1. YAZARLAR

  2. Sadık Küçükhemek

  3. Hz. Peygamber'in Peygamberlikten Önceki Hayatı
Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Hz. Peygamber'in Peygamberlikten Önceki Hayatı

A+A-
a. Hz. Peygamber’in Doğumu
 
Hz. Peygamber, 9 Rebiül – evvele rastlayan 20 Nisan 571 Pazartesi günü doğmuştur (1). Onun doğumu bir mucizedir. Annesi Âmine, bundan önce O’ndan daha hafif ve O’ndan daha bereketli bir hamilelik görmemiştir. Doğuracağı zaman ayaklarının arasından parlak bir yıldız şeklinde bir nurun çıktığını görmüştür. Bu nur sayesinde Busra’daki develerin boyunlarını görmüştür. Daha sonra O’nu doğurduğunda diğer çocukların düştüğü gibi düşmedi. Ellerini yere dayayarak ve başını semaya kaldırarak düştü (2).
Âmine onu doğururken doğum sancısı çekmemiştir; o doğduğunda sünnetliydi ve onu Melekler yıkamış ve iki omuzu arasına gelmek üzere sırtına Risalet mührünü basmışlardı” (3).
Dedesi Abdulmuttalib torunun adını Muhammed koymuştur. Abdulmüttalip tarafından bir doğum şerefine bir ziyafet verilmişti. Bu ziyafette davetliler yemekten sonra bu çocuğa ne ad verileceği sorulduğunda Abdulmuttalip “Muhammed” diyeceğim, dilerim ki gökte Allah, yeryüzünde mahlûkatı onu hayır ile yed etsinler!” demiş. Muhammed, tef’il babından meful sığasıdır ki, çokluk ve mübalağa ifade eder. Bu itibarla Muhammed mükerreren medh u sena olunan kimse demektir.”
Müellif Buhari Peygamberin nesebini Adnan’da bırakmıştır. Peygamberimiz iftiharla kendini şöyle tanıtır. “Ben, - devirden devire ve aileden aileye intikal ve bu suretle ıstifa eden - âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum. Ve nihayet şu içinde bulunduğum Haşimi camiasından hâsıl oldum”
İbn-i Abbas’tan gelen bir rivayette de Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah beni, daima helal babaların sulbünden temiz anaların rahmine naklederek nihayet babamla anamdan izhar buyurmuştur. Ve (Âdem’le Havva’dan, Abdullah ile Âmine’ye kadar) ebeveynim katiyen nikâhsız bir birliğe uğramamıştır” ( 4).
 
