1. YAZARLAR

  2. Sadık Küçükhemek

  3. İhsan -2- الاحسان
Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

İhsan -2- الاحسان

A+A-

Hadis-i şerif murakabe ve müşahede makamlarına şamildir. Ve: “Her ne kadar sen onu görmesen de o seni görmektedir.” Cümlesi müşahede makamından murakabeye iniştir. Ulema ibadetlerde üç makam olduğunu söylerler

Birinci makam: Teklif sakıt olacak surette erkân ve şartlara riayetle ibadeti ifa (yerine getirme ) makamıdır.

İkincisi: Bu şartlarla birlikte Allah’ın gördüğünü murakabe etmektir.

Üçüncüsü: Aynı şartlarla birlikte Allah’ı görüyormuş gibi ifa makamıdır. Bu makam Hz. Peygamber (s.a.v.)’in makamıdır. Bunların üçü de ihsan ise de ibadetlerin sıhhati için şart olan ihsan birincisidir. Diğer ikisi havâssın (münevverlerin, seçkinlerin) sıfatıdırlar. (11)

İnsan sürekli Allah’ın murakabesi altındadır. Gizli açık ne yaparsa Allah onu görür ve bilir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “…Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (12)

İnsan, ihsan derecesine ulaştığı zaman bunun bilincinde olmaktadır. Bundan dolayı helal ve harama azami derecede dikkat etmektedir ve şüpheli şeylerden kaçınmaktadır. İhsan, takva ve vera’nın da ötesinde bir derecedir. İmam- Nevevi takvayı şöyle tarif eder: “Takva, ahirette muzır olan şeylerden sakınmaktır.” Vera ise, zühd sahibi olmaktır. Yani dünyaya rağbet etmemektir. İhsan ise kalbin daima Allah ile beraber olmasıdır. Böyle kalbe “kalb-i münîb” denir.

İmam Gazâli adalet ve ihsan hakkında şöyle diyor: “Adalet, kurtuluş için ticaretin sermayesi gibidir. İhsan ise ebedi saadete vesiledir. Bu da ticaretin kârı gibidir. Bu sebeple Müslüman’ın sadece adaletle yetinerek ihsanı terk etmesi doğru olmaz. Ticarette ihsan demek, müşteriye ikram etmek demektir. Bu ihsan vacip değil, belki bir fazilettir. Vacip olan adalete riayettir.

İnsan şu altı şeyin birini yapmakla ihsan mertebesine yükselebilir:

Birincisi, müşteriye az kâr ile malı satmaktır. İkincisi, bir miktar aldanmaktır. Mesela bir kimse fakirse ondan bir şey alırken bilerek bir miktar pahalı almak ve böylece onun kazanmasına ve kalkınmasına yardımcı olmaktır. Üçüncüsü, alış- verişi kolaylaştırmak, alacağında müsamaha göstermek, borcunu zorluk çıkarmadan ödemektir. Dördüncüsü, borcu hakkıyla ve tamamen ödemektir. Beşincisi, Yapılan ticari muahedeyi bozmak için müracaat edeni reddetmemeli. Çünkü aldanmış veya pişman olmuştur. Altıncısı, para bulamazlarsa hiç almamağa niyet ederek yoksullara veresiye vermektir. Selef-i sâlihin (13) tüccarlarının iki defteri bulunur; birine hüviyeti meçhul fakirler yazılırdı. Esnaf, fakire istediğini verir ve: “Paran olduğu zaman ödersin.” diyerek hüviyeti meçhul olan deftere kaydederdi. (14)

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (15)

İhsan, her şeyi imkân dâhilinde güzel ve mükemmel bir şekilde yapmaktır. Rasul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, her şeye ihsanı yazmıştır. O bakımdan, öldürdüğünüz vakit güzel bir şekilde öldürünüz. Kestiğiniz vakit güzel bir şekilde kesim yapınız. Sizden (kesim yapacak kişi) bıçağını iyice bileylesin ve keseceği hayvanı rahatlatsın.” (16)

Hâsılı, ihsan eden kimse ihsan derecesine yükselir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allahın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et.” Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (17)

Bu ayeti kerimede dünya ve ahireti dengeleyen mutedil bir yol tutulması ve ihsanı gölgeleyen davranışlardan kaçınılması tavsiye edilmektedir. Bu ölçünün dışına çıkmak bozgunculuktur. Bozgunculuk yapanı Allah da sevmez muhsin kulları da sevmez.

Diğer bir ayeti kerimede ise şöyle buyrulmaktadır: “Muhakkak ki muhsinlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.” (18)

İnsan, bunun farkında olmadığı müddetçe ben merkezlidir. Yani her şeyi kendi çıkarı doğrultusunda değerlendirir. Bunun farkına vardığı zaman sevgi Allah merkezli olur. Her şeyi Allah’ın rızasına uygun olup olmadığına göre değerlendirir ve ona göre kendine bir yol haritası çizer.

Allah’ı sevmek sadece ihsanından dolayı değil, onun ötesinde cemalini görme lütfuna erişmektir. Bunun bilincinde olabilmek için müminin ihsan derecesine yükselmesi gerekir.

---------------------

11) Davudoğlu Ahmed, Sahih-i Müslim Tercüme v e Şerhi, c.1,s.116–117.

12) Nisa 4/1

13) Selef-i sâlihin, sahabeye, tâbiine ve etbaü’t-tabiine denir.

14) İhyâu ulûmid-din, C.2,s, 297.

15) Kenzul-Ummal, Hds. No: 8435.

16) S. Buhari, C.2 Kitabü’ssayd ve ez-zebaih, bâb,11, Hds No: 1955.

17) Kasas 27/ 77.

18/ A’raf 7/ 56.

Bu yazı toplam 7951 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.