1. YAZARLAR

  2. Nevzat Laleli

  3. Haydi, Buyurun Bakalım
Nevzat Laleli

Nevzat Laleli

YUVAMIZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Haydi, Buyurun Bakalım

A+A-
Günlük olaylar yazı serisi

Haydi, Buyurun Bakalım

 

Ülkemizden ve ülke yönetiminin icraatlarından haberdar olmak her vatandaşın en tabii (doğal) hakkıdır. Yöneticilerimiz bu konuda Internet sitelerinden her an yayınlar yapmakta vatandaşına haber vermektedir. Ama ne yazık ki bizler vatandaş olarak gündelik küçük meselelerle uğraşan insanlar haline geldiğimizden olacak kendimizin, evlatlarımızın ve ülkemizin geleceği hakkında ciddi eleştirirler yapamamaktayız. Böyle bir çalışma da elde edeceğimiz verilere göre hareket edebilecek inisiyatifimiz de maalesef kalmamış.

Özellikle geleceğimizi kendilerine emanet edeceğimiz gençlerimiz başta olmak üzere önümüze “bir meşin yuvarlak” atmışlar, gazeteler ve televizyonlarla bu olayı durmadan pompalıyorlar… Artık bütün dikkatimiz ve düşüncemiz meşin yuvarlağın iki direk arasından geçip-geçmediğine odaklanmış, eforumuzu böyle boş şeylerle tüketip duruyoruz.

Bir partiye rey veriyoruz ve iktidara getiriyoruz. Ama onun icraatıyla (yaptıkları ve yapması gerekirken yapmadıkları ile) hiç ilgilenmiyoruz. “Bizimkiler ve sizinkiler” kavramları ile ifade edilebilecek “kabile ırkçılığı” ile zamanımızı harcıyoruz. Demiyoruz ki; “Aslolan iktidarın icraatlarıdır. Söylemlerini beğenerek seçtiğim ve iktidara getirdiğim bir partinin eylemlerini beğenmediğim için artık desteği geri çekiyorum veya icraatlarını beğeniyor desteğimi sürdürüyorum

Gerçi yıllardır (1940’dan beri) onlar da arkalarında ki halk desteğinin devam etmesini sağlamak için uydurdukları boş gündemlerle ve özellikle “iktidar-ana muhalefet kavgası” yaparak bu boşluğu kapatmaya ve acılarımızı hissettirmemeye çalışıyorlar. İlk defa Demokrat parti – CHP, sonra Adalet Partisi-CHP ve şimdi de AKP-CHP aynı kısır çekişmelerle hem kendilerinin ve hem de bizim zamanlarımızı boşa harcamakta, bizlerin onlar hakkında objektif (tarafsız) verebileceğimiz kararlarımıza tesir etmektedirler.

ÜLKEMİZİN ACIKLI DURUMU

Peki, ne yapalım şimdi? 2002 yılında büyük güç ile meclise giren ve iktidarda gelen ve o günden bu yana 8 yıldır iktidarda kalan AKP hükümetinin, ekonomik durumumuzu hiç sorgulamayalım mı? “Hazine Müsteşarlığı’ndan alınan verilere göre işte ekonomimizdeki dehşet tablosu rakamlar şu şekildedir”(Selahattin Önkibar)

Türkiye’nin yıllara göre borçları(2002 – 2008 Ağustos – AKP’nin iktidar olduğu 6 yıl) İç borç toplamı 2002 yılı 91.6 milyar dolar– 2008 yılı (Ağustos itibariyle) 224.9 milyar dolar
Dış borç toplamı 2002 yılı 129.7 milyar dolar - 2008 (Ağustos itibarıyla) 284.4 milyar dolar Toplam ülke borcu 2002 yılı 221.3 milyar dolar-2008 (Ağustos) 509.3 milyar dolar dır.

Buradan da görüleceği gibi iç ve dış borçlarımızın toplamı iki katından fazla katlamıştır.

Özel sektör borcu (ancak devlet garantisi ile dış borç alabilirler)

2002 yılında 43.1 milyar dolar, 2008 yılında (Mart) 190.5 milyar dolar olmuştur. Özel sektör borcunun 53.1 milyar doları bankaların, 12.8 milyar dolarlık kısmı sigorta, faktoring vs. gibi kurumların, 127.7 milyar doları ise şirketlerin borcu olarak görünmektedir.

