1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. İsmet Paşanın Düşünüşleri
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

İsmet Paşanın Düşünüşleri

A+A-
Yıllardır yazmayı düşünüp yazma ortamı bulamadığım konular için…

Geçtiğimiz günlerde hem İsmet Demir imzası ile gelen sayın okuyucumuzun yorumuna bir cevap hem de tarihî oluşumları serdetmeye vesile oldu.  

Geçtiğimiz günlerde ki yazılarımla bu okuyucunun yorum ve ilk cevabımı izleyenler hatırlarlar ama yinede izleyememiş olanlar için özet de fayda var.

Yorumu yapılan yazım “Hızlı Tren ve Kara Tren” ile ilgili idi ama nedense okuyucu..  (http://www.merhabahaber.com/yazar/Ahmet_Guldag/1623/Okuyucu_Inonu_ve_Hizli_Tren.html ve http://www.merhabahaber.com/yazar/Ahmet_Guldag/1653/Tarihimizin_Hakikatlerini_de_Ogrenmeliyiz.html) yazılarımda açıklamasını yaptığım gibi.

Merhum İsmet Paşa’nın ismi bile geçmeyen yazıma hakaret kokan yorumunda ki

“… İsmet Paşa olmasa şimdi senin sakalının yerine boynunda haç olurdu….” cümlesini yerleştirmiş.

Söyleyişinden anlaşıldığı gibi taraflı bir tarihi ezberletmekle beynine işlenmiş bu gibi olanların en ufak irdelemeye tahammülleri olmazken. Cevapları da maalesef daima hakaretlerle doldurmaktan geri kalmaz fikir özgürlüğünü sadece kendilerinde görüp karşıtlara saygıyı unuturlar.

Bu düşüncede ve kör âşık durumunda olanların da hakikatleri öğrenmesi iyi olur diye düşünürüm.

Önceki yazımda Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıklarını (!) açıklamış olduğum ismet Paşa’nın…

Bu kez kurtuluş hareketlerine Anadolu’dan başlanması, silah arkadaşları Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa vb. gibi ön planda olanların bile Anadolu’ya koşarken…

İstanbul’da vazifesine devam eden paşamız. Rütbesinin inmemesi ve rahat edebilmesi için  neler düşünmekte ve neler olmasını istemekte idi acaba?

İstanbul’a çağrılan Kâzım Karabekir Paşa ile yaptığı sohbette düşüncelerini, daha sonra İstanbul’dan Anadolu’ya geçen Karabekir Paşa’ya gönderdiği iki mektuptan hem kendi düşüncelerini hemde o günlerde hayret edilecek şekilde İstanbul’da neler olup neler düşünüldüğünü.

Bilhassa kurtuluşu Amerikan mandacılığı veya İngiliz Valiliği himayesine (O zamanlar Hindistan, Pakistan ve Mısır öyle idi) geçme üzerinde oluşumların açık bir şekilde anlatımını bu gün sunmak isterdim ama mektupların uzunluğu ve birde bunların eski yazı ile bizzat yazan İsmet Paşaya ait mektup fotokopileri hayli yer alacağı için…

İki paşa arasında geçen önemli bir sohbeti önce sunarak Mektupları nasip olursa gelecek yazımda sunmuş olayım.

***

***

Kurtuluş için Paşalardan İstanbul ricalinden daha önce öne çıkıp cemiyetler kurma ve dağa çıkma olarak mücadeleye başlayan Anadolu halkının zafere ulaşabilmesi…

Sivil toplumlarla değil, tam kurulu bir askerî teşkilatlanma ile oluşabileceği duygusu içinde olan Padişah Vahdettin’in de düşünce, çabaları yabana atılır gibi değil. Her ne kadar bizlere Hain Sultan diye bizim beyinlerimiz yıkanmış olsa da…

Aslında kurtuluş için Ordu intizamı başlangıcına onun sebebiyet verdiği ve öyle gece kaçarak değil…

 Akşamleyin padişah nişanı ve yetkisi verilen törenin ertesi günü yine törenle Bandırma vapuru hareketi ile başlanmış olduğunu daha önce yazmış olduğum “Kurtuluş savaşımız…” dizi yazımda anlatmıştım.

***

O sıralarda İsmet Paşa neler yapmış adı geçmiyor ve neler yaptığı hususunda bir kayıt bulunmuyordu.

Yalnız Kâzım Karabekir Paşa’nın, İnönü hükümeti zamanında iki defa matbaada basılırken toplamakla kalınmayıp yakılan paşanın evi didik didik aranarak belgelerin ortadan kaldırılması ile karşılaşan “Büyük Türk Ordusuna ithaf” ettiği “İstiklâl Harbimiz” ve sırf yazışmaları içeren belge ile dolu “İstiklâl Harbimizin Esasları” kitaplarından…

“İstiklâl Harbimiz”in ilk basımında (1960 da varislerince tekrar basılmışsa da belgelerin çoğu görülmüyor)Karabekir Paşa şöyle demektedir. (Sah.7)

“… İtilaf devletleri donanması nazarımda bostan korkuluğu menzelesine inmişti. İstanbul’da ilk görüştüğüm İsmet’ti. 29.12 zeyrekte misafir olduğum biraderimin bahçesinde Çamlıcalara kadar uzanan geniş manzara içinde itilafın bir yığın tekneleri ile sanki istihza eden muazzam Süleymaniye Camii karşımızda Türklüğün bir heykel vakarı gibi mağrur duruyordu. Pek eski ve pek samimi arkadaşım İsmet çok bedbindi.

“Gördün mü Kâzım? Her şey mahvoldu. Vaktile gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki batıracaklar (İttihat ve Terakki için vurguluyor galiba) ve hayatımızla biz didişeceğiz Fakat benim hiç bir ümidim kalmadı. Ben kararımı söyleyeyim mi Kazım. Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var. Birleşelim Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftlikte hayatımızı sürükleyelim.”

“İsmet ne söylüyorsun” dedim. “Zannediyor musun ki bizi yaşatacaklar. Ermeni, Rumlar şarktan garptan Türkü boğacaklardır. Bırak ki benim bir tarla alacak param yok fakat olsa da ayaklar altında zelilâne ölmektense milletimizin bu kadar senelik yediğimiz ekmeğini namuskâra ne ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı?”

“Kâzım ne diyorsun? Sen vaziyeti henüz bilmiyorsun. Ordularımız mahvoldu. Boğazlara İtilaf hâkim. Bütün cenup hudutları açık bir halde. Asıl felâket bizim içimizden Kâzım! Tasfiye yapacaklar tasfiye! Anlıyor musun? Bu gün harpte kazandığın paşalığı alacaklar. Bir beklide iki rütbe kaybedeceksin…” derken kesin çiftlik alma ve ağa olma emelini tekrarlıyor İsmet Paşa.

Karabekir Paşa aksi kararda olduğunu Çanakkale’den içeri sokmaz olduğumuzu unutmayıp  şimdide bostan korkuluğu gibi duran bu itilaf devletlerine karşı Anadolu’dan başlayacak kurtuluşa dahil olacağını ve kendisinin de olmasını belirtmesine rağmen İsmet Paşa’yı ikna edememekte.

Evet devam oluşumları gelecek yazıda izleriz inşallah…

              ***

Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle…

 
Bu yazı toplam 3697 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.