 b. Hz. Peygamber’in Sütanneye Verilmesi ve Çölde Yetiştirilmesi

Cahiliye devrinde çocukların yaylada yetişmesi ve dilini güzel bir şekilde öğrenebilmesi için sütanneye verilirdi. Bu yüzden Hz. Peygamber de Mekke’ye çevreden gelen sütannelerden Halime’ye verilmiştir.
Halime bintü’l- Harise şöyle der: “Mekke’de sütanneye verilecek çocuk aramak üzere, eşlerinden geride kalan kendime ait kır bir merkep üzerinde Sa’d ibn Bekir oğullarının kadınları arasında yola çıkmıştım. Kuraklık ve kıtlık bir seneydi. Öyle ki, kıtlıktan hiçbir şeyimiz kalmamıştı. Kocam el –Haris ibn Abdüluzza da benimle beraberdi. Yedeğimizde yaşlı bir devemiz vardı. Vallahi, hayvan bize bir damla bile süt vermiyordu. Kucağımda bir de küçük çocuğum vardı. Ağlamasından geceleri uyuyamazdık. Ne benim memelerimde ona emzirecek bir şey ne de hayvanımızda onu içirecek süt vardı. Ama ben kendimden ümitliydim.
Nihayet Mekke’ye vardığımızda içimizden, kendisine Resulullah (a.s.)’ın arz edilmediği hiçbir kadın kalmadı. Fakat babası olmadığı için onu hiç kimse almadı. Ancak biz, çocuğun babasının olmayışından dolayı onu emzirmenin hayırlı olacağını umuyorduk. O bir yetim idi. Bu sebeple biz, annesi ne yapabilir ki? diyorduk. Nihayet arkadaşlarım arasında benden başka çocuk almayan hiçbir kimse kalmadı. Arkadaşlarım bulduğu halde ben hiçbir şey bulamadan geri dönmekten korkarak kocama: “Vallahi ben dönüp o çocuğu mutlaka alacağım” dedim.
Halime şöyle devam ediyor: “Nihayet çocuğun yanına geldim. Onu annesinden alarak kafilenin yanına döndüm. Kocam: “ Gerçekten onu aldın ha? ” dedi. Ben de: “Evet vallahi ondan başkasını bulamadım! dedim. Bunun üzerine kocam;
“İsabetli bir iş gördün. Belki bu sebeple Allah onun hakkında (bizim için) hayır yaratır” dedi. Halime (yine devam ederek şöyle) diyor: “Vallahi onu odama taşır taşımaz göğüslerim dilediği kadar süt verdi.
 Neticede çocuk kanasıya kadar emdiği gibi kardeşi de – Halime kendi kızını kastediyor- kanasıya kadar emdi. Kocam geceleyin kalkıp yaşlı devemize bakmaya gitmişti, hayvanın memesi süt dolu. Böylece bizim dilediğimiz kadar süt verdi. Dolayısıyla kocam da, ben de doyasıya kadar süt iştik. O gece doymuş ve süte kanmış olarak hayırlı bir gece geçirdik. Çocuğumuz da rahat uydu.
 Halime rivayetinde devamla diyor ki; Kocasını kastederek- Babası şöyle diyordu: “Vallahi, ey Halime! Mübarek bir cana kavuştun. Çocuğumuz süte doymuş olarak rahatça uyudu.” Sonra Mekke’den çıktık. Allah’a yemin ederim ki o geride kalan merkebim kafilenin önüne geçerek onları yetişemeyecekleri şekilde geride bıraktı. Nihayet onlar şöyle diyorlardı: “ Yazıklar olsun sana Ey bintü Harise, Bizi de bekle bu, gelirken bindiğin merkebin değil mi, kız? ” Ben de : “Evet vallahi o” diyordum.
 Hayvan Sa’d ibn Bekir oğulları yurduna gelinceye kadar hepsinin bineğinin önünde yürüyordu.
Nihayet Allah’ın en kurak arazisine gelmiştik. Halime’nin nefsi yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Sa’doğulları sabah olunca koyunlarını otlatmak üzere kıra salıyorlar, çobanım da benim koyunlarımı salıyordu. Neticede benim koyunlarım akşamleyin karınları doymuş ve memeleri sütle dolmuş olarak eve dönüyordu. Onlarınki ise, aç ve bitap bir halde memelerinde hiç sütleri olmaksızın evlerine dönüyordu. Halime diyor ki: “Bundan böyle mahallemizde hiçbir kimse bir damla bile süt sağamazken ve de içecek süt bulamazken biz dilediğimiz kadar süt içiyorduk. Bunun üzerine Sadoğulları çobanlarına: “Yazıklar olsun size. Siz Halime’nin çobanının otlattığı yerler götürmüyor musunuz?” diyorlardı… Hâlbuki onlar da bizim çobanımızın otlattığı vadide otlatıyorlardı.
