar halkı bilinçlendirmede çok etkin ve aktifler. On kişilik bir yönetim kadrosuyla hemen greve gidebiliyorlar. Eğitim aksamış veya hizmet aksamış umurlarında değil nasıl olsa her yaptıkları menfiliğe rağmen maaşlarını tastamam alıyorlar. Hatta öyle ki her yıl bir de fazladan 13. maaş alıyorlar. İngiliz usûlü her aydan artan kalan haftalar toplanınca bir ay fazla çıkıyormuş onun için 12 aya ilâveten her yıl 13. maaşı da alıyorlardı şimdiye kadar Türkiye bu sene bunu kesince yer yerinden oynadı. Bizim Türkiye’de gariban öğretmenlere ve diğer memurlara hükümet iki milyarı tamamlamayan ücret verirken Kıbrıslılara dört milyar ödüyor hem de yarım gün. Ne âlâ!
Gelelim Türkiye’nin âdeta; ‘Ayağını yorgana göre uzat. Azıcık iktisatlı ol. Ben kendi vatandaşıma bu kadar maaş veremiyorum. 13. maaş da neymiş. Onu almasınlar. Ekonomi de âcil önlemler paketi uygulansın’ söylemlerine karşın gelinen noktaya. Aman Allâh’ım ortalık ayağa kalktı sanki! Başbakanın konuşma seyri içindeki açık, net ifâdelerinden alındılar, Türkiye medyasının ‘bir avuç’ değerlendirmesine kızdılar ve yeni bir miting düzenlediler. 2 Mart’ta icra edilen, sayıları oldukça kabarık olan mitingin adına da 2.Toplumsal Varoluş Mitingi dediler. Bizim onurumuza dokunan o mitingde bakın neler yaptılar:
Mitinge sayıları oldukça kabarık çeşitli mesleklerden Sendikalar yöneticileri üyeleriyle birlikte katılırken, STK’lar, parti temsilcileri ve Kıbrıs halkından çok sayıda vatandaş da iştirak etti. Hatta “Tabibler Odası Sendikalarının yanında uluslar arası düzeyde ‘Avrupa Sendikalar Birliği’ ‘Dünya Sendikalar Birliği’ ve ‘İngiliz Sendikalar Birliği’nden temsilciler vardı. Bunlardan İngiliz Sendikalar Birliği’nden gelen temsilci müthiş alkış, ıslık alarak teşvik gördü.” KKTC’nin başkenti Lefkoşa’da İnönü Meydanında düzenlenen 2.Toplumsal Varoluş mitinginde taşınan pankartlarda şunlar vardı: ‘Toplumsal Varlığımıza Saldırı Büyük, Kavga da Büyük Olacak Dedik Şimdi Kavgamızı Daha da Büyütme Zamânıdır’ ‘Dayatmalara Kararlılıkla Direneceğiz’ ‘Bize BESLEME Diyenlere Karşı, Toplumsal Varoluş İçin Dik Duracağız’ ‘Ya Paketlerini Çekecekler, Ya da Paketlenip Gidecekler’ (Bizim göç eden Türkiyeliler için diyorlar) ‘Unutma Ey Halkım, Kurtulmak Yok Tek Başına Ya Hep Berâber, Ya Hiçbirimiz’ ‘Bu Memleket Bizim, Biz Yöneteceğiz’
‘Barışın rüzgarlarıyla şişirip yelkenlerimizi…/ Bileyerek en yüksek mücâdele azminizi…/ Ve; haykırmak için en güçlü sesimizi Vardık, Varız, Var olacağız…’
‘Demek ki, söylediklerimiz daha anlaşılmamış / Bizi yönettiğini iddia edenler, bizi tanımamış… Ama yağma yok! Bizi yok edemeyecekler!’ (Sanki kendilerini yok etmek isteyen var)
Bu yürek dağlatan sloganlar eşliğinde bir de konser veren bir orkestra tertip etmişler icra edilen şarkıların sözlerinin üç beş cümlesini size sunacağım lütfen dikkat: Merhum Cem Karaca’dan “Bu ne biçim bir dünya, anasını satayım. Rezil olduk, rüsvay olduk, düşman olduk./ Para veren asker olmaz, Hasta olan ilaç bulmaz. Bu ne biçim bir dünya, anasını satayım. Hırsız olduk, soysuz olduk…” Başka bir şarkının sözleri şöyle: “Behey ağalar ne yaptınız siz. Her şeyi satıp yok ettiniz siz. Mahvettiniz siz, ağlattınız siz…” Devamla: “İşçi, köylü hep hazırız. Bu savaşı vereceğiz. Yolumuz devrim yolu, vurun gardaşlar vurun. Yolumuz, önümüz ‘paket’ dolmuş. Vurun gardaşlar vurun…” “Direniş yolunda üstüme yoktur. Eşkıya dünyâya hükümdar olma” gibi yakışıksız, ölçüsüz şarkılarla halkın duygularıyla oynadılar. Sanki karşı cephede düşman var!
