Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

KESİŞMELER

A+A-

21 Eylül Cumartesi sabahı, Büyükşehir Belediyesi'nce hazırlanan Konya Ansiklopedisinin takdim toplantısına giderken, bu şehri ne kadar çok sevdiğimi, Konya’nın bana kattıklarını, bendeki hissesini; sadece sahnedeki insanlarının değil, gizli kahramanlarının, perde gerisindeki nice örnek güzel insanın, bir Konya(lı) ruhunun mevcut olduğunu düşünüyordum.

Şehri geçmişiyle, eser ve insanıyla, yapı taşları, taşıyıcıları, hizmet erleri, taşı toprağına sinmiş kokusuyla hissetmek, fakat artık Konya Ansiklopedisi gibi eserleriyle de daha yekpare, şümullü, şuurlu bilmek ilerlemek.

Konya Ansiklopedisi ve yanında okuru, düşünürü, yazıcısı için, bir “göz” mesabesinde olan Mesnevî’sinden Folkloruna, Kadı Sicillerine, Konya Semt ve Mahalleleri’ne kadar nice devâsâ eser.

Yazarlar, sanatçılar, kültür insanları olarak, yepyeni bir enerjiyle, eklemelerle taptaze başlangıçlar yapabilmek; insaniyetinin, yeteneğinin biraz da sevdirilmesine, duyurulmasına, güçlü iletişime, gönül zihin alışverişlerine; bu tür faaliyetlerin, yayınların, kültürel yoğunlukların artışına bağlı. Konya Ansiklopedisi bu bakımdan da önemli.

 Sayın Tahir Akyürek’in müjdeleyici konuşması, hizmetin devamının da geleceği yönünde.

Bütün emeği geçenlere saygı ve şükranları sunmak isterim.

Aynı gün, Konya İl Halk Kütüphanesi'nde, TYB Konya Şubesi’nin düzenlediği “Tarık Buğra 95 Yaşında” programında, şair, yazar Beşir Ayvazoğlu’nu dinlerken; bize Tarık Buğra’nın dik duruşunun getirdiği yalnızlığından, bazı çevreler tarafından sükûtla karşılanıp, yokluğa mahkûm edilmesinden söz etti.

Tarık Buğra benzeri isimlerin tek başına bırakılışı, başka yazarların da dikkatini çekmişti. Bir tanesi de Mustafa Miyasoğlu’ydu. Abdurrahman Şen anlatıyor (Âlem Bir Kerre Daha Öldü):

“Bir gün fikir kamplarının kültür ve sanat dünyamıza verdiği zararlardan bahsederken; ‘Mesela, bu toplum Tarık Buğra gibi bir değerin tam olarak farkında değil… Sol düşünce onun sağcı olduğunu söyleyip ilgilenmiyor… Sağ tarafın dalları da Tarık Buğra’nın liderlerine bir türlü biat etmemişliğini hazmedemiyor ve kendisinden saymıyor… Tarık Buğra’nın değerine bir zarar vermiyor bu durum… Kaybeden muhafazakâr kesimin kültür dünyası oluyor!’ demişti… Ben de ‘senin durumun farklı mı sanki?’ demiştim de -sağ olsun- beni de yanında sayarak; ‘Bu durumdan şikâyetçi misin?’ diye sormuştu.” (Berceste Dergisi, özel sayı)

Berceste Dergisi’nin “Mustafa Miyasoğlu Özel Sayısı”nda yer alan, “Aziz bir dostun ardından” başlıklı yazıda Mehmet Niyazi Bey de aynı durumdan ve Mustafa Miyasoğlu’nun “inandıklarına hayat buldurma gayretinden, köklü dava şuurundan”, yazarlar arası bir dayanışmadan bahseder:

“Kitap fuarının Taksim’de bir otelin altında açıldığı yıllardaydı. İktidarda sol bir partinin bulunması öğretmenlerin büyük bir kesimini fişeklemiş, onların gayretiyle Marksist yazarların başında öğrenciler kümelenmişti. Nasıl olmuşsa yazarların arasında bir de rahmetli Tarık Buğra’ya yer vermişlerdi; herhalde onun orada kitaplarını imzaladığını pek bilen yoktu. (Mustafa Miyasoğlu’nun) Tarık Buğra’nın kendisini yalnız hissetmemesi için sürdürdüğü gayret hâlâ gözlerimin önündedir.”

Bu itibarla Başkanımız Mehmet Ali Köseoğlu’nun, Konyalı bir değere, büyük bir edîbe sahip çıkılması bağlamında, Tarık Buğra adının, İl Halk Kütüphanesine konulması teklifini çok anlamlı bulduğumu ifade etmeliyim. En az siyasîler kadar, hatta daha ziyade kültür adamlarının isimleri yaşatılmalı.

 

MUSTAFA MİYASOĞLU ÖZEL SAYISI

Ramazan ayının son günlerinde hayata veda eden; Türk Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden Mustafa Miyasoğlu için Dil ve Edebiyat Dergisi, Berceste Dergisi, Ay Vakti Dergisi özel sayı hazırladılar. Türk Edebiyatı Dergisi de bir dosyayla, Eylül sayısında yazara yer verdi. Yazımı, oğlu Emre Miyasoğlu’nun, onun hakkında bazı tespitleriyle noktalıyorum:

Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! Diyen Necip Fazıl’ın takip ettiği çile dolu o mukaddes davaya kendini adayan bir neferdi babam ve ağır hastalığında bile memleketini, Müslüman milletini düşünüyordu. Hastanede yoğun bakımdan çıkışında annemi bile zor tanıdığında Allah’a yakarışı iman dolu göğsün kuvvetini ve cihat aşkını kanıtlıyordu: ‘Allah’ım ben senden 80 yaşıma kadar ömür istiyorum. Benim davam daha bitmedi, benim söyleyeceklerim daha bitmedi!”

Neredeyse elli yıl boyunca yaptıklarıyla Türk kültür ve sanat tarihine iz bırakacak bir mücadele ortaya koyan Mustafa Miyasoğlu’nun oğlu olmak belki ağır bir yük, ama bu onuru hayatım boyunca taşıyacağım için kendimi şanslı addediyorum. Dünyaya yeniden gelseydim, elbette yine onun oğlu olmak isterdim.” (Emre Miyasoğlu, Berceste, sayı: 135)

Bu yazı toplam 7310 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.