1. YAZARLAR

  2. Nurten Selma Çevikoğlu

  3. Kalbe Dokunan Pırlanta Akışlar (2)
Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Kalbe Dokunan Pırlanta Akışlar (2)

A+A-
Allâhü Teâla’nın veli kullarına hayatın her safhasında ihtiyaç vardır. Onlar etraflarını aydınlatan âdeta nurdan ışıktırlar. O nurlu ışıklardan istifâde edenler ne kadar kardadırlar. Eğer sizlerde bu karlardan hisselenmek isterseniz haydi yazımızın başına diyoruz efendim. Konya’mızı ziyâret eden bir Allah(c.c) dostu büyüğümüzün kalplere nakış nakış işlenen sözlerinden sizleri de mahrum bırakmak istemedim. Salı günü bıraktığımız yerden notlarıma devam ediyoruz.

İnsan ‘nisyan’dan geliyor. Yâni insan, isyan eden ve unutan bir varlıktır. İnsan kendini Allah(c.c)’tan uzaklaştıracak her şeyden uzaklaşmalıdır. Her dâim hamt ve tefekkür hâlini yaşamalıdır. Kalp, kudreti ilâhiyeyi devamlı temâşa hâlinde olmalıdır. Nisyan, Cenâbı Hakk’ı unutmamak demektir. İnsan Allah(c.c)’ı unuttuğu zaman hatalar işlemeye başlar. Kul hiçbir zaman Allah(c.c)’ı unutmamalıdır. Peki, O(c.c) nasıl unutulmaz?

İnsan hayatına Kur’ân’ı koyarak Rabb’ini unutmaz. Amellerine, peygamber sünnetlerini ve İslâmi emirleri aksettirerek Rabb’ini unutmaz. Başka yerlerde istikbal aranmamalı. Cenâbı Hak kulun nisyan halinde olmasını istemiyor. Mevla Teâla bizden kalbi selim (=rafine olmuş, arı-duru temizlenmiş bir kalp), kalbi münib (=insanın her hâliyle Allah(c.c)’a dönmesi.), nefsi mutmainne (=insanın nefsini Allah(c.c)’a satması) istiyor.

İnsan beden itibarı ile toprağa mahsus ruhâniyet itibârı ile de Allah(c.c)’a mahsustur. Bunun için insan hiç boş kalmamalı devamlı hayır üzeri olmalıdır. Bir Müslüman’ın her işi ‘ecmel’ (=güzel) olmalı. Ağzından kötü bir söz çıkmamalı çıkar ise de estağfurullah demeli. Zor durumlarda “lahavle” çekmeli. Kul devamlı Cenâbı Hak ile irtibatte olmalı. İstikbâli Mevlâ’dan beklemeli. Bunu için fedakarlık gerekiyor. Fedakarlık olmadan Cenâbı Hak ile dostluk temin edilemez. Dostluk, insanın tevhit kelimesi ile (=Lâilâhe illallah) temâsa geçmesidir. Lâ’da her türlü ilâhı dışlamak var. İllallah’da ise cemâli sıfatlar kalpte tecelli eder. Değişen şartlarda denge bozulmamalı, dostluk için kalpte iman tecelli etmeli.

Bunlar için akait bilgisi yâni ‘amentü’ de şarttır. Bunların sözde kalmaması lâzım. Kul kalbinde peygamberleri bulması lâzım. İnsanın heveslerinin ve ihtiraslarının bitmesi lazım. İnsan sevdiği kadar fedakarlıkta bulunur. Ne kadar sever isen Cenâbı Hak amellerine o kadar sâdır olur. Müslüman hayatının her safhasına Kuran’ı ve sünneti yaymalıdır. Bu hayatın en önemli gerçeğidir.

Müminin gönlü bir dergah haline gelmelidir. Hizmet imânın alametidir. Müslüman’ın derdi ile dertlenmeyen bizden değildir. Bu bir ihtardır. Türkiye’de, Afrika da, Asya’da Müslümanlar nasıl? Komşun nasıl? Akrabaların nasıl? Dertleri var mı? Sana ihtiyaçları var mı? Bunlar merhametin bir gereğidir. Merhamet de imânın gereğidir. Ben haklıyım yok. Mümin müminle mutlaka arasını düzeltecek. Hâlık’ın nazarı ile mahlukata bakmalıyız. Müslüman’ın lügatinde gıybet olmamalı. Mümin kardeşini çok seveceksin hatta onu kendine tercih edeceksin. Ona yaptığın bir şey için teşekkür beklemeyeceksin. Bunun içinde fedakarlık gerekir. Bütün bunlar gerçek bir mümin olma alâmetleridir.

Kuran ve sünneti hayatımıza yaymak gerçek bir kulluğun idrakidir. Elbette ki bu kolay değildir. Müminlerin kalbi kıvamlarına göre amelleri şekillenir. Kalbi kıvâmı yüksek seviyede tutmak için yapılması gerekenler vardır. Bunun için en makbul davranış seheri olmaktır. Seherlerde Mevla bizi tıpkı düğüne davet edildiğiniz gibi huzuruna davet etmektedir. Geceler çok mühimdir. Tabi bunun planı gece yatmadan önce yapılmalıdır. Kul nasıl gece yatmadan önce yarın şunu yapacağım bunu yapacağım diye gündüzünün hesabını yapıyorsa gece kalkmasının da hesabını yapmalıdır. Tevhidi hayata geçirmek ve tevhidin ruhumuza girmesi için mutlaka seherli olmak gerekir. Gündüzde idrakli bir kul ben kelime i tevhidi ne kadar yaşıyorum demelidir.

Sünneti hayata geçirmek ise Hz. Ebu Bekir (r.a)’ce yaşamaya bağlıdır. Hz. Ebu Bekir (r.a) salavâtü şerifede kemâle ermiş yegâne kişidir. Salavâtü şerifenin tecellileri onu sevmekteki ölçü ve davranışlarımızdır. O(r.a), peygamberin yanı başında idi. O’nun meclislerinin en baş müdâvimi idi. Hz. Ebubekir, peygamber sohbeti ile bereketlenmiş en sâdık dost idi. Zaten peygamberin sohbetleri sahabenin dostluk meclisleri idi. Peygamber efendimizin dostları ile yaptığı sohbetlerde müthiş bir rûhi akım ve gönül transferi vardı. Bu sohbetler peygamberin tedrisat usûlü idi. Yine bu sohbetler, ruha ve kalbe tesir eden feyiz meclisleri idi. Sohbetlerde ilâhi hakikatler kalbe taşınıyordu. Böylece gönüller ferahlıyordu. Bu irşat sesleri kalbe pırlanta akışlar sağlıyordu. Bu sebeple sohbetler dört duvar arasındaki beraberlik değildir. İslâmi hakikatlerin anlatıldığı sohbetlerde bir canlılık ve mânevi bir ruhâniyet vardır. Sohbetlerde hissiyatlar dolar. Kalplere pozitif enerji akımı olur. Buralarda gönlü hasta olan ruhlar tedâvi edilir buralara gelen insanlar usul ve erkân öğrenirler. Ufuklar açılır sıkıntılar dağıtılır. Hakka muhabbet artar, peygamber sevgisi kavileşir işte bu halleri ile peygamberi sohbetler birer rehabilite merkezleridir.”

Sizlere hayırlı cumalar diliyorum.

 
Bu yazı toplam 3081 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.