1. YAZARLAR

  2. Şadan Sezgin

  3. Karmaşık Duygular
Şadan Sezgin

Şadan Sezgin

Yazarın Tüm Yazıları >

Karmaşık Duygular

A+A-

Karmaşık duygular içindeyim…

 

İçinde bulunduğum bu karmaşık duygular, dışarıdan nasıl gözüküyor çok merak ediyorum.

Küçükken bakkaldan aldığım ay çekirdeğinin içinden bir tane kabak çekirdeği çıktığını görünce çok sevinirdim. Şimdi ise pazardan aldığım soğanın içinden bir tane orta boy patates çıktığını gördüm. Bu duruma üzülsem mi, sevinsem mi anlayamadım. Aynı anda iki zıt duyguyu yaşıyorum şu an.

“İyi patatesss, iyi soğannn” dedi, satıcı. “Ben kötü patates ve kötü soğan istiyorum” dedi, alıcı.

Dünya hareket halinde ve zamanla her şey değişiyor. Zevkler, duygular, değerler, sınırlar hatta devletler belki fiyatlar ya da ücretler… Kısacası sabit olan bir şey yok; değişimin kendisi haricinde ya da değişim diye bir şey yok sabit olanların mevzu edilmesi dışında.

Nerden bilebilirdik; fakirin sofrasının başköşesinde yer alan patates ve soğanın, zengin sofralarının en değerli lezzeti olacağını.

Nerden bilebilirdik; ekmek arası tavuk satan dönercinin, ekmeğin içine soğan konulması istendiğinde ilave ücret talep edeceğini. Menüler bile değişmiş; soğansız 6 lira, soğanlı 7 lira.

Nerden bilebilirdik; ailesini pikniğe götüren babanın, çocuklarına mangalda patates ve soğan pişiremeyeceğini.

Nerden bilebilirdik; restoran menülerinin en pahalı kaleminin soğan piyazı ve patates salatası olacağını.

Nerden bilebilirdik; en lüks yemeğin kumpir olacağını.

Nerden bilebilirdik; soğan yedikten sonra, camiye gelmenin insanlara cefa vermeyeceğini.

Nerden bilebilirdik; kızartma kokusunun sadece zengin konaklarından yükselebileceğini.

Nerden bilebilirdik; itibarın ölçüsü, soğan kokan ağızlar olacağını.

“Zaten insanların bilmedikleri bir dağ değil mi, bildiklerinin yanında?” dedi, çoban. “Bence insanların bilmedikleri bir derya, bildiklerinin yanında?” dedi, balıkçı.

İkisi de aynı şeyi söylüyordu; kendi yaşadıklarınca, kendi gördüklerince. Zaten herkesin doğrusu kendine değil miydi?

Evimin haftalık mutfak ihtiyacını karşılamak için gittiğim semt pazarında, olağandışı bir durum hissettim ve pazarın içine doğru ilerledikçe daha iyi anladım bu olağandışı durumu. Zaten insanlar hep olağandışı durumu hisseder, olağaniçi olana ise aşinadır ve kolay kolay hissedemez onu. Ayrıca olağaniçi derken aslında olağan dememin doğru olacağını düşüneniniz vardır; belki de doğrusu budur. Lâkin dışı olan bir şeyin, içi de olduğuna inanan birisiyim. Tıpkı; dışarıdaki misafir ayakkabılarının adedinin yarısı kadar, içeride misafir olduğuna inandığım gibi.  

Patates ve soğan mallarının ticaretini yapan pazar esnafı, tezgâhını camekânlı hale getirmiş. Camekânın içine özenle lambalar yerleştirilmiş, malın daha iyi görünmesi için. Lambaların enerji ihtiyacı için de jeneratör temin edilmiş. Esnafın her iki yanında ve arkadaki mal yüklü kamyonetin başında da ikişer tane silahlı özel güvenlikçiler var. Tezgâhı ve stokun bulunduğu kamyoneti gözünü bile kırpmadan izleyen güvenlik kameraları yerleştirilmiş sağa sola. Bazı malların ise üzerine bağlanmış alarmlar mevcut. Pazarcının tezgâhının yanında ise sarrafların kullandığı hassas terazi var. Esnaf malını bu terazi ile tartıp satıyor. Çünkü müşteriler taneyle alır olmuş patates ve soğanı. Esnafın arkasında asılı duran levhada ise resmi bir karar asılı gibi. Yazı çok uzun ve küçük puntolu olduğu için okunamıyor. Belki de; patates ve soğanın değerli taşlar gibi KDV’sinin sıfıra indirilme kararıdır.