Özel sektör, döviz kurlarındaki düşüş ve TL faiz oranlarının yüksekliği sebebiyle son yıllarda dış borçlanmaya ağırlık vermiştir ki bu tablo ekonomimiz için en kırılgan husustur. 2002 yılında Türkiye’nin ülke borcunda özel sektör oranı yüzde 33.2 iken 2008’de bu oran yüzde 65.4’e çıkmıştır.

İthalat (dış alım) ile ihracat (dış satım) arasında oluşan cari açıkta bir felakettir.

İhracat (Yıllık) 2002 yılı 36.059 milyar dolar – 2008 yılı 126.466 milyar dolar İthalat (Yıllık) 2002 yılı 51.554 milyar dolar – 2008 yılı 198.577 milyar dolar. Cari açık (Yıllık) 2002 yılı 626 milyon dolar – 2008 yılı 45.852 milyar dolar

ÇEK VE SENETLERDE DURUM

Ekonomik göstergelerden biri de piyasada dönen senet ve çeklerin durumudur.

Karşılıksız çekler 2001 yılı kriz senesindeki karşılıksız çek adeti 1.199.329 2002 yılı yani AKP’nin iktidar öncesinde karşılıksız çek adeti…… 748.493. 2007 yılı yani AKP dönemindeki karşılıksız çek adeti ………….1.397.166.

Görüleceği gibi kriz yılından daha fazla çek geri dönmüştür. Protestolu senet sayısı 2001 yılı yani kriz döneminde 859.827 adet 2002 yılı yani AKP öncesinde protesto olan senet 805.059 adet, 2007 yılı yani AKP döneminde protesto olan senet 1.470.758 adet olmuştur.

KREDİ KARTLARI VE TÜKETİCİ KREDİLERİ

Kredi kartı borçlarına taksitle ödeme kolaylığı getiren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu 6 Şubat 2005’te çıktı.

Yasa çıkmadan bir gün önce yani 25 Şubat 2005’te tüketici kredileri 14.4 milyar YTL iken, sorunlu tüketici kredileri 101 milyon YTL, kredi kartıyla yapılan harcamalar 13.5 milyon TYL iken sorunlu kredi kartı harcamaları 727 milyon YTL idi.

25 Şubat 2005’ten 19 Eylül 2008’e gelindiğinde ise sorunlu tüketici kredileri yüzde 1471.2, zorunlu kredi kartı ödemeleri ise yüzde 178.2 artış gösterdi. 5 Eylül 2008 tarihi itibarıyla ödenmeyen toplam kredi miktarıysa 3 milyar 610 milyon (katirilyon)TL yükseldi.

SICAK PARA HAREKETLERİ

Yurtdışından gelen yatırıma, istihdama ve ihracatımıza katkı sağlamaya değil finans sektörüne (yani kâra, faizle ülkemizi soymaya) yönelen sıcak para hareketleri de bir büyük faciayı bizlere (gören gözlere ve düşünen kafalara) haykırmaktadır.

Türkiye’de sıcak para 2002 yılında 8.205 milyar dolar, 2003’de 15.872, 2004’de 32.407, 2005’de 58.059, 2006’da 65.430, 2007’de 107.115 ve 2008 yılı Ağustos ayı verileri ile 94.302 milyar dolar sıcak para gelmiş. Yılsonu itibariyle bu rakam daha da artacak.

Sanayide kapasite kullanım oranı yüzde 73 geriledi. Yapılan onca özelleştirme ve elde edilen onca kaynağa rağmen borçlar iki mislinden çok katlanmasına rağmen ciddi hiçbir yatırım yapılmadı ve de 2006’da yüzde 8’lerin altına düşen enflasyon borçlardaki büyük artışa rağmen yüzde 50 oranında artarak iki yılda tekrar yüzde 12’lere tırmandı.

Son 5 yılda ihracatta katma değer oranı düştü ve yapılan ihracatın yüzde 72’si ithalata bağımlı hale geldi. Bu tablo da Türkiye’de üretimin geldiği vehamet noktasını gösteriyor.
Resmi işsizlik oranı yüzde 11’lerle sunulurken gerçek işsizler oranı yüzde 25’lerde, yani 6,5 milyon kişiye dayandı. Son bir yılda kapatılan işyeri sayısı açılan işyeri sayısını üçe katladı.

İşte buyurun… Gerçekler ile ekranlar arasında ki farkı gördünüz mü?

Peki, şimdi ne yapacağız? Acı acı sosyal patlamaları mı seyredeceğiz? Adım adım yok olmayı mı bekleyeceğiz?  
Bu yazı toplam 2754 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.