Haileme şöyle devam ediyor: “ Hz. Muhammed (a.s.) bir günde diğer çocukların bir ayda büyüdüğü kadar, bir ayda ise başkalarının bir yılda büyüdüğü kadar büyüyordu. Derken obur bir çocuk olarak altı yaşına ulaştı. Nihayet bir gün annesi geldi. Ben ve babası (kocasını kastediyor) ona: “Çocuğumuzu bize bırakınız. O’nu biz kendimiz götürürüz. Zira onun Mekke’de veba (taun) ya yakalanmasından korkuyoruz” dedik. Ben ayrıca, ondaki bereketi görüp bildiğimiz için çocuğun bizimle kalmasını çok arzu ediyoruz” dedim. Âmine, bizden ayrılırken şöyle dedi: “ Onu kısa zamanda getiriniz.” Bunun üzerine biz de götürdük.
Bundan sonra Hz. Muhammed (a.s.) yanımızda iki ay kaldı. Bir gün kendisi evlerin arkasında oynuyor, kardeşi de kuzularımızı otlatıyordu. Kardeşi aniden telaş içinde çıka geldi. Bana ve babasına, “Kureyşli kardeşimin imdadına yetişiniz. İki adam gelerek onu yere yatırdılar. Sonra karnını yardılar.” dedi.
 Bunun üzerine derhal evden çıkarak telaş içinde yanına koştuk. Nihayet vardığımızda rengi değişmiş bir halde ayakta duruyordu. Babası onu bağrına bastı. Ben de bağrıma bastım. Sonra kendisine, “Sana neler oldu ey oğulcuğumuz?” diye sorduk. Hz. Muhammed (a.s.): “Yanıma üzerlerinde beyaz elbiseler olan iki adam geldi. Beni yanımın üzerine yatırdılar. Sonra da göğsümü yardılar. Allah’a yemin ederim ki, bana ne yaptıklarını bilmiyorum.” cevabını verdi.
Halime rivayetine devamla der ki: “Onu sırtımıza alarak eve getirdik. Babası şöyle diyordu: “Ey Halime, Allah’a yemin ederim ki, ben bu çocuğun başına bir musibet geldi sanıyorum. Bırak çocuğu, hakkında korktuğumuz şeyler başımıza gelmeden ailesine teslim edelim.”
Halime der ki, “Bunun üzerine ben de şöyle cevap verdim. “Hayır, Allah’a yemin derim ki, şüphesiz biz O’nu gereği gibi koruduk. Bu hususta üzerimize düşen görevi hakkıyla yerine getirdik.” Sonra ben de çocuğun başına herhangi bir musibet gelmesinden korktum. Bunun için de- “Şayet bir şey olacaksa ailesi arasında olsun” dedim.
Halime devamla der ki: “Çocuğun annesi “Allah’a yemin erdim ki, bu olanlar sizin sebebinizle olmadı. Zira o iki adam sizin de onun da haberini bana haber verdiler.” dedi. Halime rivayetine devam ederek, Allah’a yemin ederim ki, fazla geçmeden çocuğun başına gelenleri annesine haber verdik. Âmine: “Bu sebeple başına bir iş gelmesinden korktunuz öyle mi? hayır, hayır, vallahi oğlumun hali budur. Ben size O’nun hakkında meydana gelenleri haber vereyim mi? Gerçekten ben O’na hamile idim. Bundan önce O’ndan daha hafif ve O’ndan daha bereketli bir hamilelik görmemiştim. Sonra doğuracağım zaman ayaklarımın arasından parlak bir yıldız şeklinde bir nurun çıktığını gördüm. Bu nur sayesinde Busra’daki develerin boyunlarını gördüm. Daha sonra O’nu doğurduğumda diğer çocukların düştüğü gibi düşmedi. Ellerini yere dayayarak ve başını semaya kaldırarak düştü. Bırakınız O’nu kendi halinizle baş başa kalınız. dedi” (5).
Kaynaklar
1. Asr- ı Saadet, C:1, S:127
2. Elesas fi’s-Sünne Siyretün Nebeviye, C:1, S:87
3. İslam Peygamberi, C.1, S:40
4. Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.10,S:41- 42
5. Elesas fi’s-Sünne Siyretün Nebeviye, C:1, S:185-87
Bu yazı toplam 4602 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.