Miting alanına her giren guruba, ‘İşte açlık ordusu geliyor’ diye megafonla seslendiler. Ayda dört milyar alıp yarım gün çalışan açlık ordusu üstelik ev kiraları da yok. Rumların güzel evlerinde oturuyorlar. Para harcamadan, satın almadan, alın teri dökmeden Barış harekatından sonra onlara verilmiş olan villa türü evlere sâhip olmuşlar. Bizim göççüler ise en oturulmaz rutûbet kokan, yıkılmaya ramak kalmış evlerde ikâmet ediyorlar, bir maaşları da yok çalışırlarsa günlük bağda bahçede iş var, aş var yoksa yok. Her evde birkaç arabası olan bir açlık ordusu siz düşünebiliyor musunuz? Bakmayın bu vâveylâlara. Gerçekleri görmezden gelemeyiz.
Sonra dediler ki mitingte; ‘Kendi pisliklerini buraya atıyorlar. (Türkiye’yi kastediyorlar) Kumarhâneleri, barları, gazinoları buraya kurdular. Biz bunları nasıl temizleyeceğiz.’ Burada haklılar. Doğru söze bir lafımız yok. Biliyor musunuz, Rum tarafında kumarhâneler yasak. Kumar oynamak isteyen Rum, Türk tarafına geçiyor, oynuyor ve gidiyor. Bu ne acı tablo!
Yine şunu dile getirdiler; KKTC yılı ilân edildi. Bu göstermelik bir durumdur. Biz Türkiye’den gelen göçmenlerden dolayı neredeyse azınlık durumuna düştük. İnsanın kendi ülkesinde azınlık olması nasıl bir duygu? Derken, ‘Susma, sustukça sıra sana gelecek’ diye sloganlar attılar. Azınlık olmaya susmayacaklarmış. Zavallı göçmen Türkler kendilerinin böylesi dışlandıklarının farkında bile değiller. Onlar ekmek derdinde, iş ve aş derdinde ayni zamanda insanca yaşama peşinde. Kaymağı yiyen onlar zılgıtı yiyen bizimkiler…
Böylesi içeriği düşmanlık ihtiva eden bir mitingi doğrusu nice vatan evlatlarımızı daha en son 1974’teki Barış Harekâtında şehit vermiş bir ülkenin evlâdı olarak gerçekten Kıbrıs Türk halkına yakıştıramadığımı belirtmek istiyorum. Bu seferki mitinge bizim medya pek iltifat etmedi. İyi de oldu. Ama ben sizlere birçok ayrıntıyı duyurmak istedim. Burada Sendika siyâsi partilerin dahi önünde. Hatırlarsanız yaz Kur’an Kursları basılmıştı. Basanlar polis değil. Sendika. Hem de Öğretmenler Sendikası. Dediler ki; Bu kursları da nerden çıkardınız? (daha önce yoktu) Bunlar Türkiye’den gelen göçmenlerin çocukları için tertiplenmiş. Modern Kıbrıs halkına mı yayacaksınız? Düşünün buradaki göstermelik câmilerde zâten cemaat dahi yok. Bâri Türkiye’den gelenlerin çocukları Kur’an öğrensinler adına yapılan bu küçük kurslara bile tahammül edemeyip mâni oldu Sendika. Yaşlılardan dahi Kur’an bilen yok burada okumak isteyen genelde yaşlılar Türkçesinden okuyor. Ölülerin arkasından daha çok Mevlüt okumak yaygın.
