Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İŞİN ASLI
Yazarın Tüm Yazıları >

Hicretin Manası

A+A-

Hicret, Hakk’ın Hâkimiyetini gerçekleştirmek için küfür diyarından emin bir bölgeye göç etmektir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin yaptığı hicret budur. O, küfür diyarı olan Mekke’den Ensar’ın bağrına basacağı emin bir bölge olan Medine-i Münevvere’ye Allah’ın emriyle hicret etmiştir.

 Bütün Peygamberler bu sebepten dolayı yurtlarından çıkartılmıştır. Mesela Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kavminden ileri gelen kibirliler dekiler ki: “ Ey Şuayb! Seni ve seninle beraber inananları memleketimizden kesinlikle çıkaracağız veya dinimize döneceksiniz. (Şuayb) istemesek de mi? dedi” (1).
 Ayet-i Kerime dikkatlice okunursa görülür ki, kavmin ileri gelen kibirlileri inananları aralarında barındırmaz; çünkü aydınlık karanlığı siler. Nur, zulûmatı yok eder. Adalet, zulmü ortadan kaldırır. Allah’a kulluk, beşere kulluğun fıtrata aykırı ve anlamsız olduğunu ifade eder.
Bu sebeple Mekke müşrikleri, Müslümanlara göz açtırmadılar. Önce dinleriyle alay ettiler. Müslümanların sayısı günden güne arttıkça sert davranmaya başladılar. Daha sonra ticarî ilişkiyi keserek aç bıraktılar. Sonuç alamayınca şiddet gösterdiler. Öyle bir durum ortaya çıktı ki inananların dinlerini yaşamaları ve tebliğ etmeleri mümkün olmadı. Bu durumda yapılacak iş hicretti. Bundan başka bir çıkış yolu yoktu.
 Çünkü İslam’ın gönderiliş sebebi Kur’an-ı Kerimde şu şekilde ifade edilmektedir: “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen odur. Şahit olarak Allah yeter” (2).
Bir kısım Müslümanlar Habeşistan’a (M.615) hicret etti. Orada iyi karşılanınca ertesi yılda bir kısmı hicret etti.
Mekke müşrikleri, Müslümanların Afrika’ya açılmasından endişe ederek Habeşistan’a bir heyet gönderdi. Heyet, Habeşistan Kralı Necaşi’den Müslümanları kendilerine teslim etmesini istedi. Kral, heyeti ve Müslümanları dinledi. Müslümanları haklı buldu ve iade etmedi.
Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, 1. v e 2. Akabe Biatı (M.621- 622)  ile Medine’yi hazırladı. 20 Nisan 622 yılında Hz. Ebu Bekir’le birlikte Mekke’den Medine’ye hicret etti.
Mekke müşrikleri, hicret esnasında “Daru’n- Nedve” denilen mecliste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz için neler konuştukları hususunda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:  “Hatırla ki, Kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah’a onlara tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir” (3).
 Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Medine’ye hicret eder etmez, İslam Devleti’ni kurdu. Medine-Site Devleti anayasası oluşturdu. İktisadî, sosyal ve askeri yönden bir dizi kararlar aldı. Bu sayede düşmanla silahlı mücadele imkânını elde etti. Bedir, Uhud ve Hendek harplerini kazandı. Mekke’yi fethetti. Böylece dünyanın kapıları İslam’a açıldı.
 Artık Mekke’den Medine’ye hicret yoktu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur: “Mekke’nin fethinden sonra hicret yoktur. Lakin cihat ve niyet vardır” (4).
 Cihadın gayesi, İslam’a kapatılan kapıları açmaktır. Açılıp ta tekrar kapatılan kapıların ardında kalan Müslümanlar “Daru’l- Harp”ten Daru’l- İslam’a hicret etmeleri gerekir.
 Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: “Ne işte idiniz!” dediler. Bunlar:” Biz yeryüzünde çaresizdik” diye cevap verdiler. Melekler de: “Allah’ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir” (5).
Bu ayetin devamında şöyle buyrulur: “Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır.”
 Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Hıristiyan devletlerin eline geçen İslam topraklarındaki Müslümanların durumu nasıl olacak?  Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkeler laik ve seküler bir yapıya sahiptir. Batı, din ve vicdan hürriyetinden sadece ibadet kısmının yerine getirilmesini anlamaktadır. Batı medeniyeti dünyaya hâkimdir. Müslüman nereye hicret etse o da oradadır.
Ulema bu konuda çözüm üretmeğe çalışmıştır. Mesela Ahmet Özel şöyle diyor: “Mevdudi ve Seyyid Kutub gibi dini liderler ve düşünürler hicreti, Müslüman ulus -  seküler, kapitalist ve modernist politikalarıyla özdeşlikleri yeni cahiliyeden uzak durma şeklinde ideolojik bir anlamda kullandılar…”  (6)
 Biz de böyle durumlarda hicretin şu şekilde anlaşılmasını öneriyoruz: Birincisi, Müslümanlar içinde yaşadıkları ülkelerde kâr ve zarar esasına dayanan düzeni kurmak için harekete geçmelidirler. Bu hususta Peygamberimiz şöyle buyurur: “Hicretin efdali Allah’ın hoşlanmadığı hususları terk etmendir” (7).
İkincisi, “Ensar” olmak. “Ensar,” muhacirini bağrına basmıştı. Kendisi muhtaç olsa bile kardeşini kendisine tercih etmişti (8).
Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte ise Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Eğer hicret (dini bir emir ve ibadet) olmasaydı muhakkak ben (kendimi) Ensar’dan (bir kişi saymış) olurdum!” (9).
Kaynaklar:
A’raf:88
Fetih:28
Enfal:30
Ramûz el Ehâdis. C:1, S: 151, Hadis No: 5
Nisa: 98
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Hicret Mad.
Ramûz el Ehâdis, C:1, S: 77, Hadis No: 14
Bkz. Haşr: 9
Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi C:10, Hadis No: 1520 
Bu yazı toplam 4384 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.