1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Hakikati Mareşal Fevzi Çakmak Anlatıyor
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Hakikati Mareşal Fevzi Çakmak Anlatıyor

A+A-
Geçenlerde Doktor okuyucumla sohbetimiz esnasında;
Cumhuriyet döneminde yazılan ve bilgi veren tarih kitap ve dergilerinden öğrendiklerimizin aksine, son yıllarda belgeli değişim anlatımları olduğundan dem vururken…
“Mustafa Kemal Paşa’nın Samsuna çıkışı olarak padişahın verdiği vazife;
İtilaf devletlerinin istediği gibi o havalideki Türklerin Rum ve Ermenilere zulümlerini bastırmak için mi?
Yoksa açıkça belirtilmeyip gizlenen bir amaç olarak Kurtuluş savaşı organizesi için mi?”. Bir türlü kesin ayırt edilemiyor. Siz ne dersiniz?” sorusuna;
Bendenizin iki yıl evveli yazdığım “Kurtuluş günlerimizde bilinmeyebilinenler” dizi yazısı izleyememiş olmalısınız.
Burada pek çok şeylerin belgelere dayanarak asıl olanları serdetmeye çalışmıştım.
Bazı okuyucularımdan izlememiş olanlar var ki. Arada bir bunları tekrarlamamı istemekteler. İnşallah ilerde daha geniş şekilde sunmaya çalışırım.
Sizin sorunuza, bugünün yeni yazılı nutuk manalarını tam kapsamayan baskılarından değil. Muhterem okuyucum Metin Türkeli’nin gönderdiği Osmanlı yazılı ilk baskısından bizzat M. Kemal Paşa’nın söylevindeki sözlerini ileri yazılarıma bırakarak…
Sadece Rahmetli Kahraman Mareşalimiz Fevzi Çakmak Paşa’nın yaşamından bir parça ile bir anısını anlatayım” dedim.
Bu anlatımımın konusu anıyı sizlere de sunmak istedim
İnşallah ileri yazılarımda bu konudaki olayları da anlatmak nasip olur Sayın okuyucular..
***
1876 İstanbul Doğumlu olan Ali Mustafa Fevzi, 1895 yılında teğmen olarak harp okulunu bitirir ve akademiye girerek 1898 de kurmay olur.
Çeşitli kademeler sonu 1914 de Tuğgeneralliğe yükselerek Kolordu, Anafartalar grup ve ordu komutanı olarak devam eder.
Vazifelerinde başarılı olmuş ki kısa zamanda (1918) Genel Kurmay başkanlığına getirilirken bu arada Korgeneralliğe de yükselir.
27 Mayıs 1919 gününe kadar bu görevi yüklenirken, bundan sonra ki faaliyetleri tarihe geçecek vazifelerle değişimler olur.
Bilhassa bizlerin okuyup öğrendiği 2. İnönü muharebesi (savaşı) zaferinin aslında İsmet Paşa değil, Fevzi Paşa’nın askerin ricat etmekte olduğunu duyar duymaz onların başına geçip Kur’andan bir mealde okuyarak ricat’ı değil vatanı kurtarmak için hücumla şehit olmanın da bir fazilet olacağını söyleyerek önde ileri atılınca askerlerde hücum ederek zaferi sağlarlar.
Bunun sonucu Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi ile o günkü Mebusan meclisinde İsmet Paşa’nın Kumandanlık azli ile Fevzi Paşa’ya Mareşallik rütbesi verilmesi ittifakla kabul edilir. TBMM tutaklarında kayıtlıdır.
Bunlar olur, ama bunların hiç olmazsa Cumhuriyet kurulduktan bir müddet sonra da olsa tarihlere geçmesi gerekirken, kendisi dâhil diğerlerinin de bu konuların açıklamaları yerine, tamamen aksi yönde söyleyişleri ve maalesef hakikati yazma yerine taraflı ve ısmarlamacı tarihçilerimizin sözde yazıları ile karanlıkta kalmış olmaktadır.
Nitekim Merhum Ecevit yıllarca kendisi bile “Vatan haini” bilgileri verirken son demlerinde “Vahdettin hain değildi” itirafıyla hakikati söylediği gibi.
Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’nın sizlere ve bizlere anlatılan ve öğretilen tarihi değiştirecek bu sır ile anlaşılıyor ki, Sultan Vahdettin'in vatansever bir insan olduğu ve kurtuluşu (İstiklal savaşının kazanılması) Anadolu'da gördüğünü apaçık ortaya çıkarmaktadır.
***
Mareşal’in sakladığı sır!

Rahmetli Mareşal’in ölümüne yakın eşi Rahmetli Fitnat hanıma söyledikleri;
“Fitnat. Öyle bir şey biliyorum ki ortaya çıkıp söylememe bugüne kadarki tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götürmeğe.
Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti.
"Paşa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler ancak Anadolu'da teşkilatlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilat kuracak, memleketi su karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin"
Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim.
Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:
"Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır"
"Hâşâ Padişahım"
"Bir namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır ?"
"Hâşâ Padişahım"
"Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?"
"Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir"
"O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?.."
Hiç düşünmeden cevap verdim:
"Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır."
Padişah elindeki kâğıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı... Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek:
"Paşa, Paşa... Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun... Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa'yı göreceğim »
(Kaynak: Vehbi Vakkasoğlu, Son Bozgun)
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle…


TEVRIYE

DÜNYA DA CEHENNEM!..

Bir Amerikan arabasına...
Bir İngiliz hanıma..
Bir Çin evine...
Bir Japon yemeğine ..
Ve bir Türk’ün aldığı maaşa...
Sahip olmaktır!..
***
Derler!..
Ahmet GÜLDAĞ
--------
* Cennet de gelecek TEVRİYE de.
Bu yazı toplam 3354 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.