Patates ve soğanı biraz fazla alan, maddi durumu iyi aileler eve vardığında buzluğundaki eti indirip onları buzluğa yerleştiriyor. Böyle değerli malların bozulması; ağır gelir bütçeye çünkü. Buzluktan indirilen etlerin zayi olmaması için ailesini pikniğe götüren baba, çocuklarına mangalda patates ve soğan pişirememenin vermiş olduğu üzüntü ile boynunu bükerek etleri pişiriyor. Çocuklar ise annesine; “biz bunu yemeyiz, patates soğan isteriz” diyor. Anne ise: “Sus! Babanın parası yok, duyarsa kızar” diyor.

Zaten bu tür talepler yabancı değil bize. Bıldırcın eti ve kudret helvasından bıkıp; patates soğan istememiş miydi bu insanlık?

“Biz o kadar zengin miyiz? Patates kızartması ve soğan piyazı yiyecek kadar” dedi, anne. “Üzüldü ve önündeki köfteyi onlarsız yedi” çocuk. 

Şimdi daha iyi anladım, jandarma personelinin ileri görüşlü halini. Ben de ilk başlarda üzülmüştüm; askeriyemizin teknolojik yönden yetersiz kaldığını düşünerek.

Bekârım ve ailemin peşinden oraya buraya takıldığım dönemler. Ailemle birlikte kaplıcaları ile meşhur tatil beldesine gittik. Tabi ben bırakın o şifalı suya girmeyi, ayağımı bile sokmadım havuza. Birkaç gün sonra canım sıkılınca akşam vakti arabaya binip şehre gitmeye karar verdim. Tabi o bölgede alkollü mekân çok fazla olduğu için trafik ekipleri şehrin girişinde sürücüleri durduruyor ve alkol kontrolünden geçiriyor. Ruhsat, ehliyet, araç muayenesi gibi evrakları inceleyip en sonda alkol testinden başarı ile geçenler trafik ekiplerinin müsaadesi üzerine yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyorlar. Adı üstünde, kaldığı yerden devam ediyorlar… Önce bir yerde kalıp sonra da o yerden devam etmeliler. Aynı hayat gibi, aynı ölümden sonrası gibi... Bu kontrolden eksiksiz evrak ve sıfır promil ile geçip şehirde gezerken, gördüğüm güzel bir restoranda bol soğanlı kebap ile gönül eğlendirip kaplıcaya geri döndüm. Tabi dönüş yolunda; kaplıca beldesinin girişinde de jandarma trafik ekibi durdurdu beni. Aynı şehrin girişindeki gibi trafik polislerinin sağladığı düzeni sağlamak için. Çok güzel bir uygulama, halkımızın güvenliği için özellikle. Tabi jandarma personelinin elinde; polisinki gibi alkol ölçen cihaz yok, ayrıca evrak kontrolü de trafik ekiplerinin yaptığı gibi detaylı değil. Ruhsata baktıktan sonra “ehliyetin var mı” diye sordu bir de “alkollü müsün” dedi. Beyanıma binaen ehliyetim olduğuna inanan jandarma personeli alkollü olmadığıma inanmadı.  Alkollü olmadığımı söyleyince “üfle” dedi. “Nereye üfleyim” deyince; “burnuma” dedi ve çok ciddiydi. “Ama şehirde bol soğanlı kebap yemiştim” deyince, “mühim değil” dedi ve o şekilde üfledim. İğrenç bir durum, iğrenç bir hal... Zaman gösterdi ki bu iğrenç hal aslında geleceğin bir göstergesiymiş. Jandarma personelini bu ileri görüşünden dolayı tebrik ediyorum.

 

Bu yazı toplam 885 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.