Okullarda hemen her öğretmen Sendikalı. 74’ten sonra yeni yetişen nesil eskiden çekilen sıkıntıları, yapılan işkenceleri, Rumların düşmanca asimile planlarını bilmiyorlar. Onlar Rumlarla berâber adada kardeş kardeş yaşarken Türkiye statejik öneminden dolayı Kıbrıs’a girdi. Ben söylemeye dilim varmıyor ama işgal etti diyorlar aynen yabancılar gibi. Yeni yetişen nesle hep Rumlarla birlikte yaşama isteği telkin ediliyor ve ısrarla Türkiye adada ‘işgalci’ olarak gösterilmek isteniyor. Bu sebeple de eski Kıbrıs bayrağını miting alanlarında devamlı sûrette bulunduruyorlar. Bu nasıl bir kıymet bilmezlik! Doğrusu hayretler ediyorum. İlla Rumların ne olduğunu anlaman için asılman, kesilmen, diri diri toprağa toplu gömülmen mi lâzım. Bunlar geçmişte vardı bugün yok mu? Dünyâya şöyle alıcı gözüyle bakıldığında, 20.yüzyılda dünyânın göbeğinde ne hâdiseler yaşandığını görebilirsiniz. Daha dün gerçekleştirilen Ebû Gureyb’leri hatırlamak gerektir.
Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin şunları iyi bilmesi gerekiyor; Türkiye işgalci değildir. Adaya Barış Harekâtıyla giriş sebebi Rumlar tarafından size uygulanan zulme, işkencelere, öldürmelere mâni olmak içindi. Asıl hedefi sizin rahat ve huzur içinde yaşamınızdı. Bunun için her türlü fedâkarlığı canı pahasına esirgemedi. Evet, adanın stratejik önemi var bu inkar edilemez ama ayni zamanda Kıbrıs ecdat yâdigârıdır. Emânettir. Emânet bizde kutsaldır. Hem sonra adanın nüfusu az, Türkiye nüfusu artırmak için Türkiye’deki vatandaşlarını gönderdi bunda ne var! Bunu her ülke yapar. İsrâil nasıl kuruldu? Türkiye’den gelenler düşman değil sizin soydaşlarınız, kardeşleriniz. Onlar bu aziz topraklar için canlarını verdiler. Her taraf şehit düşen Mehmetçiklerin isimleriyle dolu! Bu nankörlük değil de nedir?
Şimdi bu serzenişlerden sonra çözüm için neler olabilir noktasında Prof.Dr.A.Nuri Yurdusev’in Kıbrıs siyâsetinde sıraladığı üç maddeyi sizlere aktarmak istiyorum:
1- Kıbrıs’ın coğrâfik konumu Türkiye için çok önemlidir. Kıbrıs Anadolu savunmasında ‘sâbit bir üs veya uçak gemisi gibidir. Hele hele Ege ve Akdeniz’deki Türkiye’ye yakın diğer adaların neredeyse tamâmının Yunanistan’a ait olması Kıbrıs’ın değerini daha da artırmıştır. Son yıllarda bu argümanı destekleyen yeni bir unsur eklenmiştir. Kıbrıs çevresinde deniz altında zengin gaz kaynakları vardır. 2-Türkiye, Kıbrıs Cumhûriyetini oluşturan 1960 târihli Londra ve Zürih antlaşmaları ile ihdas edilen garantör ülkelerden biridir. Diğerleri bilindiği gibi Yunanistan ve İngiltere. Türkiye’nin 1974 müdâlalesini bu kapsamda değerlendirmek için tartışma yapmaya dahi gerek yok. Bu Garanti antlaşmasıyla Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik bir hukûki yetkisi vardır. 3-Kıbrıs’ta Türkler vardır ve bunlar bizim soydaşlarımızdır. Soydaşlarımızın hak ve hukûku, refâhı ve esenliği bizi ilgilendirir.
Esen kalın efendim, saygılar…
Bu yazı toplam 6267 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.