Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

İZ DÜŞÜM
Yazarın Tüm Yazıları >

Günahlar ve Biz -6-

A+A-

Kişi ne kadar haddi aşsa da yine O Kâdiri mutlâk’ın kapısından ayrılmamalıdır. O (c.c)’dan başka onu teskin edecek başka bir merci yoktur. Kişi çok günah işlese de bir gün affedileceğine dâir ümitleri sönmemelidir: "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allâh'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, Gafûr Rahîm'dir/çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun; sonra size yardım edilmez." (1)
Tevbe aslında rûhi bir rahatlamadır. Kişiye psikolojik olarak iç huzûru sağlar. Tevbe ile hatâlarından, günahlarından pişmanlık duyan mümin, dua ve istiğfarlarla; ‘Pişman oldum, özür diliyorum, affet Ya Rabbi!’ diyerek Cenâb-ı Hakk’a yönelir, pişmanlık gözyaşları döker, yalvarır, yakarır. Duâdan kalktığında kendinde bir ruhsal rahatlama hâli hisseder. Sanki içini sıkan bunaltılardan kurtulmuş gibi olur, rahatlar. İşte tevbe kişiyi bu şekilde iç sıkıntısından kurtarır. Çünkü kişi kimselere söyleyemediği tüm iç sıkıntısı gizlerini kâinâtın yüce sâhibine o en büyüğe anlatmıştır, suçlarını tek tek itiraf ederek rahatlamıştır. Artık O (c.c)’na havâle edilen dertleri, sıkıntıları ve günahları bağışlamak, gidermek sâdece O sonsuz ve mutlak vâr olan Allah Teâlâ’nın işidir. O (c.c) ne dilerse güzel şeyler diler. O (c.c)’nun her yaptığı güzeldir.
Tevbe ayni zamanda işlenen günah sebebiyle dûçar olunacak azaptan kurtuluş sebebidir. “Allâh'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rüku ve secde eden, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele”2 Bir kere tevbe ettikten sonra ayni hatalara tekrar dönmek tutarsızlıktır. İcra edilen ilâhi kaynaklı işler tıpkı bir yaz-boz tahtasına çevrilemez. O zaman yapılan bu işte bir şahsiyet zayıflığı ve kararsızlık vardır. Günahlardan pişman olan kişi ciddi, kararlı, sebatlı bir biçimde tevbesini yapmalı ve verdiği sözde durmalıdır. Tevbesini sık sık bozmamalı kendini bir daha o günaha dönmeme disiplinine sokmalıdır.
Tevbe eden mümin iyi yönünü kuvvetlendirmiş olur. Tevbe bünyeye sızan mikrobu temizleyen ilaç gibidir. Halbuki böyle değil de günah üstüne günah işlendiğinde ruh ciddi olarak hasar görür, yaralanır. Tevbe ile o yaralar iyileltirilir. Tevbe sâdece dil ile şuursuzca dilenen bir özür durumunda olmamalıdır. Böylesi ‘Estağfirullah’ın tekrar istiğfara ihtiyâcı vardır. Öte yandan şeytan günah işleyen kişinin tevbesini geciktirir. Yarınlara erteletebilir. Oysaki günah büyüyüp çoğalmadan tevbe etmek daha kolaydır. "Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder." (3) (4/Nisâ, 17)
‘Nasıl olsa tevbe ederim, Allah (c.c) affedicidir.’ Düşüncesi bugün çok yaygın olan bir fikirdir. Bu tür hareket kişi için doğru bir davranış biçimi değildir. "Ve Rabbinizden mağfiret/bağışlanma dileyin (istiğfâr edin), sonra O'na tevbe edin. O da sizi tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde rızıklandırıp yaşatsın ve faziletli olan herkese kendi lutfunu/ihsânını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım." (4) Buyurularak inananlar uyarılır.
Bütün bunlara dikkat edilen yapılan bir tevbeyi Allah Teâlâ inşaALLAH kabul eder. Peygamberimiz aleyhisselâm’ın tevbeyle ilgili şu sözleri ne güzeldir; ‘(Amel) defterinin sayfasında çokça istiğfar bulunana ne mutlu!’ (5)
Günahlardan doğan sıkıntılarımız, müşkillerimiz ne olursa olsun Kur'ân-ı Kerim’in işâret ettiği yüce ahlâki prensiplerle insanın yeniden hayâta bakması, gülümsemesi mümkün. Çünkü engin rahmetiyle, sonsuz mağfiretiyle kullarını kucaklayan yüce bir Rab var. O, Azze ve Cel günahta ve amelde ‘aşırı giden’ ‘haddi aşan’ günahkarlara, yığınlarca hatâ ve kusuru olanlara bile âdeta kalpleri rahatlatır, yürekleri ferahlatırcasına ‘kullarım’ diyor. Bizi kul olarak o kötü hâlimizle dahi kabul ediyor ya bu kul için ne büyük lütuftur.
İnsan dünyâda ne olursa olsun temiz bir hayat yaşamaya özen göstermelidir. İçinde yaşadığımız şu kirli ve günahlı ortamda bu elbette kolay bir şey değildir. Ama insan elinden geldiğince irâdesiyle kirlere bulaşmamaya çalışmalıdır. Müslüman birey hayâtında zihni, rûhi, hissi kirlenmemeye müsâde etmemelidir. Müslüman ferdin kulluk dünyâsında, yaşama hakkı en az olan şeyler günah ve suçlar olmasıdır. Kulluk gereği bunları işlesek bile hemen silkinerek toparlanmalı, tevbeye sarılmalı, kendini affettirmeli. Hiç şüphesiz hatâsız, günahsız kul olmaz. Ancak peygamberler kusursuz, günahsızdırlar. O zaman üzülmeden çabucak, geciktirmeden kusurların, günahların telâfi edilme yoluna gidilmesi en mâkul çözümdür. Âdeta ‘pişmanlık yasası’ olan tevbeler günahkarlar için bir cankurtaran simididir. İyi ki böyle bir güzel aklanma hâdisesi var. Yoksa hayat biz günahkar kullar için çıkmaz bir sokağa dönerdi, ahret mutluluğunu hayal bile edemezdik. O halde üzülmek yerine inadına iyilik, inadına tevbe, inadına istiğfar kulluk reçetesidir.
---------
1) Zümer, 53-54
2) Tevbe 112
3) Nisa, 17
4) Hud, 3
5) İbni Mâce, Edeb, 57

Bu yazı toplam 6137 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.