Ahmet Turan

Ahmet Turan

PARANTEZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Güç Kimde?

A+A-
GÜNÜN SÖZÜ
Doğruluk, her türlü şartlar altında meyve verir.

DÜNYADAN
GÜÇ KİMDE

Halklar ve haklar.
İkisi de kendi alanında birer güç.
Savaş; halklar arasında olurken, barış ise hak içinde.
Savaş kuvvetin ve kudretin göstergesi. Barış ise dostluğun ve kardeşliğin simgesi.
Gücü olanın zayıf karşısında acımasız olmasını ancak ‘hak’ önler.
Zayıf olanın da, güçlü olanın da bir arada yaşama hakkı dostluğun ve kardeşliğin simgesi olan barışla sağlanır.
Barış, ‘hak’ demektir.
Yani hakkına razı olan kimseyi rahatsız etmeyendir.
Yaşları 10- 15 arasında değişen gençlerin okulun bahçesinde futbol oynarken birden kavgaya tutuştuklarını gördüm.
Birisinin yaşı küçük olmasına rağmen, kendisinden yaşça ve fizik olarak büyük birisine olanca gücüyle vurmaya çalıştığını, hatta ara sıra boyu yetişmemesine karşılık zıplayarak suratına tokat atmaya çalıştığını seyrederken birden araya girmek istedim.
Bu küçük, kendisinden büyük olana vurmaya ve hakaret etmeye çalışırken, tekme ve yumruk attığı gencin yanındaki birkaç kişi de canlarının sıkılmasına rağmen olayı çaresizlik içinde seyrediyorlardı.
Kavgayı ayırırken, olayı seyredenlere, “Siz bundan büyüksünüz ve onun arkadaşınıza acımasızca vurmasına göz yumuyorsunuz. Neden öyle yapıyorsunuz?” dediğimde, “Bunun ağabeyleri ve ağabeylerinin arkadaşları var. Hepsi üzerimize gelir” şeklindeki aldığım cevap gücün acımasızca kullanılmasının etkisini gösteriyordu.
Kuvvetin ve kudretin de bir sonu var elbette.
Ama ecdadımızın yaptığı Milli Mücadele, zayıf olanlara ve kendisini zayıf hisseden halklara başkalarının da desteklediği gücün nasıl alt edildiğini göstermeye yeter sanırım.
Kimin güçlü kimin güçsüz olduğu her zaman ayırt edilemiyor.
Bir bakıyorsunuz hep bir başkasına muhtaç duran, hep talep eden, hep yardım isteyen esasında bütün kontrolü elinde tutuyor. Hiç kimseye ihtiyacı yokmuş gibi davranan, muhtaç görünmekten kaçınan ve duygularını belli etmekten utanan ise zayıf düşüyor.
Görüntü gerçeğin yerini alıyor çok zaman.
Güçlü gibi görünen Birleşmiş Milletlere bir bakın.
Size önce Birleşmiş Milletlerin tanımını hatırlatayım.
24 Ekim 1945'te kurulmuş dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüt. Birleşmiş Milletler kendini "adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş" olarak tanımlamakta. Uluslararası İlişkilerde, kuvvet kullanılmasını ilk olarak evrensel düzeyde yasaklayan ilk antlaşma BM Sözleşmesi'dir.
Örgütün, kurulduğu yıllarda 51 olan üye sayısı şu an itibariyle son katılan üye Karadağ dahil 192'ye ulaşmıştır. Yani 192 ülkenin bir arada olduğu güçtür.
Örgütün yönetimi New York'ta (ABD )’de bulunan genel merkezinden yürütülür.
Bu güç İsrail’e dur diyemiyor.
Gelelim İsrail’e.
Lübnan’a saldırdı.
Saldırısında tüm askeri gücünü ve destekçilerini devreye soktu.
ABD’den sağladığı silah gücüne rağmen Hizbullah’ın önünde perişan oldu.
İsrail’in Filistin ve Lübnan’da yaptığı masum halk üzerindeki saldırıları doğrusu insanlık adına bir dram oluşturuyor.
Bu çağda para ve petrol gibi maddi gücü olmayan ama yaşama gibi insanın temel hakkı olan değerlerin hiçe sayıldığını görüyoruz.

BİR HİKAYE
Dünyaca ünlü petrol şirketi Shell’in yöneticileri Vatikan’da Papa ile yalnız görüşmek için randevu isterler ve gelirler. Randevu talebi baş başa görüşmek için yapılınca merak da artar tabi…
Dışarıda bekleyen kardinaller kapıya yaklaşarak büyük bir merakla odadan gelen seslere kulak kabartırlar...
İçeriden, “Kabul ederseniz bir milyar dolar veririz” sözleri yansır. Papa’nın buna, “Hayır kabul edemem” cevabı verdiği işitilir. Konuklar ısrarcıdır. Giderek artan bir ısrarla teklif bedelini sürekli yükseltirler. 2 milyar dolar, 5 milyar dolar, 10 milyar dolarlı rakamların teklif edildiği duyulur... Papa’nın yine de, “İmkânsız, olamaz” diye direttiği anlaşılır.
Kapıda tartışmaya kulak kabartan kardinaller bu noktada daha fazla dayanamayarak odaya dalarlar. Papa’ya dönerek, “Efendim, bu paraya kilise olarak ihtiyacımız var, niçin kabul etmiyorsunuz?” dediklerinde, Papa’nın cevabı; “Amerikalı dostlarımız, bütün kiliselerde okunan dualardan sonra papazlarımızın, ‘Âmin’ yerine ‘Shell’ demelerini öneriyorlar. Nasıl kabul edebilirim ki?” olur.

Kasmayın kendinizi.
Kirlenen sadece dünya değil… Hangi dinden olursa olsun müntesipleri bağlamında tüm dünyada ciddi bir kirlenme, kişilik ve kültür erozyonu var.
Güce karşı eğilme başladı.
Paylaşma ve hoşgörünün yerini saldırı aldı.
Hele, hele yaşama hakkı.
Ekonomik ve askeri güce bağımlı oldu.
Satın alınabilir, tadil edilebilir, bir kısım teklifler karşılığında üzerinde düşünülebilir birer meta haline geldi insanı insan yapan değerler…
Sonuçta da ortaya böyle tablolar çıkıyor.
Kapalı kapılar arkasında kalanlar ise çok daha vahim.
İnsanlığın ve işlerin arka planları da oldukça karışık hal alıyor.
Aslında sadece sonuçları tartışmakta nedenleri gölgeliyor.
Dünya hepimize yeter de artar bile.

FIKRALARDAN SEÇMELER
İçi yananı Allah bilir

Nasreddin Hoca bir gün zengin ama cimri bir adama misafir olur... 
Adam cimri ya Hocaya bal ve bayat ekmek ikram eder... 
Hoca bakar ekmek bayat ne yapsın balı eliyle yemeye başlar. 
Balın gittiğini gören cimri adam: 
-Hoca ne yapıyorsun ekmeksiz bal insanın içini yakar\' der 
Hoca balı bitirir ve cevap verir: 
-Allah kimin içinin yandığını biliyor....
Bu yazı toplam 4702 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.