Adnan Özkafa

Adnan Özkafa

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Genel Başkan

A+A-

Bir partinin yetkili kurulları, organları, Genel İdare Kurulu, İstişare Heyeti, MKYK’sı, vesairesi olur ama bunların “en üstünde” Genel Başkan olur.

Genel Başkan o kurullarla gerekli toplantı ve istişareleri yaptıktan sonra halkın karşısında, basının karşısında, dosta düşmana karşı açıkça muhatap olur, partisini o temsil eder, son sözü o söyler.

İşin normali, yakışanı budur.

Ama Türkiye’de bazı gariplikler her zaman olagelmiştir.

Yıllar önce Milli Görüş davasının kurucusu, lideri Erbakan Hoca siyasetten men edilince onu yerine Recai Kutan yıllarca Genel Başkanlık yaptı. Hatta Milli Görüş tarihinde Recai Kutan’ın Genel Başkanlık süresinin Erbakan Hoca’nın Genel Başkanlık süresinden daha uzun olduğu konuşulur.

Aynı sebeblerle Demirel siyasi yasaklı iken de Hüsamettin Cindoruk bir süre “emaneten” DYP Genel Başkanlığı yapmıştı. O zamanlar sıkıştıkça “Demirel’e bir danışmamız lazım” anlamında “Bir Bilen’e danışmamız lazım” sözü darb-ı mesel haline gelmişti.

Bugün Ahmet Davutoğlu AK Parti’nin Genel Başkanı’dır, her ne kadar seçim sonrası istifa etse de aynı zamanda Başbakan’dır.

Ama gel gör ki tam bir Genel Başkan gibi, Başbakan gibi davranabilme hürriyetine, yetkisine sahip değildir.

Milletvekili tesbitinden, Bakan atamaya, Bakanlar Kurulu’nu nerede ne zaman toplama kararından, şu anda koalisyon seçeneklerini konuşmaya kadar kendi hür iradesiyle karar veremiyor.

Her ne kadar son günlerde partiden bir açıklama yapılıp “Sayın Başbakanımız bu konularda tam yetkilidir” dense de Davutoğlu’nun nereye, kime bağlı olduğunu cümle alem biliyor.

HDP’nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş bir taraftan İmralı, bir taraftan Kandil’den gelecek talimatlara göre hareket eden bir konumdadır. Seçimin hemen ertesinde “Yüzde 13 içinde emanet oylar da var” derken daha sonra oralardan gelen ikazla sözünü geri aldı, başka şeyler söyleme başladı.

O da kendi göbeğini kendi kesebilen bağımsız bir Genel Başkan değildir.

Aynı durum SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak için de geçerli. Eskiden Erbakan Hoca sağ ama yasaklı olduğu için Recai Kutan emaneten bu işi götürmek zorundaydı. Kimse de bir şey demiyordu. Ama şimdi böyle bir mecburiyet olmadığı halde çarpık bir durum var.

Açıkça Genel Başkanlık yapması önünde bir engel bulunmayanlar sahneye çıkıp bu işi yapmak yerine, davul bir yerde, tokmak bir yerde işi götürmek istiyorlar. Bu anlayış partiye bir tane oy getirmediği gibi çok büyük eleştirilere de sebep oluyor.

Bir de olaya “Erbakan rolüne bürünme” sevdası katılınca gel de işin içinden çık.

 Lider Erbakan Hoca öldü, kimse onun yerine “Lider” olamaz. Partiye “Genel Başkan” olmak isteyen varsa buyursun olsun, olmuyorsa fedakarane, cafakarane bu işi yapan insanları rahat bıraksın.

Hem Davutoğlu, hem Demirtaş, hem de Kamalağın işi gerçekten zor.

Genel Başkan önce kendine güvenip öz güvenle ortaya çıkacak ki halk ta ona güvenip dinlesin, sözüne itibar etsin.

 Hasılı, Genel Başkan;

“Yönetilen” değil, “yöneten” olmalı,

 “Görev verilen” değil, “görev veren” olmalı,

“Talimat alan” değil, “talimat veren” olmalı ki Genel Başkan olabilsin.

Bu yazı toplam 6062 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.